Yine Oscar yollarında...

Renée Zellweger’in nasıl olup da böyle soyadına sahip bir Amerikalı olduğunu düşünüyorsanız, baştan uyaralım: Köken anlamında kendisi, düşünce ve yaşam biçimi olarak ABD’ye çok uzak coğrafyalarla ilişkilidir; ama her ne hikmetse, bu uzaklığı reddettirtecek kadar Amerikalılaşabilmiş, o kadar evrilmeyi başarabilmiştir, tabii ki soyadını muhafaza ederek. Evet, Renée Kathleen Zellweger, 1969’un 25 Nisan’ında, Texas’ın Katy kasabasında doğmuş; doğmuş doğmasına, ama İsveç doğumlu, mühendis bir babayla, Norveçli, hemşire bir annenin kızı olarak. Şu anki kimliğine bakarak, ailesinin kökeni kadar şaşıracağımız bir nokta daha var: Renée’nin içine doğduğu bu Katy kasabası öylesine küçükmüş ki, ne kablolu TV, ne de bir sinema salonu mevcutmuş. “Ee, Türkiye’de hâlâ koskoca şehirler bile var bu ikisinin adının bile bilinmediği” demeyin, ABD için bu çok sıradışı bir olay ve bir tür medeniyete olan uzaklığın ölçümünde kullanılan bir veri. Yani, sinemaya, Hollywood’a uzaksan, Amerikan rüyasına ve dolayısıyla medeniyete de uzaksın!?!
Bu küçük kasabanın, tabii ki kendiyle aynı adı taşıyan Kathy Lisesi’ne giden Renée, oyunculuğa karşı doğuştan gelen yatkınlığını da lise günlerinde dışarı çıkarma fırsatı bulur. Bu medeniyetten mahrum kasabada, neyse ki ondan önceki öğrenciler, adeta “beyazperde yoksa, sahne var” diyerek, bir Drama Kulübü kurmayı akıl etmişlerdir ve Renée de ilk sahne deneyimlerini bu sayede lise yıllarında yaşar. Tabii ki bu, büyük bir kariyer planına dönüşecek denli tutkuyla, bolca zaman ayırarak yaptığı bir şey değil, sadece bir hobidir. Nitekim, üniversite kapısına gelip de çalışacağı alana dair bir yol seçmesi gerektiğinde, tercihini University of Texas’ta gazetecilik okumaktan yana kullanır; üniversiteye başladığındaysa İngilizce bölümüne geçer. Üniversite için Katy’den, daha büyük bir kasaba olan Austin’e giden Zellweger, burada ailesinden destek almadan ayakta durabilmek için, bir üstsüz barında çalışmaya başlar (üstsüzlerin arasında değil, garson olarak) Derslerinde gerçekten de, aynı zamanda çalışan bir öğrenciden beklenmeyecek, üstün bir performans gösterir ve neredeyse her yıl onur listesine girer. Üniversitede, seçmeli ders kotasını doldurmak için aldığı bir drama dersi, lisede bir hobi olarak başlayıp yıllardır boşladığı, eski bir tutkuyu yeniden hayatına sokar. Ancak bu sefer durum biraz farklıdır, çünkü Renée, bu ders için sahneye koydukları oyunda çalışmaktan öylesine keyif alır ki, oyunculuğu ciddi ciddi bir kariyer alanı olarak düşünmeye başlar: “Bu dersten sonra, bu işi ne kadar sevdiğimi hatırladım. Oyunculuk, yalnızca ergenlik yıllarımın değil, ‘benim’, ‘varlığımın’ bir parçasıydı.” Böylece, büyük bir hızla, üniversitedeki oyunlarda yer almayan başlayan genç aktris, arada kırmızı Honda’sına atlayıp, bazı filmlerin oyuncu seçmelerine katılmak için, Dallas’a gitmeye de başlar. Mezun olduğunda, aktris olmaya kararlı olmasına karşın, Hollywood’a gitmez; henüz o kadar yükseklerde yeri olmadığını düşünmektedir. Bir süre daha Teksas’ta kalarak, çekimleri bu yörede gerçekleştirilen reklamlarda ve sinema-TV filmlerinde şansını denemeye karar verir.
“A Taste for Killing” (1992) ve “Murder in the Heartland” (1993) gibi TV filmlerinden sonra, “My Boyfriend's Back” (1993) ve de “Reality Bites (1994)”gibi sinema filmlerindeki küçük rolleri hep bu şekilde, Teksas civarında düzenlenen seçmelere katılarak alır. Roller küçük de olsa, Winona Ryder, Ethan Hawke, Steve Zahn ve Ben Stiller gibi bugün çok popüler olmuş isimlerle aynı seti paylaşmak bile önemlidir o dönemde Zellweger için. “Love and a .45” (1994) adlı bir filmin seçmelerine katılır ve de başrolü alır. Filmde de oldukça başarılı bulunan bir performans ortaya koyan Renée, ‘Independent Spirit Award’a aday gösterilir. Teen-slasher klasiği “Texas Chainsaw Massacre”ın devam filmi olan “The Return of the Texas Chainsaw Massacre”da (1994), yine başrolde izleyicinin karşısına çıkan Zellweger, “Shake, Rattle and Rock!” (1994) ve “The Whole Wide World” (1996) gibi filmlerde de yine başrollerde yer alsa da asıl dikkati Cuba Gooding Jr.’a ‘En İyi Yardımcı Erkek Oscarı’ getirecek "Yeni Bir Başlangıç" (“Jerry Maguire”, 1996) filmiyle çeker. Başrolde Tom Cruise’un yer aldığı filmde, Cruise’un canlandırdığı sporcu menajeri Jerry Maguire’ın kız