
Bana Şans Dile'nin vizyona girmesiyle beraber kafamız karıştı biraz... Evet kaçımız düşündük acaba şiddete başvurmanın son çare olduğuna karar veren gençlerin akıllarından geçenleri?
Kaçımız yalnızca gözümüzün gördüğü sahneyi değil, bu sahnenin oluşum sürecinde etkili olan sebepleri değerlendirmeyi göze alabildik? Aklı başında yetişkinler olarak çocuklarımıza haksızlık ettiğimizi çünkü onları yeterince sevmediğimizi, yeterince dinlemediğimizi, anlamak için kafa yormadığımızı kısacası onları birer birey olarak değil kendi değer yargılarımıza gore şekillendirmeye çalıştığımız oyun hamurları olarak gördüğümüzü kaçımız kendimize itiraf edebildik? Büyüdük artık biz tecrübeli, güçlüyüz derken aslında koskoca bir yalanın ardına saklandığımızı, yaşadığımız hayatın efendisi değil kölesi olduğumuzu kaçımız idrak ettik?
Sorular çoğalabilir ve biz cevap vermekten kaçınarak mutlu hayatımıza devam edebiliriz aymazlıkla… İşte tam da bu sebepten sorgulayan, haykıran, korkularıyla yüzleşmeye çalışan bir çocuk bizi şaşırtabilir, korkutabilir. Onun kendi benliği adına, kendine rağmen verdiği bu mücadele bizi utandırabilir hatta. Oysa bal gibi farkındayızdır artık o çocuğun kendi devrimini yaşadığının ve asla geri dönemeyeceğinin. O küçük, o sıradan çocuk bizim göze alamadığımızı yapmaktadır. Kırgınlıklarının, itilmişliğinin, sevgisizliğinin hesabını sorar, korkularıyla yüzleşir. Oyuncağı tehlikeli bir silahtır ama O bu sayede de olsa kendini özgürce ifade eder ilk defa,oyunun kurallarını kendi belirler kralı da soytarıyı da canlandırmayı göze alarak…
Gus Van Sant’ in “Fil” adlı filmini hatırlayın. Kahramanlarımız Alex ve Eric duşta öpüştüklerinde söyledikleri şey daha önce kimseyle öpüşmedikleriydi. 2006/Endonezya yapımı “Ekskul” ‘da kahramanımız Joshua’nın yaşadığı flashbackler daima tartaklandığının, taciz edildiğinin, hiç dosta sahip olmayıp hiç sevilmediğinin göstergesiydi.
Yönetmenliğini Ben Coccio ‘nun yaptığı 2003 yapımı “Zero Day” ‘de kahramanlarımızdan biri olan Andre’ nin şu repliği belki de yaşadığı haksızlıkların acımasızlığına ve soğukkanlılığına bedellendiğinin bir kanıtıydı; “Hayat adil değil, bizim yaptığımızda skoru biraz daha arttırmak yalnızca…”
Çözülen ayakkabı bağcığımızı bağlamak kadar olağan seyreden bir hayatın içinde bir sabah uyanan, belki de o sabah uyandıkları son sabah olan ve o sabahın diğer tüm sabahlardan farklı olduğunu ve hiçbirşeyin artık eskisi gibi olmayacağını anlayan çocuklar bile bile mi lades dediler yoksa önceden belirlenmiş ortak bir kaderi mi paylaştılar habersizce bilinmez.
Sözü, bu bilinmezlikte bize düşen payı en güzel şekilde ifade eden Marilyn Manson’ a bırakalım ve sorgusuz sualsiz geçen mutlu yaşantımıza geri dönelim.
Micheal Moore: -Eğer Columbine Lisesi’nde eylem yapan çocuklara birşey deme şansınız olsaydı, onlara ne derdiniz?
Marilyn Manson: -Hiç birşey. Yalnızca diğerlerinin yapmadığını yapar ve onları DİNLERDİM.
- Uluslararası İşçi Filmleri Festivali başladı
- 27. İstanbul Film Festivali
- Joel & Ethan Coen
- !F İstanbul Başlıyor!
- Filmekimi'nde ne var ne yok?
- Otel Odalarının Cazibesi
- Filmekimi'ne hazır mısınız?
- "Şantör" Sade ve etkileyici bir öykü...
- Simpsonları yakından tanıyalım
- Kim demiş ateşle barut yan yana durmaz diye...
- Kim bu "just like a woman" Edie Sedgwick?
- İçinden Seçim Geçen Filmler / Agah Özgüç
- Türk Filmlerine Genel Bakış
- Hayat’da Sinema keyfi bir başka...
- Dönüşüme hazır mısınız?


Kanal'1 de bu akşam saat 21:20'de Jackie Chan'den soluk soluğa izleyeceğiniz bir macera Altın Yumruk İstanbul'da ekrana geliyor.

Kim ne derse desin, sözcükler ve düşünceler dünyayı değiştirebilir.










