En karizmatik 'Fedai'...

Tiyatro, film ve televizyon dünyasında yirmi yılı aşan bir süredir çalışan Michael Douglas, 1975 yılında Akademi ödüllü "Guguk Kuşu" ile prodüksiyon dünyasına adım attı. O zamandan beri, bir prodüktör ve bir oyuncu-prodüktör olarak değişen trendler ve toplumsal kaygıları yansıtan birçok filmde çalıştı. Geçen yirmi yıl içerisinde, politik olarak oldukça ses getiren ve tepki toplayan "Guguk Kuşu", "The China Syndrome"un yanında, "Romancing the Stone", "Temel İçgüdü", "Oyun" gibi çok sayıda popüler filme de imza attı.
Kirk Douglas'ın oğlu Kirk ve Diana Douglas'ın oğlu olan Michael, New Jersey'de dünyaya geldi. Choate School'a devam etti ve yazlarını babasıyla film setlerinde geçirdi. Yale'e kabul edilmekle birlikte, Douglas Kaliforniya Üniversitesi'ni tercih etti. 1968'de B.A derecesi aldıktan sonra, New York City'e gitti ve burada drama eğitimine, American Place Theatre'da Wynn Handman ile devam etti. Neighborhood Playhouse'da Pirandello'nun "Six Characters in Search of an Author" ile Thornton Wilder'ın "Happy Journey" oyunlarında rol aldı. New York'a gelmesinden birkaç ay sonra, yüksek-teknoloji kullanan bir kimyasal şirkette liberal görüşler savunan özgür ruhlu bir bilimadamını canlandırdığı "The Experiment"ile ilk büyük oyunculuk deneyimini yaşadı. Douglas'ın inandırıcı performansı, ona John Weston'un tartışmalı romanından uyarlanan "Hail, Hero!"da bir rol kazandırdı. Douglas, muhafazakâr ailesiyle görüşleri sürekli çarpışan meleksi bir pasifist rolündeydi. İkinci uzun metrajlı filmi "Adam at 6 A.M" (1970) köklerini arayan bir adamı anlatıyordu. Douglas, daha sonra Ron Cowen'ın "Summertree" oyununun sinema versiyonunda rol aldı.
Guguk Kuşu! "The Streets of San Francisco" dizisi gerçek bir başarıydı. Buradan arta kalan zamanında, Big Stick Productions isimli film şirketinde çalıştı ve bir süre sonra Ken Kesey'in 'Guguk Kuşu' isimli romanının film haklarını satın aldı. Birçok film şirketi onu reddetti; o da müzik endüstrisinden Saul Zaentz ile anlaştı ve ikisi oyuncu kadrosuyla yapımcıları düşünmeye başladılar. Douglas hâlâ "The Streets of San Francisco" dizisiyle bir yıllık anlaşmaya sahipti, ama yapımcılar bu yeni projesinde çalışması için karakterini hikâyeden çıkartmaya ikna oldular. Eleştirmenler arasında olduğu kadar gişede de gerçek bir başarı olan "Guguk Kuşu" tam beş akademi ödülü kazandı. Bunlar arasında, En İyi Film, Yönetmen, Senaryo, Erkek Oyuncu ve Kadın Oyuncu da bulunuyordu. Gişede 180 milyon dolardan fazla gelir getiren bu film sonrasında Douglas kendini bir keşmekeşin içerisinde buldu. Ona bir çok senaryo geliyordu artık. Mike Gray'in korkutucu nükleer santral fantezisi, toplumsal duyarlılıkla korkuyu ve gerilimi birleştiriyordu. Douglas hemen senaryoyu aldı. Jane Fonda ve onun film şirketi IPC ile ortak çalışmaya karar verdi. "The China Syndrome" (1979) bir Douglas-IPC ortak prodüksiyonu olarak gösterime girdi. Filmde Jack Lemmon, Jane Fonda ve Michael Douglas rol alıyorlardı. Lemmon ve Fonda, filmden sonra Akademi ödülüne aday gösterildiler. Filmin senaryosu da en iyi senaryo dalında