Jennifer Connelly
"Kanlı Elmas"ın idealist gazetecisi
Fuat Camgöz 1 Şubat 2007, Perşembe 00:00
Her ne kadar, pek çok kişinin, altı yıl önce "Akıl Oyunları" filmindeki performansıyla 'En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Oscarı'nı almasından sonra tanıdığı bir aktris olsa da, Jennifer Connely, "Bir Zamanlar Amerika" filmiyle başlayan uzun bir kariyere sahip. Güzel yıldızı, "Kanlı Elmas"ta, hayatını Afrika'daki elmas kaçakçılığının foyasını ortaya çıkarmaya adamış idealist gazeteci Maddy Bowen'ı canlandırıyor.
Bazıları sinemanın nankör olduğunu söyler durur. Oyuncular, özellikle de aktrisler için sinema çok nankördür onlara göre; çünkü tek bir filmle, kimsenin adlarını bile bilmediği bir noktadan kalkıp, bir gecede şöhret basamaklarının hepsini birden tırmanabilecekleri gibi, yıllar boyu harcadıkları emek sonucunda geldikleri yerden tek bir gecede sıfır noktasına düşebilirler. Biraz abartılı da olsa, bu tarz bir söylemin içinde doğruluk payı olduğunu kabul etmemiz gerekiyor; tabii bunu tüm bir dünya sinemasına mal etmekten ziyade, daha çok Hollywood endüstrisinin özelliklerinden biri olduğunun da altını çizmek koşuluyla.  "Böyle bir girişin Jennifer Connelly gibi bir oyuncuyla nasıl bir ilgisi olabilir ki?" dediğinizi duyar gibiyim. Ancak, ülkesi ABD'de bile, Connelly'nin adı sık telaffuz edilen bir oyuncu haline geliş süreci, Hollywood'un yukarıda bahsettiğim özelliğine güzel bir örnek teşkil ediyor. Kariyerine, "Bir Zamanlar Amerika" ("Once Upon a Time in America", 1984) gibi sinema tarihine damgasını vurmuş bir Sergio Leone filmiyle başlaması, David Bowie'yle birlikte "Labyrinth" (1986) gibi kült bir filmde yer almış olması, "Mulholland Falls" (1996), "Inventing the Abbotts" (1997), "Dark City" (1998), "Waking the Dead" (2000/I), "Requiem for a Dream" (2000) ve "Pollock" (2000) gibi türlerinde ses getirmiş olan pek çok filmde önemli rollerde karşımıza çıkmış olmasına karşın, sinema camiasının onun varlığının farkına varır hale gelmesi, eleştirmenlerin hakkında kalem oynatmaya başlaması, "Akıl Oyunları" ("A Beautiful Mind", 2001) filmindeki performansıyla En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu dalında Oscar'a uzanmasıyla gerçekleşti denebilir. Pek çok kişi onun, birkaç küçük rolde ve bazı bağımsız filmlerde yer aldıktan sonra, kimsenin ne olduğunu anlamadığı bir anda zirveye çıkmış bir aktris olduğunu sansa da, biz çocuk yaşta çıktığı bu yolda, Connelly'nin ne kadar yoğun bir emek harcayarak bu noktaya geldiğini çok iyi biliyoruz. Hatırlıyorum: Bir tuvalet kâğıdı reklamı vardı... Sonra bir Duran Duran klibi ve "Bir Zamanlar Amerika'da"... 12 Aralık 1970'te efsanevi Woodstock'tan hemen bir yıl sonra dünyaya gelen Connelly'nin ailesi fazla varlıklı olmasa da, hem annesi hem de babası kendi işlerini yürüttükleri için, herhangi bir maddi sıkıntıları da yoktu. Sevimliliği nedeniyle çevresinden gördüğü ilgi, Connelly'nin yaşıtlarından farklı bir çocukluk geçireceğinin sinyallerini veriyordu. Nitekim, bir aile dostlarının önerisiyle annesi tarafından bir model ajansına kaydı yaptırılan Connelly'ye kısa süre içinde reklam teklifleri yağmaya başladı. (İlginç bir not: Güzel aktrisin o günlerden hatırladığı tek reklamın, Scott marka bir tuvalet kağıdı reklamı!) Oyunculuk tekliflerinin hızla artmasıyla, okuldan uzaklaşan ve daha o yaşta iş seyahetlerine başlayan Connelly, İngiltere'de Duran Duran'ın 'Union Of The Snake' adlı parçası için çektikleri video klipte yer aldı. Bu esnada, spagetti westernleriyle tanınan Sergio Leone'nin dev bir kadroya sahip epik filmi "Bir Zamanlar Amerika"da için, Elizabeth McGovern'ın canlandırdığı Deborah karakterinin çocukluğunu canlandırmak üzere, iyi dans eden 10-12 yaşlarında birini aradığını duydu ve seçmelere katıldı. Burnunun Mc Govern'inkine benziyor olmasının da etkisiyle rolü alan Connelly daha sonra, bunun o ana kadar katıldığı en kolay seçme olduğunu iddia