Anna Paquin
Şöhret onu bozmadı
Şöhret onu bozmadı

Sinema.com 30 Temmuz 2003, Çarşamba 00:00
Son dönemde, sinemalarımızda mutlaka bir filmi oynamakta olan Anna Paquin, şimdi de 2001 yapımı filmi “Acemi Askerler” ile konuğumuz oldu. Henüz 9 yaşındayken yer aldığı “Piyano”yla ‘En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Oscarı’nı kazanan Anna, Hollywood’da kendisiyle yakın yaşlarda ünlenen meslektaşları gibi batağa saplanmadı ve bugün kariyerini oldukça parlak gelecek vaat eden bir yöne sokmuş durumda.
“Akademi’ye, bugün burada olmamı sağladığı için teşekkür etmek isterim. Ayrıca bu anın gerçekleşmesinde büyük payı olan Jane, Jan ve Holly’ye; filmin çekimleri boyunca benimle yakından ilgilenen ve bana çok iyi bakan Eddie Campbell, Pet Quirk, ve Beanie’ye de sonsuz teşekkürler” Bu sözler, 1993’ün Oscar gecesinde, tüm salonun şaşkın bakışları arasında sahneye gelen, eline mikrofon verildiğinde, yaklaşık bir dakika süren soluk kesilme nöbetinin ardından ağzını açabilen, henüz 11 yaşındaki küçücük bir kızın, Anna Paquin’in ağzından dökülen iki cümlecikti. Her şeyiyle naiflik kokan, düzgünlüğünden ve bir çırpıda söylenmiş olmasından önceden üzerine çalışıldığı belli olan iki cümlecik... Bu konularda o kadar deneyimsizdi ki teşekkür konuşmasını bitirir bitirmez, yerine dönmek için sahneden inmeye yeltendi. Neyse ki, kendisine ödül vermek için sahnede bulunan Gene Hackman, bu konularda yerterli deneyime sahipti, hiç bozuntuya vermeden durumu toparlamasını bildi. Gerçekten de 1993, Anna Paquin için, müthiş bir kariyerin başlangıcını müjdeleyen, inanılmaz bir yıldı. Herkesin şaşkın bakışları arasında, Oscar heykelciğine uzanan genç aktris hakkında hemen, ödülü hak etmediği, Akademi’nin ‘beklentileri sarsma’ arzusunun bir sonucu olarak ödülü kazandığı, aslında diğer adaylar Winona Ryder, Rosie Perez, Holly Hunter ve Emma Thompson’la asla kıyaslanamayacağı dedikoduları başladı. Ama bu, Anna Paquin’in, 1974 yılında 10 yaşındayken Oscar alan Tatum O'Neal’dan sonra, bu ödüle uzanan ikinci en genç kişi olduğu gerçeğini değiştirmedi. Tabii O’Neal’in tam anlamıyla Hollywood sistemi içinde var olmuş bir aktris olduğunu, Paquin’inse çok farklı bir geçmişten geldiğini söylersek, bu çekememe durumunu biraz daha iyi kavrayabiliriz. Ancak o, bu ödülü, sinema camiasında yapıldığı kadar abartmadı ve bugün çorap çekmecesinde sakladığı Oscar heykelciğinin altında ezilmedi: “Eğer Oscar’ımı herkesin göreceği bir yere koyarsam eminim ki evime her gelen kişi, onun hikâyesini dinlemek isteyecek. Oysa o, başıma gelenler içinde en az anlatmak istediğim olay, anlatması gerçekten çok sıkıcı. Sonuçta şunu unutmamak lazım: Oscar yalnızca bir heykel, benim kişiliğimi simgeleyen bir şey değil; aslolan ben olmalıyım.” Kanadalı bir babayla Yeni Zelandalı bir annenin üç çocuğunun en küçüğü –ama şüphesiz en yeteneklisi- olan Anna Paquin, annesiyle birlikte Yeni Zelanda’da yaşadığı için Yeni Zelandalı olarak bilinse de, 1982 yılında Kanada’da dünyaya gelmiş. 