ödüle aday gösterildi. Hem prodüktör hem oyuncu Prodüktör olarak başarısının yanında, Douglas oyunculuğa yetmişli yıllar boyunca devam etti ve Michael Crichton'un gerilim filmi "Coma"da, feminist komedi "It's My Turn"de ve "The Star Chamber"da rol aldı. Oyuncu ayrıca olimpiyatlarda son kez başarılı bir performans gösterebilmek için her şeyinden vazgeçen bir adamı canlandırdığı "Running" ile büyük övgü topladı. Richard Attenborough'un "A Chorus Line"ında (1985) diktatör tutumlu bir kareografı canlandırdı. Michael Douglas'ın oyuncu ve yapımcı olarak kariyeri 1984'de yeniden birleşti ve "Romancing the Stone" filmi ortaya çıktı. Kathleen Turner'ın Joan Wilder'ı, Danny DeVito'nun Ralphie'yi, Douglas'ın ise Jack Colton'u canlandırdığı film, gerçek bir başarı oldu ve gişede yüz milyon doları geçen bir gelir getirdi. Ulusal Tiyatro Sahipleri Birliği, 1984'de Douglas'ı yılın yapımcısı seçtiler. Douglas, Turner ve DeVito 1985 yılında bir devam filmi olan "The Jewel of the Nile"da yeniden bir araya geldiler. Columbia Pictures yetkililerini "Starman" filmi için ikna etmek Douglas'ın iki yılını aldı. Bir uzaylıyla (Jeff Bridges) genç bir dulun (Karen Allen) sıradışı ilişkisini anlatan film 1984 Christmas sezonunun en çok hasılat getiren filmlerinden oldu. 1986'da Douglas bu filmi bir televizyon dizisi haline getirdi ve dizi ABC'de yayınlandı Oyunculuktan bir süre uzak kaldıktan sonra, 1987'de Douglas iki büyük filmle sinemaya dönüş yaptı. Psikolojik gerilim filmi "Fatal Attraction" ve Oliver Stone'un kapitalizm eleştirisi "Wall Street". Bu filmle En İyi Erkek Oyuncu dalında Akademi ödülü kazandı. Daha sonra Ridley Scott'un gerilim filmi "Black Rain"de; ardından da Kathleen Turner ile Danny DeVito'yla bir kez daha bir araya geldiği kara komedi filmi "Güllerin Savaşı"nda rol aldı. 1988'de sanatçı Stonebridge Entertainment'ı kurdu ve bu şirket Joel Schumacher'in yönettiği, Kiefer Sutherland ile Julia Roberts'ın başrollerde oynadığı "Flatliners"ın yapımcılığını üstlendi. 1992 yılında Sharon Stone ile, büyük yankı uyandıran erotik gerilim filmi "Temel İçgüdü"de oynadı ve Paul Verhoeven'ın bu çok gürültü koparan filmiyle bir kez daha en çok kazanan oyunculardan birisi haline geldi.
"Tek kelime söylemiyoruz!" Douglas, Robert Duvall'la Joel Schumacher'in unutulmaz drama filmi "Falling Down"da rol aldığında oyunculuğunda yeni bir dönemeci geçmiş oluyordu. Aynı yıl Whoopi Goldberg'in rol aldığı "Made in America"nın yapımcılığını üstlendi. 1994 yılında Demi Moore ile Barry Levinson'un yönettiği, yine çok tartışma yaratan "Disclosure"da rol aldı. Michael Crichton'un çok satan romanından uyarlanan bu film, Douglas'ın rol aldığı en çok tartışma yaratan filmlerden birisi oldu. 1995'de Rob Reiner'ın romantik komedisi "The American President"da Annette Benning ile ve 1997'de David Fincher'ın yönettiği "Oyun"da ("The Game") rol aldı. Usta oyuncu, saygıdeğer kişi Michael Douglas, 1998 yılında Gwyneth Paltrow ve Viggo Mortensen ile mistik gerilim "Kusursuz Cinayet"de ("A Perfect Murder") karşımıza çıktı. Yıllar geçiyor, Douglas durmuyordu. 