arkadaşı olarak akıllara kazanır Zellweger. Bu filmdeki başarısının ardından “Deceiver” (1997) ve “A Price Above Rubies” (1998) gibi filmlerle çıtayı düşürdüğü yolunda eleştirilse de, bu filmlerde bile Christopher Eccleston, Chris Penn, Ellen Burstyn ve Tim Roth gibi isimlerle birlikte rol almasından anlayacağınız gibi, çıtayı artık istese de o kadar küçültemeyeceği bir dönem başlamıştır kariyerinde. Nitekim bir sonraki filmi, Meryl Streep, William Hurt ve Tom Everett Scott’la birlikte rol aldığı “One True Thing”le olduça olumlu eleştiriler alır. 1999’da yer aldığı “The Bachelor”u 2000 yılında, Cannes Film Festivali’nde ‘En İyi Senaryo Ödülü’ de alan bir Neil LaBute filmi, “Nurse Betty” izler. Bu filmdeki rolüyle ilk büyük ödülünü, Altın Küre’yi kazanır Zellweger. Aynı yıl, Jim Carrey’yle bir ilişkiye başlamasına vesile olacak "Ben, Kendim ve Sevgilim"de (“Me, Myself & Irene”, 2000) de izlediğimiz aktris, çok konuşulan “Bridget Jones’un Günlüğü” (“Bridget Jones's Diary”, 2001) filmindeki rolüyle ‘En İyi Aktris’ dalında Oscar’a aday gösterilir. Bu rol için 20 kilo birden almak zorunda kalan sempatik aktrise, bu kiloların yakışıp yakışmadığı konusunda hayranları resmen ikiye bölünür. Toplu halinin ayrı bir şirinlik taşıdığını söyleyen epey kişi olsa da, o aldığı kiloları hızla vererek, kendini fiziksel olarak nasıl görmek istediğine dair net bir mesaj da vermiş olur. 2002’de, depresif, intihar eğilimli aktris Claire Richards olarak “Beyaz Zakkum”da (“White Oleander”) izlediğimiz Renée, hâlâ biraz kiloludur ve Bridget Jones’u hatırlatan bir fiziğe sahiptir. Ancak geçtiğimiz sezonda izlediğimiz ve 2003 Oscarları’na damgasını vuran “Chicago” müzikalinde bambaşka biri olarak karşımıza çıkar. İlk defa bu kadar ince, bu kadar hareketlidir ve ilk defa sesini bu kadar çok kullanır (gerçekten de bu filme kadar, banyoda bile şarkı söyleme alışkanlığı olmadığını itiraf eden oyuncunun filmdeki müzikal bölümlerde gösterdiği performans tüm eleştirmenleri şaşkınlığa uğratır.) Bir kez daha ‘En İyi Kadın Oyuncu’ dalında Oscar’a aday gösterilse de, bu kez de ödülü, “Saatler” filmindeki performansıyla Nicole Kidman’a kaptırır.
Geride bıraktığımız yıl vizyona giren “Aşka Veda”nın (“Down with Love”) da gösterdiği gibi, Zellweger, müzikalleri ve de eskiyi yadetmeyi çok sevmiştir. 60’ların Rock Hudson ve Doris Day’li seks komedilerine atıf niteliği taşıyan filmde, kadınların da seks ve aşk konularında erkekler kadar özgür ve de umarsız olması gerektiğini savunan ve bu düşüncelerini kendi yaşamına da uygulamaya çalışan Barbara Novak adlı yazarı canlandıran güzel aktrisin, bu filmde Oscar’a uzanacak kadar güçlü bir performans sergileyemediğine tanık olmuştuk. Ancak "Soğuk Dağ", yıldız oyuncunun arayı çok açmadan yine Oscarlık performanslara geri döndüğünü kanıtlamıştı. Amerikan İç Savaşı döneminde geçen filmde cepheye giden sevgilisi Inman’ı bekleyen, Nicole Kidman’ın canlandırdığı Ada karakterinin elinden her iş gelen yoldaşı Ruby’yi canlandıran Zellweger bu rolüyle üçüncü kez (bu kez En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu) dalında Oscar’a aday gösterildi. Her ne kadar Marcia Gay Harden ve Patricia Clarkson gibi iki güçlü rakibi karşı Oscar'a uzanan güzel aktris "çekirge bir sıçrar, iki sıçrar..." atasözünü de haksız çıkarmamış oldu. Bu hafta "Cinderella Man"de yine Akademi'nin seveceği türden, duygusal bir karakteri canlandıran Zellweger'in Oscarlık oynadığı ortada. Ama Oscarlık oynadıkça, biraz daha sıradanlaştığı kesin...
- Penelo Cruz: İspanyol esintisi...
- Bizi hep güldür Adam Sandler!
- Jack Nicholson: Beyazperdenin göz bebeği…
- Meryl Streep: Yaşayan bir Efsane
- Eddie Murphy Şimdi de bir uzay aracı...
- Will Smith ve eklektik yaşam arayışı...
- Mustafa Altıoklar Farklı türlerin faal yönetmeni
- Sinemanın küçük kızı büyüdü...
- Mark Wahlberg: Boston serseriliğinden beyazperdeye...
- Al Pacino: Efsaneleşen bir "Baba"nın öyküsü...
- Harrison Ford: 65 yaşında, 20 yıl aradan sonra tekrar Jones...
- İdealist, zeki, iflah olmaz bir romantik: Ewan McGregor
- Jet Li: Hollywood'la Çin arasında...
- Michel Gondry
- Giovanna Mezzogiorno: İtalya'nın kara meleği!



Craig Sheffer, Todd Field, Svetlana Metkina ve Ron Perlman'ın oynadığı İkinci Cephe adlı aksiyon filmi bu akşam 20:45'te Tv8 ekranlarında...







Seanslar
Fragman
