
Şantör filminin yönetmeni Xavier Giannoli ve başrol oyuncuları Gerard Depardieu ile Cecile De France’in filmle ilgili özel söyleşileri...
ŞANTÖR’ü yapma fikri nereden aklınıza geldi?
Duygu ve düşüncelerimi açık seçik ifade edebilmiş olsaydım böyle bir filmi çekmeme gerek kalmazdı sanıyorum. Buradaki örnek, müzik ve şarkılardır. Bugüne kadar yüzlerce müzik ve şarkı dinledim. Bir şarkı dinleyince neler olur, neden beni etkiler, o müzik benim için neden önemlidir gibi sorular üzerinde hep düşündüm. Sanırım herkes bu duyguyu hissetmiştir. Çünkü bu evrensel bir duygudur.
Bu filmi yapmanıza yol açan özel bir sebep var mıydı?
Etkilenimlerimi soruyorsanız, mutfakta opera ve Korsika halk şarkıları söyleyen babamı anımsıyorum. Babam sabahın erken saatlerinden gece yarısına kadar sürekli şarkı söylerdi. Ayrıca “Les Paradis Perdus”u yazan Christophe’u çocukluğumdan beri tanırım. Bu yüzden filmin çekilmesinde dolaylı yollardan da olsa onların etkisi vardır. Şarkıcı fikri de buradan doğmuştur.
Senaryoyu yazarken aklınızda Gérard Depardieu var mıydı?
Evet. Gençlik yıllarımdan beri çalışmak istediğim bir aktör. O benim David Bowie’m veya Mick Jagger’im. Size naif gözükebilir ama günün birinde onunla çalışacağımdan hiç kuşku duymadım. Senaryoyu ona yolladım. Okudu ve evet dedi. Bu kadar basit. Benim süperstar aramadığımı, sadece gerçek bir aktör aradığımı biliyordu. Ona duyduğum saygıyı göstermenin tek yolu filmimde oynamasını sağlamaktı.
Ve şarkı söyleyebiliyordu!
Şarkı söylediği sahnelerde dublaj yapma konusu gündeme gelmedi. Pavarotti gibi söylemesini zaten beklemiyordum ama gayet iyi ve profesyonel bir ses tonu vardı. Filmin ele aldığı konunun önemli bir parçası da şarkı söylemesiydi. Beraber stüdyoya giderek onun ses rengine uyan şarkıları denedik. Bazı şarkılar belirli bir tercihe göre seçilmişti.
Cannes Festivali’nin resmi yarışmalı bölümüne seçilmesinin sizin için anlamı ne?
Festival yönetmeni Thierry Frémaux’a şükran borçlu olduğumu hissediyorum. Cannes Festivali bence dünyanın en büyük festivali, en büyük kültürel olayıdır. Biraz gergin olmam doğaldı ama ünlü kırmızı halıda aktörlerimin, teknik ekibimin, Chanone ve Christophe’un siluetlerini görünce o kadar hoşuma gitti ki, gerginliğimden eser kalmadı.
Şarkıları İngilizce’ye nasıl çevirdiniz?
Altyazılarda şarkı söyleyemezsiniz, onları sadece okursunuz. Bu yüzden ritmler, danslardaki adım sayıları gibi konular problem olmadı. Zaten çeviri denilen olay, doğası gereği bir yorumlamadır. Gerçek problem ise “L’Anamour” adlı şarkının yabancı dile çevrilemez olmasında karşımıza çıktı. Nasıl yapılabileceği konusunda fikriniz var mı?
Gérard Depardieu ile Söyleşi
Xavier Giannoli bu rolü size nasıl tanımladı?
Bu endüstride net vizyona ve keskin zekaya sahip olan, ne üzerine konuştuğunu çok iyi bilen, sinema ve müziğe sınırsız sevgiyle bağlı bir insanla tanışmak sürpriz oldu. Xavier’in çok geniş film kültürüne sahip olduğunu gördüm. Burada kastettiğim değişik fikir ve sistemlere, tüm film tarzlarına açık bir insan olması. Genel anlamda ise eleştiri ve polemik yönü güçlü bir beyne sahip olduğunu gördüm ki, bu özelliğini takdir ettim. Zor bir insan izlenimi veren ateşli karakter yapısı var. Ancak ben bunun ondaki mükemmeliyetciliğin sonucu olduğunu düşünüyorum. Kısacası yaptığı her şey kendi kişiliğini yansıtıyordu.
