
Bugünlerde kendi kendime sorduğum bir soru var... Acaba yaşamım boyunca kaç tane daha Ferzan filmi seyredebileceğim? Yani bir ömür yetecek mi bu filmlere doymaya? Cevabı hazır aslında; hayır! Ne yazıkki “Bir Ömür Yetmez”, yetmeyecek Ferzan’ı seyretmek için ve kaçıracağım filmlerini düşündükçe buruk bir sızı kaplıyor içimi.
Sinema.com takipçilerinden Şükran Gören'in yazısı...
Ferzan Özpetek’in yeni filmi “Bir ömür yetmez” geçtiğimiz cuma günü vizyona girdi. Buram buram Ferzan kokan, lezzetli bir film daha dökülmüş bu usta yönetmenin yüreğinden. Filmin başlangıcındaki jenerik yazılarının geçişinden anlıyorsunuz bunu.
Siyah zemin üstünde yazılar akarken, arkada bir hayat yaşanmaya başlamış bile. Sadece sesini duyduğunuz bu hayatın içine gireceksiniz birazdan. Çok etkili bir giriş şekli bu, bana biraz da Pedro Almadovar filmlerini anımsatıyor.
Yazarlar, şairler ve yönetmenler, farklı hayatları yorumluyor görünseler de, her bir eserde, belki isteyerek belki de farkında olmadan, yüreklerini açıyorlar bizlere. Ferzan da yüreğini açmaktan korkmayan bir yönetmen. Belki de filmlerindeki bu lezzet, cesaretinden ve naifliğinden geliyordur.
Bu filmde bir fazla olarak, evini de açmış bize Ferzan. Filmde hikayenin etraflarında döndüğü iki karakter, Lorenzo (Luca Argentero) ve sevgilisi Davide’nin (Pierfrancesco Favino) yaşadığı ev, Ferzan’ın İtalya'daki evi. Çekim yapacakları platoda çıkan sorun yüzünden, kendi evini kullanmayı tercih etmiş.
Gidemeyen insanlar…
Filmin ince detaylarına gelince; filmin ilk yarısında, Ferzan filmlerinden aşina olduğumuz sarsıcı sahneler yok. Tam “biraz hafif kalmış diğer filmlerine göre” dediğim sırada ikinci yarı başladı ve ben anladım ki; Ferzan ilk yarı, bizi gelecek sarsıntılara hazırlamış. İnsanı koltuğuna mıhlayan sahneler gelmeye başladı peşi sıra.
Arkadaşlarının morgda yatan Lorenzo’ya veda töreninde, gerçeğe meydan okuyarak, yürek çağrısına uyan Laura’nın (Isabella Ferrari), sedyedeki soğuk bedene değil de, yaşam dolu haline veda etme sahnesi. Karısını aldatan Antonio (Stefano Accorsi), eşi Angelica (Margherita Buy) ve sevgilisinin buluşma sahnesi.
Yaşanan korku, tedirginlik, kıskançlık, utanç ve bütün bunlara rağmen önlenemeyen merak duygusunu oyuncular öyle iyi vermiş ki, siz de o odanın içine girip o duyguları onlarla yaşıyorsunuz. Korkuyorsunuz, utanıyorsunuz. Filmdeki Türk oyuncu Serra Yılmaz’ın performansının gözler önüne serdiği bir gerçek var, o da şu; fiziki anlamda ne kadar üstün olursanız olun, oyunculuk yetenek ister. Ve bu bağlamda oyuncu seçmek için iyi bir yönetmen olmalısınız.
Film; bir insanın sevdiği, hayatına ortak ettiği insanlardan yaşanan her şeye rağmen kopmamasını, kopamamasını, Sezen’in bir şarkısında tabir ettiği gibi, gidemeyen insanları anlatıyor. Kavgalar, ihanetler, kıskançlıklar insana özgü hiç bir davranış kopartamıyor o bağı.
Aşkın cinsiyeti yok!
Ferzan’ın diğer filmlerinde olduğu gibi bu filmde de aşkın cinsiyeti yok! Cinsel tercihleri farklı olan kişilerin aşkını, cinsel yaşamlarını, seyirciyi rahatsız etmeden anlatımı çok iyi.
Okunan bütün kitaplar ve seyredilen bütün filmler, insanın ufkunu genişletmesi için çok güçlü aynı zamanda keyifli bir araç. Sığ düşüncelerden sıyrılıp, derin düşünebilme yeteneğini kazandırıyor insana.
Bir kağıt parçasından ya da bir perde üzerinden girdiğiniz hayatlar, yaklaşımlarınıza yön veriyor. Bunun olumlu etkisi ise; hoşgörü olarak etrafınıza yansıması. Bu derin, hoşgörülü insan olma yaklaşımını size kazandırabilecek yönetmenlerden biri Ferzan Özpetek!
Ses kuşağındaki Türk ezgileri
Filmin müziklerini Giovanni Pellino yapmış. Ferzan filmlerinden aşinalığımız olan, araya serpiştirilmiş Türk parçaları var, Işın karaca’dan “Bitmemiş Tango” ve Nil Karaibrahimgil’den "Pırlanta".
Bunun yanında müziklerde enstrumantal parçalar çoğunlukta. Özellikle bir parça varki “Remedios” sizi alıp götürüyor ve her dinlediğinizde, üstüne değişik sözler yazıyorsunuz.
Film çıkışı
Filmden çıktığımda çok mutluydum... Oysa salonda, göğsümün sol tarafına aldığım kurşunlarla koltuğuma mıhlanmış olarak ve gözyaşı dökerek seyretmiştim filmi. Ferzan sayesinde girdiğim hayatlar, yaşadığım hayatın bir noktasını vurmuştu. Yediğiniz bir çikolatanın damağınızda kalan lezzeti gibiydi bu film. Hüzünlüydüm ama bir o kadar da mutlu!
Hala seyretmediyseniz gidip seyredin, inanın bana hak vereceksiniz... Ve siz de kendi isteklerinizce, kendinize soracaksınız “bir ömür yeter mi” diye.
- Altın Portakal heyecanı başladı!
- Filmekimi: Sinemaseverler sezonu açıyor!
- Uluslararası İşçi Filmleri Festivali başladı
- 27. İstanbul Film Festivali
- Joel & Ethan Coen
- !F İstanbul Başlıyor!
- Filmekimi'nde ne var ne yok?
- Otel Odalarının Cazibesi
- Okulda Şiddet- Beni Dinleyin
- Filmekimi'ne hazır mısınız?
- "Şantör" Sade ve etkileyici bir öykü...
- Simpsonları yakından tanıyalım
- Kim demiş ateşle barut yan yana durmaz diye...
- Kim bu "just like a woman" Edie Sedgwick?
- İçinden Seçim Geçen Filmler / Agah Özgüç


CNBC-e'de bu akşam 22:00'da Ne Yaptığını Biliyorum adlı 1997 yapimi korku-gerilim filmi ekrana geliyor.

Kimseye zarar vermeden gitmek en iyisi.








Seanslar
Fragman