9 yaşında, kendisiyle aynı yaştaki diğer kızlar gibi, sıradan bir çocuk olarak yaşamını sürdürürken, ablası Katya ve bir arkadaşının gazetedeki ‘bir çocuk oyuncu aranıyor’ ilanıyla ilgilendiklerini görmüş. O sırada yapacak hiçbir şeyi olmadığından “neden olmasın” diyerek cesaretini toplamış ve seçmelere katılmış. Bundan sonrasını, seçmelerin yapıldığı filmin yönetmeni Jane Campion’dan dinleyelim: “Anna, o ana kadar rol için başvuran kişilerin hem en küçüğü, hem de en ürkeğiydi. Salona ilk girdiğinde, asla bu işin üstesinden gelemeyeceğini düşünmüştüm. Ancak konuşmaya başladığında az kalsın sandalyemden düşüyordum. Filmde annesi Ada’nın neden konuşmadığıyla ilgili öylesine tutkulu bir hikâyeyi, öyle etkileyici bir üslupla anlattı ki, hikâyesine inanmaktan başka yapacak hiçbir şeyiniz yoktu. O ana kadar, oyunculuk için böyle bir içgüdüye sahip, bu kadar genç biriyle karşılaşmamıştım.” Seçmelere katılan 5000 kız çocuğun arasından sıyrılan Anna, sette ilk günlerinde biraz ailesini özlese de çabuk toparlanmış ve tam bir profesyonel gibi davranmaya başlamış. Gerçekten de filmde, konuşmayan annesinin çevresiyle iletişim kurabilmesi için, dış dünyaya açılan penceresi olan Flora karakterinde inanılmaz bir performans çıkaran Paquin, film için yalnızca sağır ve dilsizlerin kullandığı özel dili değil, İskoç aksanını takli etmeyi de öğrenmiş ki zaman zaman yetişkin ve profesyonel oyuncuların dahi aksan taklit etme işinde komik durumlara düştüklerine tanık oluyoruz. Her ne kadar, tamamlandıktan sonra filmi, erotik sahnelerde gözünü kapatarak izlese de, ona kariyerinin henüz başında dünya çapında ün getiren “Piyano”nun Anna için her zaman çok özel olacağı aşikâr. “Piyano”dan sonra, anne ve babasının onu magazin basınından ve üzerine yağan tekliflerden çok iyi sakınması sonucu, seçmelere katılmadan önce sürdürdüğü ‘sıradan çocuk’ yaşamına geri dönmüş Paquin. Bir üç yıl, gelen teklifleri geri çevirdikten sonra, 1996’da yine olumlu tepkiler aldığı iki filmde birden yer alarak sinemaya dönmüş: “Jane Eyre” ve “Fly Away Home”. Bu iki filmden sonra Paquin’in kariyerinde 2000’li yıllara kadar sürecek bir küçülme yaşandığını gözlemliyoruz. Spielberg’in “Amistad”ında (1997), Anthony Drazan’ın “Senli Benli”sinde (“Hurly Burly”, 1998), Diane Lane ve Viggo Mortensen’li “She’s All That”de pek de dikkat çekmediği rollerde yer aldı. Paquin’in, hem ülkemizde hem de dünyada, en son 1996 yılında yaptığı filmlerdeki düzeyde yeniden gündeme gelişi, 2000’li yıllarla gerçekleşti. “X-Men”in kimilerince en ‘cool’ karakteri olan, dokunduğu kişinin yaşam enerjisini emen –bu nedenle de sevgilisiyle rahat rahat sevişemeyen- Rogue karakterini, rolün gerektirdiği düzeyde bir oyunculukla canlandıran Paquin, aynı zamanda “Piyano”yla üzerine yapışan belirli tarzdaki rollerin oyuncusu