Hayranları her şeyden önemli...

“Rumble In The Bronx”dan önce ismini duymadığınız ama gişeleri sallayan bir oyuncuydu Jackie Chan. Filmografisinde yüzden fazla film vardı ve Asya sinemasının en baba adamıydı. Avrupa ve Amerika'da da özellikle video-müdavimleri arasında hatırı sayılır bir ünü vardı, kelimenin tam anlamıyla bir 'kült' yıldızdı. Sonra bir anda patladı. “Bitirim İkili”, “Mr. Nice Guy, “Burn Hollywood Burn”, “Rumble in Bronx, “Black Dragon” ve diğerleri...Yeni Dünya'ya geldi, ününe ün kattı, Hollywood'un teknolojisi ile kendine özgü dövüş tekniklerini birleştirdi..."Hollywood benden, ben de Hollywood'dan çok şey öğrendim. Aslında bütün dünya bir daire gibidir, ben size bir şey öğretirim siz de bana...” Charlie Chaplin ve Buster Keaton'a olan saygısını her fırsatta belirten Chan, aslında bu iki Amerikan yıldızına, özellikle de Chaplin'e benziyor. Üstadın dehasına sahip olmadığını fark etmek gayet kolay, ancak o da tıpkı Chaplin gibi milyonlarca insanın ortak bir simgesi haline gelmiş durumda. O kadar çok seviliyor ki, 80'li yıllarda evleneceğini açıkladığında iki kadın hayranı intihar etmişti...
Her kente lazım
Peki bu küçük adam nasıl olmuştu da bir anda milyonlarca insanın sevgilisi oluvermişti? Bir kere, çok sevimliydi, kadınları güçlü kollarıyla değil kıvraklığıyla ve esprileriyle tavlayabiliyordu. Üstelik sıradan bir adamdı, bisikletiyle dolaşır, pizza servisi yapar, yamuk yapanı olay yerinde bir güzel pataklardı. Herhangi bir felsefesi yoktu, ancak Van Damme veya Arnie gibi hödük de değildi. Bir iş günü sonrası ara sokaklarda göreve hazır olarak dolaşır, yaşlı kadınlara veya sıradan insanlara sarkıntılık edenlere derslerini verirdi. Üstelik çok da hızlıydı, Hollywood senaristlerinin kırk yıl düşünseler bulamayacakları taktiklerle dövüşürdü. Hiç öyle 'dışarıda hesaplaşalım' numarası çekmez, süpermarketteyseniz alışveriş arabalarıyla, otomobillerin parkettiği bir ara sokaktaysanız yangın merdivenleriyle benzetirdi sizi. Kısaca suç oranının oldukça yüksek olduğu dünyamızda her şehrin ihtiyaç duyduğu bir kahramandı. Ancak tabii ki her efsanenin bir başlangıcı vardı... Çin işkencesi gibi eğitim Temizlik işçisi olan ailesi o kadar fakirdi ki, Chan'ı doğurtan doktora çocuğu satmaya çalışmışlardı. Çünkü yirmi altı dolarlık faturayı ödeyecek paraları yoktu. Doktor öneriyi kabul etmemiş, bir süre sonra şansları açılan aile Avusturalya’daki Amerikan konsolosluğunda iş bulmuşlardı. Altı yaşında ailesi onu Hong Kong'a geri gönderdi; iyi bir eğitimden geçmesi gerekiyordu. Böylece yIllar sürecek, çok katı ve acımasız bir eğitimin içinde buldu kendisini. Her sabah beşte kalkıyor, geceyarısına kadar çalışıyordu. Dans, şan, oyunculuk, akrobasi, dövüş sanatları... Çin işkencesi gibi başlayan eğitimi onu yaşama çok iyi hazırlamıştı sonuç olarak. Bruce Lee’nin yerine... 1971 yılında Bruce Lee'nin “Fist Of Fury”sinde dublörlük yaptı. Bu ilk filminde, sinema tarihinin 'en yüksekten düşüşünü' gerçekleştirerek ismini duyurdu. Dört yıl sonra John Woo'nun ilk dönem filmlerinden “Hand Of Death”de rol aldı. Bruce Lee'nin ölümü, sinemada bütün dengeleri altüst etti. Uzakdoğulu prodüktörler, 'dragon'un ölmesiyle ne yapacaklarını şaşırdılar. Ancak birçok genç oyuncu üstadın yerini almaya çoktan talip olmuşlardı bile.. Bu sıralarda Chan bir aksiyon yönetmeni olan Lo Wei ile tanıştı. Wei, genç oyuncuyu yeni ejder ilan etmekte gecikmedi, ona 'Sing Lung' ('Dragon' olacak kişi) ismini taktı. Bu birliktelik uzun sürmedi, Jackie Chan yeni Bruce Lee olamayacağını anlamıştı...