Bir şarkıcıyı oynadığınız için endişeye kapıldığınız oldu mu?
Portresini çizdiğim Alain Moreau karakteri müziği ve şarkı söylemeyi seven, insanları dans ettiren bir adam. Bu açıdan bakınca Serge Gainsbourg’un şarkılarını yorumlamak o kadar da zor olmadı. Sonuçta bütün mesele Gainsbourg’u, Christophe’u ve diğer ünlü şarkıcıları mimiklerle taklit etmeden oynamaktı. Çünkü Alain Moreau karakteri onları taklit etmeden kendi tarzında yorumluyordu.
Bu filmde kendinizi uzun zamandır yapmadığınız kadar ortaya koyduğunuz gibi bir izlenim ediniyoruz…
Farklı bir açıdan da olsa kesinlikle… Bu endüstride kendisini ifade etmekten korkan çok sayıda insan var. Bir de onların masaya getirdiğini kullanan diğer insanlar var. Ben kolay etkilenen bir insan değilim. Sadece aptallar kolay etkilenir. İnsanlar kendileri olabildiği zaman sorun yoktur. Parisliler’de artık gerçeklik, otantizm veya gizem gibi duygular kalmadı. Buna karşılık Giannoli’nin yarattığı karakterleri hiçbir noktada yargılamadığını görüyoruz. Eskiden Jean Renoir’in sevdiği şekilde seviyor karakterlerini… Böyle filmlerin büyümesini, yükselmesini istiyorum.
Cécile De France ile Söyleşi
Marion karakterini Xavier Giannoli size nasıl tanımladı?
Hayat onu kırılgan ve alıngan yapmıştır. Kocasını terk etmiş ve çocuğunu pek sık görmez. Kendi kimliğini arayan biri. Kendinizi aradığınızda, kaçınılmaz olarak başka insanlarla karşılaşırsınız. Onun karşılaştığı kişi ise, sanki başka bir gezegenden gelmiş gibi olan Alain Moreau’dur.
Bu bir aşk öyküsü…
Evet, alışılmadık ve sıra dışı bir aşk… Birbirlerine yardım ediyorlar ve birbirlerine dönüşüyorlar. Belki çok erken, belki çok geç olan bu ilişkinin ardından hiçbir şeyin artık eskisi gibi olmadığını görüyoruz. İkisinin de hayatları boyunca asla unutamayacağı çok özel bir andır. Sonsuza dek sürmeyeceğini ikisi de bildiği için bu konu üzerinde pragmatik düşünmezler. İkisi de kargaşa ve telaş içindedir.
Başroldeki erkek oyuncunun Gérard Depardieu olması nedeniyle rolünüze özel bir yaklaşım gösterdiniz mi?
Portresini çizdiğim Marion karakterinin kendisini Alain’e bırakması gibi, ben de kendimi Gérard’a bıraktım. Elimden tuttu ve yönlendirdi. Çok ünlü ve çok tecrübeli bir aktör olduğu için “Gérard ve büyük orkestrasının üyesi” muamelesi yapabilirdi ama yapmadı! Çok keyif aldım ve gerçek anlamda etkilendim. Prova yapmadık, ilk çekimden itibaren adeta suya balıklama atlar gibi çalıştık. Xavier en başından itibaren aktör, karakter, kurgu ve gerçekliğin bir araya gelip aynı noktada birleştiği o çok ender anların peşindeydi.
Sizi ilk defa olarak umutsuzluk anları yaşayan bir kadını oynarken görüyoruz…
Xavier gibi bir yazarın bu tip bir rol için bana güvenmesinden büyük heyecan duydum. Ancak bunun sebebi sadece Marion’un odasında yalnız kaldığında umutsuzluk ve her şeyden vazgeçme duygularının etkisiyle kendisini harap etmesi değildi. Marion karakterinin kendisini tamamen kaybettiği anlarda bile hırçın bir görünüm sağlamalıydım. Xavier’in bu rol için beni seçmesinin sebepleri arasında dobralığım, dürüstlüğüm olabileceği gibi Belçikalı oluşum da olabilir. Başka bir deyişle “yabancılığım” yüzünden de seçmiş olabilir diye düşünüyorum.


Paul Walker, Cameron Bright ve Vera Farmiga'nın oynadığı Kaçış adlı aksiyon filmi bu akşam 20:30'da Atv ekranlarında...

Geç gelmesi hiç gelmemesinden iyidir.