2000 yılı, onun için yine çok verimli bir yıl oldu. Curtis Hanson'un "Wonder Boys"unda rol aldı ve bu film o kadar beğenildi ki film şirketi Oscar ümidiyle filmi bir kez daha gösterime bile soktu. Steven Soderbergh'in eleştirmen ve izleyicileri ikiye bölen filmi "Trafik"de, eşi Catherine Zeta-Jones'la birlikte rol alan Douglas, olgun bir oyunculuk sergiledi. İşte böyle. Babası kadar olmasa da, Michael Douglas, arada iyi filmlerde izlediğimiz, pek parlak olmayan filmlerde bile belirli bir düzeyi tutturan bir oyuncu [2001 yılında rol aldığı, ülkemizde de art arda vizyona "Sakın Konuşma" ("Don't Say a Word", 2001) ve "Onunla Bir Gece" ("One Night at McCool's, 2001), bu tarz filmlerdendi.] Yakın dönemde "Çılgın Dünürler"de ("The In-Laws") 'kıl' bir doktor olan dünürüyle (Albert Brooks) bir türlü geçinemeyen bir CIA Ajanı olarak izlediğimiz Michael Douglas, sonrasında -yurtdışında genelde "Çılgın Dünürler"den daha önce vizyona giren- "Babalar ve Oğulları" ("It Runs in the Family") ile, neredeyse tüm ailesini de yanına alarak sinemalarımızda boy gösterdi.. "Fedai"de yine yapımcı ve oyuncu kimliklerini birleştiren Michael Douglas, ilerlemiş yaşına rağmen yeteneğinden ve karizmasından bir şey kaybetmemiş bir gizli ajanı, Pete Garrison'u canlandırıyor. Başkan'a en yakın korumalardan olan Garrison, Başkan'ın eşiyle yaşadığı yasak aşkın ortaya çıkma tehlikesi baş gösterince şüpheli tavırlar sergiliyor ve Başkan'a karşı yapılması planlanan suikaste içeriden bilgi sızdıran kişi olduğu gerekçesiyle zan altında kalıyor. Douglas, bu film bağlamında, yapımcı ve oyuncu kimliklerini bir arada taşmasıyla ilgili şunları söylüyor: "İyi material bulmak kulağa kolay ve hoş geliyor. Mesajlarınızı filmlerinizle halka aktarabilirsiniz, fakat amaç onları aslı bir eğlence olan bu sanat dalından uzaklaştırmamaktır. Yani yaptığınız sonuçta eğlenceli, keyifli, ya da onların seyretmesine değecek ilginçlikte olmalıdır. Oyunculuğu çok seviyorum ama aradığım tüm özellikleri içinde barındıran projelerde rol almak çok zor… İşte bu yüzden oyunculuk yapabilmek için bazen iyi projelerin yapımcılığını üstlenmem gerekiyor. "Fedai"nin arkasında olmamın sebebi konu olarak bir paranoya döneminde geçen ve görülmeyen bir düşmana karşı savaşan, gerçekten cesur yürekli kahramanların filmi olmasıdır."
- Penelo Cruz: İspanyol esintisi...
- Bizi hep güldür Adam Sandler!
- Jack Nicholson: Beyazperdenin göz bebeği…
- Meryl Streep: Yaşayan bir Efsane
- Eddie Murphy Şimdi de bir uzay aracı...
- Will Smith ve eklektik yaşam arayışı...
- Mustafa Altıoklar Farklı türlerin faal yönetmeni
- Sinemanın küçük kızı büyüdü...
- Mark Wahlberg: Boston serseriliğinden beyazperdeye...
- Al Pacino: Efsaneleşen bir "Baba"nın öyküsü...
- Harrison Ford: 65 yaşında, 20 yıl aradan sonra tekrar Jones...
- İdealist, zeki, iflah olmaz bir romantik: Ewan McGregor
- Jet Li: Hollywood'la Çin arasında...
- Michel Gondry
- Giovanna Mezzogiorno: İtalya'nın kara meleği!


CNBC-e'de bu akşam 22:00'da Ne Yaptığını Biliyorum adlı 1997 yapimi korku-gerilim filmi ekrana geliyor.

Hareket eden herşey etki yaratır.








Seanslar
Fragman