edecektir. Böylece rolü kapan ve 12. yaş gününü filmin Roma'daki setinde kutlayan Jennifer, bir sinema filminde rol almaktan oldukça hoşlandı. Birlikte çalıştığı insanlar, özellikle de Sergio Leone onu çok sevdi. Bu, Jennifer için hiç ara vermeden yeni bir filmde yeni bir rol anlamına geliyordu: Leone'nin yakın dostu, korku sineması deyince akla gelen ilk isimlerden biri olan Dario Argento'nun "Phenomena" ("Creepers", 1985) filminde bu kez başroldeydi ve cici cici dans eden bir kızı değil, böceklerle iletişim kurabilen, dolayısıyla böcek familyasıyla fazlasıyla haşır neşir olan bir çocuğu canlandırıyordu. "Seven Minutes in Heaven"la (1985), normale geri dönen Connelly, 1986 yılında David Bowie'yle birlikte "Labyrinth" (1986) adlı kiç bir filmde, yine başroldeydi. Erkek kardeşine bakmaktan sıkılan ve onu kaçırmaları için goblinleri çağıran bir yeni yetmeyi canlandıran Connely, filmin ruhuna uygun 'ucuz' bir oyunculuk sergileyerek, yıllardır içinde olduğu bu işin püf noktalarını da kapmaya başladığını gösteriyordu. Ard arda gelen bu filmlerden sonra, eğitimine ve 'büyüme' işine de zaman ayırması gerektiğinden, biraz vites küçülttü. İki yıllık bir aranın ardından, Michael Hoffman'ın ilk filmi olan "Some Girls"de (1988) ve İtalyan yapımı "Étoile"da (1988) yine başroldeydi.  1990'lar ve karar anı: Oyuncu olunacak! Artık 20'li yaşlara yaklaştığından, yaşamının geri kalan bölümünde ne yapmak istediğine dair bir karar vermesi gerekiyordu. Ergenliğinin son dönemlerinde simsiyah giyinmeye ve ağırlıklı olarak Cure dinlemeye başlayan Connelly, uzun uzun, oyunculuğa devam edip, sürekli kamunun gözünün önünde yer almak isteyip istemediğini düşündü ve nihayetinde istediğinin tam da bu olduğuna karar verdi. Bu anlamda, 1990'larla birlikte, Jennifer'ın kariyerine daha sistemli bir şekilde yön verdiğini söyleyebiliriz. Bu nedenle, yeni on yıla, üç filmde yer alarak hızlı bir başlangıç yaptı: Dennis Hooper imzalı "The Hot Spot"ta kısmen de olsa eleştirmenlerin dikkatini çekmeyi başardı; ama "Career Opportunities" (1991) ve "The Rocketeer" (1991) fazla ses getiren filmler olmadı. Bu esnada, Connelly, oyunculuğun yanında üniversite öğrenimini de sürdürme kararı aldı ve İngiliz Dili alanında çalışmak üzere Yale Üniversitesi'ne kabul edildi. Her ne kadar oyuncu kimliğini geri planda tutmaya çalışsa da, özellikle oda arkadaşları buna izin vermiyor ve sürekli Connelly'yi taciz ediyorlardı. Bir süre mücadele ettikten sonra, çareyi Yale'den ayrılıp Stanford'a gitmekte buldu. Stanford Üniversitesi'nde çalışma alanını biraz daha genişletip drama, klasik tiyatro ve doğaçlama üzerine yoğunlaştı. Böylece, eğitimiyle oyunculuk kariyeri arasına da bir köprü atmış oluyordu. Eğitimi dolayısıyla 90'ların ilk yarısını bir TV filmi olan "A Heart of Justice" ve Antonio Banderas'la birlikte rol aldığı, Arjantin-İspanya ortak yapımı "Of Love and Shadows"la (1994) kapattı. Connelly'nin asıl açılması, Stanford'dan ayrılmasıyla birlikte, 90'ların ikinci yarısında gerçekleşti. Önce "Higher Learning"de lezbiyen hareketin önde gelen isimlerinden biri olan Kirsty Swanson'ı başarıyla canlandırdı, hemen ardından da 40'ların Los Angeles'ında geçen ve aralarında Nick Nolte, Melanie Griffith, John Malkovich gibi isimlerin bulunduğu güçlü oyuncu kadrosuyla dikkat çeken "Mulholland Falls"da (1996) rol aldı. Jennifer artık ünlü isimlerle bir arada olmaya alışmıştı. John Huddles'ın "Far Harbor"ının (1996) ardından kötü bir kızı canlandırdığı "Inventing the Abbotts"da (1997) rol arkadaşları Liv Tyler, Joaquin Phoenix ve Billy Crudup'tu. Alex Proyas'ın bilimkurgu alanında başyapıt olduğunu rahatlıkla söyleyebileceğimiz, olağanüstü filmi "Gizemli Şehir"de de ("Dark City", 1998) iki rolde birden (Emma Murdoch/Anna) izlediğimiz Connelly, bir kaya tırmanışı sırasında tanıştığı David Dugan'la ciddi bir ilişkiye soyunup, üstüne bir de Kai adını verdikleri bir erkek çocuk yapınca, sinemaya kısa süreli bir ara daha verdi. 