
Santa Barbara’lı zengin bir ailenin kızı olan Edie Sedgwick'ın soyu İngiltere Kraliyet Ailesi’ne uzanan köklü ve varlıklı bir aileden geliyordu. Babası Francis Minturn “Duke” Sedgwick, doktorların çocuk sahibi olmaması gerektiğini söyledikleri bir ruh hastasıydı. Duke ise bu tavsiyeye sekiz çocuk yaparak cevap vermişti. Kalabalık bir ailede büyüyen Edie, iki erkek kardeşini genç yaşta kaybetti. “Minty” 26. doğum gününden önce kendini asmıştı, “Bobby” ise Yılbaşı gecesi Harley Davidson’ını bir otobüse doğru sürmüştü. Edie'nin babasından nefret etmesinin en büyük sebebi kardeşlerinin ölümünden babasını sorumlu tutması olarak biliniyor.
Edie’nin babası gerçekten hiçbir tanıma sığmayacak kadar korkunç derecede hastaydı. Karısının arkadaşlarını, çocuklarının arkadaşlarını ve Edie’nin söylediğine göre kendisini bile taciz ediyordu. Edie Harward’a gitmek için California’dan ayrıldığında çoktan akıl hastanelerinde yatmış, anoreksia tedavisi görmüş ve kürtaj olmuştu.
1960’lı yıllarda sanat eğitimi almak için New York’a gelen Edie, dış görünüşü ve kişiliğiyle öncelikle çağın önemli ismi Andy Warhol’u etkiler. Bembeyaz teni, siyah göz sürmeleri, koyu renk saçlarındaki platin meçler, avizeyi andıran küpeler, beyaz bir paltonun altından görünen siyah külotlu çoraplı çırpı gibi bacaklarla Edie bir moda ikonuydu, harikuladeydi...
Harward’daki bütün züppe erkekler irileşmiş gözbebekleriyle karanlığın içinden bakan bu ürkek ve güzel kızla birlikte olabilmek için birbirleriyle yarışıyorlardı. Ancak Oöteki kızlar gibi değildi. Sevgililerinin aileleriyle tanışmaya gittiğinde masadan kalkıp çimenlerin üzerinde yürüyor ve üzerindekileri çıkartıp öylece sere serpe güneşlenebiliyordu.
Beyazperdede Jean Seberg’lerin olduğu ‘yanardöner 60’larda, narin vücudu ve kırpılmış saçlarıyla Edie yepyeni bir yüzdü. Kimse daha önce onun gibi bir şey görmemişti; saydam bir mayo, siyah külotlu çoraplar ve bir süveterden başka bir şey giymiyor, metroya bikinisinin üstüne geçirdiği sabahlıkla biniyor, partilerden çıkmıyordu. Paris Hilton’a kadar uzanan parti kızı kimliğinin ilk sahibi O oldu... Ancak o hiçbir zaman bir Paris Hilton olmadı... Kimse onun nerede olacağını bilmezdi, önceden önüne kırmızı halılar serilmezdi. Dönemin en önemli iki yıldızı Andy Warhol ve Bob Dylan’ın ilham perisi olmak ona yetmişti. O bir yer altı perisiydi. Marilyn Monroe’yla Joan D’arc arasında bir yerdeydi.
1960’larda New York’un yer altı sanat dünyası, Pop Art akımının dahilerinden Andy Warhol’un sayılırdı. New York’ta bir teras katındaki duvarları alüminyum folyoyla kaplı eski bir şapka Fabrika’sında, alternatif kültürün sanatçılarını etrafında topluyor ve seri üretim nesnelerini kullanarak burjuva ahlak kurallarına karşı duran eserler veriyordu.
Umursamazlığı bir afrodizyak gibi kullanan Edie, Fabrika’ya adım attığı ve siyah gözlerini Warhol’a diktiği anda onun ruhunu çalmıştı. Kısa zamanda Edie, Warhol filmlerinin yıldızı olacak ve Fabrika’nın kraliçesi ilan edilecekti. Artık o ve Andy’nin isimleri beraber anılacaktı.