Chan’ın ilkeleri
Chan, kendisine üç tane ilke belirledi:
1- İsteksiz bir kahraman olacak, gerektiği zaman kavgadan kaçmasını da bilecekti.
2- Hikâyenin içinde mutlaka genç bir kadın ve küçük bir çocuk olacaktı. Kötü adamlarla mücadele etmenin sebebi böylesine belirgin olmalıydı.
3- Asla dublör kullanmayacak, kendi işini kendisi halledecekti. Zirveye doğru “Half a Loaf of Kung Fu”, “The Drunken Master” ve “The Fearless Hyena” filmleri Chan'ı zirveye taşıdı; formül tutmuştu bir kere.. Böylece Bruce Lee'yi hiç taklit etmeden üstadın tahtına oturmayı başarmış, üstelik Golden Harvest (Hong-Kong'un en büyük film şirketi) ile sözleşme imzalamıştı. Asya'nın en çok para kazanan aktörüydü, üstelik filmlerin içeriğine müdahelede bulunma hakkını kazanmıştı. Amerika'da adı ilk olarak seksenlerin başında duyulmaya başlandı. “Cannonball Run”da Burt Reynolds ile birlikte oynadı ancak film gişede çok kötü iş yaptı. Amerika, muhafazakâr yönetiminin kendisine sunduğu militarist filmlerden, önünü görecek halde değildi. Today Show'a çağırıldı, ancak yeterli derecede İngilizce bilmediği gerekçesiyle sadece gösteri yapmasına izin verildi. Bu başarısızlık Chan'ı daha çok çalışmaya zorladı ve filmlerinin genel yapısına zarar vermeyecek rötuşlar yapmaktan çekinmedi. “Rumble In The Bronx” Amerikalı prodüktörler tarafından da kabul gördü ve Chan hedefi on ikiden vurdu.
Hayranları her şeyden önce geliyor
Peki ya özel yaşamı? Söz Chan'de; "Evlenirken çok korktum. Çünkü kendimi bütün hayranlarıma karşı sorumlu hissediyorum. 'Benim kız arkadaşım var, ben evleniyorum, çocuğum olacak' demek hiç de kolay değil. Kaç insan ölecek sonra? İşte bu yüzden özel hayatımı kendime saklamaya karar verdim. Benim için hiç de kolay değil, ancak hayranlarım yerine kız arkadaşımı üzmeyi tercih ederim.” Ve en sonunda, 1994 yılında Jackie Chan Amerika'yı feth etmeyi başarmıştı. MTV tarafından yaşam boyu başarı ödülü kazandı. Söylentilere göre Quentin Tarantino, Chan ödül almadığı taktirde töreni boykot edeceğini söylemişti. Evet, Tarantino ve onun gibi binlerce sinefilin yıllar yılı filmlerini izleyip etkilendikleri Jackie Chan da Hollywood'un olmuştu sonunda. Artık filmlerinin eski tadını vermeyeceğini bilsek de onu sevmeye ve izlemeye devam ediyoruz... Üstelik bu hafta vizyona giren “Şangay Şövalyeleri”nde Owen Wilson’la yaptığı gibi, Chan Hollywood’daki filmlerinde de oldukça eğlendiğini bilmek, bu takipte bizim içimize az da olsa su serpiyor.
- Penelo Cruz: İspanyol esintisi...
- Bizi hep güldür Adam Sandler!
- Jack Nicholson: Beyazperdenin göz bebeği…
- Meryl Streep: Yaşayan bir Efsane
- Eddie Murphy Şimdi de bir uzay aracı...
- Will Smith ve eklektik yaşam arayışı...
- Mustafa Altıoklar Farklı türlerin faal yönetmeni
- Sinemanın küçük kızı büyüdü...
- Mark Wahlberg: Boston serseriliğinden beyazperdeye...
- Al Pacino: Efsaneleşen bir "Baba"nın öyküsü...
- Harrison Ford: 65 yaşında, 20 yıl aradan sonra tekrar Jones...
- İdealist, zeki, iflah olmaz bir romantik: Ewan McGregor
- Jet Li: Hollywood'la Çin arasında...
- Michel Gondry
- Giovanna Mezzogiorno: İtalya'nın kara meleği!


CNBC-e'de bu akşam 22:00'da Ne Yaptığını Biliyorum adlı 1997 yapimi korku-gerilim filmi ekrana geliyor.

Aşk yan odadan gelen melodiler gibidir ve (ses) ayarı senin kontrolünde olmadığı için güzeldir.








Seanslar
Fragman