damgasından da kurtulmuş oluyordu: “9 yaşında bir çocuk olmaktan kurtuldum artık! İnsanlar, seksi bir karakteri canlandırdığımda artık şaşırmamalı. Seksi olmakla bir sorunum yok! Dar, deri kıyafetlerle bir sorunum yok! Dövüşmek istiyorum, tekmelenmek ve yumruklanmak da...” Böylece, artık 18’inde olan Anna, Oscar’da yaş rekoru anlamında kendisinden bir basamak yukarıda yer alan Tatum O'Neal ya da yine çocuk yaşta ünlenen Drew Barrymore gibi içki ve uyuşturucu batağına saplanmadan da ergenlikten yetişkinliğe normal bir geçiş yapılabileceğini gösteriyordu. “X-Men”in ardından, ülkemizde ne akla hizmetse bir türlü vizyona giremeyen “Almost Famous” filminde, filmin yönetmeni Cameron Crowe’un tabiriyle ‘ilham perisi’ olarak yer aldı Paquin. Aynı yılı, kendisi gibi Oscarlı iki usta oyuncu Sean Connery ve F. Murray Abraham’le birlikte, artık Altın Palmiyeli bir yönetmen olan Gus van Sant ustanın “Finding Forrester”ıyla kapattı. 2002 ve 2003’ü geçtiğimiz sezon peş peşe izlediğimiz, “X-Men 2”, “Yirmibeşinci Saat” (“25th Hour”) ve İspanyol yapımı “Darkness”la oldukça verimli geçiren Paquin, ilginç bir şekilde, bir ara ülkemizde bu üç filmiyle birden vizyondaydı. Medyavizyon, Paquin’le bu kadar içli dışlı oluşumuzu fark etmiş ve Anna’nın hangi filmini vizyona sokabiliriz diye düşünmüş olacak ki, güzel aktrisin, yakın dönemde izlediğimiz bu üç filmden önce, 2001’de Joaquin Phoenix ve Ed Harris’le birlikte rol aldığı “Acemi Askerler”i (“Buffalo Soldiers”) bu hafta vizyona sokuyor. Filmde Yüzbaşı Robert E. Lee’nin (Scott Glenn), askeriyenin haşarı çocuğu Ray Elwood’la çıkmaya başlayan kızını canlandıran Anna Paquin’in şu anda yer alacağı herhangi bir proje duyurulmuş değil. Ama eminiz, biz Anna’nın yüzünü daha çok göreceğiz. Şikayeçi olan?...
Henüz kimse yorum yapmamış.
- Will Smith ve eklektik yaşam arayışı...
- Mustafa Altıoklar Farklı türlerin faal yönetmeni
- Sinemanın küçük kızı büyüdü...
- Mark Wahlberg: Boston serseriliğinden beyazperdeye...
- Al Pacino: Efsaneleşen bir "Baba"nın öyküsü...
- Harrison Ford: 65 yaşında, 20 yıl aradan sonra tekrar Jones...
- İdealist, zeki, iflah olmaz bir romantik: Ewan McGregor
- Jet Li: Hollywood'la Çin arasında...
- Michel Gondry
- Giovanna Mezzogiorno: İtalya'nın kara meleği!
- En İyi Kadın Oyuncu: Marion Cotillard
- Daniel Day-Lewis: Her rolde ayrı bir kişilik
- Kim tutar Özgü'yü!
- Kendi ağzından: Nurgül Yeşilçay
- Claire Danes: Çalışkan, Üretken ve Çok Güzel...


Altın Yumruk İstanbul'da (6 Temmuz2008 21:20 Kanal 1)
Kanal'1 de bu akşam saat 21:20'de Jackie Chan'den soluk soluğa izleyeceğiniz bir macera Altın Yumruk İstanbul'da ekrana geliyor.
Kanal'1 de bu akşam saat 21:20'de Jackie Chan'den soluk soluğa izleyeceğiniz bir macera Altın Yumruk İstanbul'da ekrana geliyor.

Bir Aşk Hikayesi
Aşk asla üzgün olduğunu söylemek zorunda kalmamaktır.
Aşk asla üzgün olduğunu söylemek zorunda kalmamaktır.