Edie saçlarını Andy’ninkilere uysun diye gümüş rengine bile boyatmıştı. Fotoğrafları Vogue ve Life dergilerinde yer almaya başladı. Oğlansı görüntüsü uniseks modasının ilk örneğiydi. Ancak pürüzsüz yüzündeki meleksi ifadeyi hiç silmediği hatta her gün yeni bir kat makyajın altına gizlediği söylenen Edie pillerini çabuk tüketiyordu. Alkol ve uyuşturucu yüzünden giderek bir hayalete dönüşmeye başlamıştı. Ağzında yanan bir sigarayla uyuyakalıyordu. Hatta bir defasında kaldığı odada mumları devirip yangın çıkarmıştı.
Onun adına şarkılar yazmış bir çok sanatçıdan biri de Bob Dylan’dı. “Just Like a Woman,” “Leopardskin Pillbox Hat,” hatta “Just Like a Rolling Stone,” ona adanan Dylan şarkıları arasındaydı.
Edie, rock şarkıcısına sırılsıklam aşık olmuştu. Ağabeyinin söylediğine göre ikisi arasında bir ilişki vardı ve Edie aşırı dozdan hastaneye kaldırıldığında hamile olduğu ortaya çıkmıştı. Ancak doktorlar aşırı doz ve anoreksiden dolayı bebeğin sağlığından endişelendikleri için onu kürtaja ikna etmişlerdi. O günlerde Dylan’ın sevgilisi Joan Baez’di ve Warhol gaddarca ona Bob Dylan’ın Sara Lownds ile evlendiğini söylediğinde Edie iyice yıkılmıştı. Son bir güçle Fabrika’yı ve Warhol’u terk etti.
Ancak ekonomisi bozulmaya başlamıştı. Vogue, adı uyuşturucu bağımlılığıyla beraber anılan batağa saplanmış biriyle çalışmak istemiyordu. Artık yeni taşındığı ünlü Chelsea Hotel’indeki odanın ücretini bile ödeyemeyecek duruma gelmişti.
Son filmi ”Ciao! Manhattan”da üstsüz otostop çeken ve odasını evinin boş havuzuna taşıyan kendinden bile daha tuhaf bir karakteri canlandırdı. Filmin çekimleri bittikten birkaç hafta sonra da aşırı dozda barbiturat alarak hayatına son verecekti. Öldüğünde rehabilitasyon merkezinde tanıştığı Michael Post ile evliydi Yirmiden fazla şok tedavisi geçirmişti ve uyuşturucudan beynine giden damarlar bile tıkanmaya başlamıştı.
Onun hayatı kötü bir kazaydı. Bir apartmanın en üst katından düşen oyuncak bir bebeği andırıyordu. Üst üste taklalar atıyor, kendini toparlayıp bir yere tutunamıyor ve her seferinde biraz daha parçalanıyordu. Sonunda yere düştü ve hiç başlamaması gereken bu lanetli hikaye sona erdi. Bir çocuk melodisini andıran bir müziği olmalıydı ama o kendi yıkım senfonisini daha doğmadan bestelemişti.
- Altın Portakal heyecanı başladı!
- Filmekimi: Sinemaseverler sezonu açıyor!
- Uluslararası İşçi Filmleri Festivali başladı
- 27. İstanbul Film Festivali
- Joel & Ethan Coen
- !F İstanbul Başlıyor!
- Filmekimi'nde ne var ne yok?
- Otel Odalarının Cazibesi
- Okulda Şiddet- Beni Dinleyin
- Filmekimi'ne hazır mısınız?
- "Şantör" Sade ve etkileyici bir öykü...
- Simpsonları yakından tanıyalım
- Kim demiş ateşle barut yan yana durmaz diye...
- İçinden Seçim Geçen Filmler / Agah Özgüç
- Türk Filmlerine Genel Bakış


CNBC-e'de bu akşam 22:00'da Ne Yaptığını Biliyorum adlı 1997 yapimi korku-gerilim filmi ekrana geliyor.










Seanslar
Fragman