2000 yılında, ülkemizde 1. AFM !f İstanbul Bağımsız Film Festivali'nde gösterilen "Bir Rüya İçin Ağıt"ta ("Requiem for a Dream"), uyuşturucu bağımlılığı nedeniyle günden güne hayattan kopan ve en sonunda fahişelik yapmak zorunda kalan Marion Silver karakterinde müthiş bir performans sergileyen Connelly, adeta iki yıl sonra Oscar alacağının sinyallerini veriyordu. "Pollock"taki (2000) küçük rolünün arıdndan, 2001'de, paranoid şizofren olan, dahi matematikçi ve ekonomist John Nash'in yaşam öyküsünü perdeye taşıyan "Akıl Oyunları"nda ("A Beautiful Mind"), Nash'in eşi Alicia Larde Nash olarak karşımıza çıkan Connelly, artık her rolün oyuncusu olabileceğini gösteriyor ve Akademi de buna tepkisiz kalamayarak kendisini 'En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Oscarı'yla ödüllendiriyordu.  Artık kariyerinin erken dönemlerine göre daha az filmde yer alan Connelly, 2003 yazında, usta Ang Lee'nin imzasını taşıyan çizgi roman uyarlaması "Hulk"da, yeşil canavara dönüşen bilim adamı Bruce Banner'in sevgilisi Betty Ross olarak izlemiştik. Connelly, "Hulk"la aynı yıl rol alsa da ülkemizde ancak 2004'te gösterime giren "Sisler Evi"nde ("House of Sand and Fog") yine usta bir isimle, Sir Ben Kinglsey'le birlikte rol aldı. Bu filmde kocası tarafından terk edildiği yetmiyormuş gibi, bürokratik bir yanlışlık sonucu evine el koyulan genç bir kadını canlandıran Connelly minimal performansıyla yine göz doldurmuştu. Güzel yıldız, 2005'te, Japon korku başyapıtnın Hollywood uyarlaması olan ve Brezilya'nın parlak yönetmenlerinden Walter Salles'in yönettiği "Karanlık Su"da ("Dark Water") yine kocası tarafından terk edilmiş Dahlia Williams'ı canlanmıştı. Küçük kızıyla birlikte yeni bir hayata başlamak üzere New York'un merkezinin hemen dışında bir apartman dairesine taşınan, bir yandan apartmandaki gizemli olaylarla, bir yandan da migren sancıları ve geçmişiyle mücadele eden Connelly, bu yeniden yapımın başarısındaki anahtar isimlerden biriydi. Yakın dönemde vizyona giren, Kate Winslet ve Patrick Wilson'ın ön plana çıktığı "Tutku Oyunları"nda ("Little Children"), banliyöde yaşayan, işinde başarılı ama özel hayatında umursamaz onlarca insandan birini canlandıran Connelly; Leonardo DiCaprio ve Djimon Hounsou'yla birlikte rol aldığı "Kanlı Elmas" ("Blood Diomand") filmiyle yeniden karşımızda. Jennifer Connelly canlandırdığı karakter için şunları söylüyor: "Maddy kanlı elmasların kaynaktan pazara izlediği yolu bulup açığa çıkarmak istiyor. Archer'ın işe karışmasıyla, aradığı bilgiyi bulduğuna inanıyor. Archer'ın zamanında korkunç şeyler yapmış olabileceğinin farkında ama kimsenin tamamen iyi ya da kötü olmayacağı ve böylesine ümitsiz bir dünyada bazen ayrımın belirsizleşeceği görüşünde." Connelly, "Kanlı Elmas"taki rolüne, hayatında fark yaratmak adına gösterdiği çabayla gelmiş. Oyuncu, 2005'te Amnesty International USA (AIUSA) İnsan Hakları Eğitimi Elçisi oldu ve El Salvador'daki çocuk askerler hakkında bir film olan "Masum Sesler"in ("Innocent Voices") Birleşmiş Milletler'deki gösteriminde AIUSA'nın sözcülüğünü yaptı.  Connelly'nin geçmişe göre daha yoğun bir çalışma temposu içine girdiğini söylemek mümkün: Güzel yıldız, "Kanlı Elmas"ın hemen ardından, "Hotel Rwanda"yla büyük bir çıkış yapan Terry George'un yazıp yönettiği "Reservation Road"ın setine koştu. Connelly bu filmde de Joaquin Phoenix, Mark Ruffalo ve Mira Sorvino'yla birlikte rol alacak. Hayranları onun damgasını vuracağı ve başrolde, hafızalardan silinmeyecek bir karaktere can vereceği günleri bekliyor...    
Henüz kimse yorum yapmamış.
TV'de bugün
Ne Yaptığını Biliyorum ( 4 Aralık 2008 22:00 CNBC-e)
CNBC-e'de bu akşam 22:00'da Ne Yaptığını Biliyorum adlı 1997 yapimi korku-gerilim filmi ekrana geliyor.
Replik
Dövüş Klübü
Tyler Durden: Ancak herşeyini kaybettiğinde istediğin şeyi yapacak kadar özgürsündür.
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com