Kayıt
Christiane Paul
Doktorluktan oyunculuğa...
Sinema.com 14 Temmuz 2003, Pazartesi 00:00
Fatih Akın’ın Türkiye’de ticari gösterime çıkan ilk filmi “Temmuz’da”yla ilgili sohbetlerde ne filmin anlatımı, ne yönetmenin üslubu, ne de Almanya’nın son dönemdeki en önemli aktörlerinden olan Moritz Bleibtreu konuşuluyor. Herkesin ağzında, filmin güzel gözlü ve sempatik oyuncusu Christiane Paul var. Paul, ailenin çizdiği yolu takip edip tıp eğitimi almış olsa da, çocukluğundan gelen sanat aşkını dindirememiş bir aktris.
Bildiğiniz gibi bu hafta vizyona giren “Temmuz’da”, yurtdışında yaşayan Türk yönetmenlerin en önemlilerinden biri olan Fatih Akın’ın ülkemizde vizyona giren ilk filmi olma özelliğini taşıyor. Ancak izleyiciler arasında –özellikle de erkek izleyiciler arasında- ne romantik komediyle yol filmini harmanlayıp, ortaya başarılı bir yaz filmi çıkaran yönetmen Fatih Akın; ne de filmin başrolündeki, “bu adam da Almanya’da çekilen her filmde oynuyor herhalde” dediğimiz Moritz Bleibtreu konuşuluyor. Herkesin söze başladığı tek bir nokta var: Christiane Paul. Başlangıç noktası bu olunca, konuşmanın devamı da belli tabii: “Abi ne güze kızdı o!!!” “Temmuz’da”da Christiane Paul’ün bizi bu kadar etkilemesinde güzelliği kadar, canlandırdığı karakterin özellikleri de etkili: Özgürlüğüne düşkün, sırt çantasını alıp canının istediği yere gidebilen, ruhuna yakın bulduğu birine tutkuyla bağlanmaya, sonuna kadar onun peşinden gitmeye hazır, küçük şeylere takılmayan, güler yüzlü, dost canlısı (üstelik esrar sarmada da oldukça başarılı) Juli karakterinin zihnimizde bu kadar yer etmesinde Paul kadar Fatih Akın’ın da parmağı var kuşkusuz. Filmi izledikten sonra, sırt çantasını hazırlamaya başlayan okurlarımızı biraz üzeceğiz, ama Paul, gerçek hayatta mekânla kurduğu ilişki anlamında Juli’nin tam tersi özelliklere sahip. Öncelikle, 8 Mart 1974’te dünyaya geldiği Berlin’e fazlasıyla bağlı. Yıllardır aynı insanlarla aynı mekânlara takılıyor; ailesiyle yollarını ayırdığından beri, Pankow’daki aynı küçük dairede oturuyor; Almanya’nın yıldızı hızla yükselen isimlerinden biri olmasına rağmen, hâlâ öğrencilik yıllarından kalma bir alışkanlıkla, sıradan biri gibi metroyu kullanıyor… Anlayacağınız, Berlin’de fazlasıyla yerleşik bir hayata sahip Paul; peşinden gitmek isteyenlere duyurulur. Christiane Paul, cerrah bir baba ve anestezist bir annenin çocuğu olarak dünyaya gelmenin de etkisiyle, Berlin’de Humbolt Üniversitesi’nde tıp eğitimi almış. Tabii, hikâyenin bundan önceki kısmına, yani çocukluk ve ilk gençlik dönemine bakacak olursak, onun, yıllar boyunca sanatla ilgili bir kariyer yapmanın işaretlerini verdiğini görebiliriz: Balerin ve piyanist olma konusunu, küçük yaşlarda takıntı haline getiren Paul, o yıllarda tam da filmdeki Juli gibi içi içine sığmayan, hatta haşarı bir çocuk olduğundan, yaşamını tümüyle bu alanlara adayamamış ve dolayısıyla başarılı da olamamış. Zamanla, müzik ve baleden uzaklaşsa da, ileriki yıllarda önce model, sonra aktris olmasında büyük faydası olacak sporla ciddi bir şekilde ilgilenmeye başlamış. Yetişkinliğe adım atmaya başladığı yıllarda, herkes gibi o da omuzlarında kariyer baskısı hissedince, yakın çevresinde denenmiş, daha tanıdık ve güvenilir olan bir yola girerek, tıp eğitimi almaya karar vermiş. Ancak, bunun, kendini top yekün adadığı bir tercih olduğun söylemek zor. Berlin Duvarı yıkıldıktan sonra, özellikle güzelliği sayesinde önüne çıkan alternatif iş fırsatlarını da değerlendirmeye başlayan Paul, katıldığı ‘Bayan Vogue’ adlı mankenlik yarışmasında başarılı olunca, ‘Madchen’ ve ‘Bravo Girl’ gibi yüksek tirajlı dergilerde yayınlanan katalog çekimlerine katılmış. İç çamaşırı defilelerinde yer almaktan geri durmadığını, hatta bunu özellikle tercih ettiğini ve podyuma sürekli olarak yalınayak çıkma gibi bir alışkanlığı olduğunu da hatırlatalım. Tıp eğitimi için Humboldt Üniversitesi’ne girdiği yıl olan 1992’de, Paul’ün hayatında başka bir beyaz sayfa daha açtığına tanık oluyoruz. Yönetmenliğini Niklaus Schilling’in yaptığı “Deutschfieber” adlı film, Christiane’in ilk oyunculuk deneyimi olmuş. Almanya’da, modellik kariyeri sayesinde, tanıdık yüzlerden biri olan güzel aktris, ilk filmiyle, bu tanınırlığını daha somut bir zemine oturtmuş. Sonrasında, doğal alarak, hem televizyondan hem de sinemadan Paul’e oyunculuk teklifleri yağmaya başlamış. 1993’te Peter Stripp’in “Ich und Christine”inin ardından, tıp eğitiminin ilk yılları çok zorlu geçtiğinden okula biraz ağırlık verdiğini ve 1995’te peş peşe üç TV filmlerinde yer alarak oyunculuğa geri döndüğünü görüyoruz. Bu TV filmlerinden, kendisine ‘Max Ophuls En İyi Genç Aktris Ödülü’nü kazandıran “Ex” ve bir yıl sonra yer aldığı, Bavyera Film Ödülleri’nde yine ‘En İyi Genç Aktris Ödülü’nü almasını sağlayan “Workaholic” adlı sinema filmi, Paul’ün Almanya’nın yükselen yıldızları kategorisine girmesini sağlamış. 90’lı yılların son bölümlerinde, Almanya’da büyük ilgi gören “Knockin' On Heaven's Door” (1997), senaryosunu 1Tom Tykwer’in yazdığı “Das Leben ist eine Baustelle” (1997) ve “Die Häupter meiner Lieben” (1999) gibi sinema filmlerinin yanında pek çok TV filminde yer alarak kapatan Paul’ün 2000’li yıllara geldiğimizde, Almanya’da oldukça iyi tanınan bir aktris konumuna yükseldiğini görüyoruz. Güzel aktrisin, Almanya sınırlarını aşan bir tanınırlık kazanmaya başlaması ise, bu yazıya da vesile olan Fatih Akın’ın “Temmuz’da” filmiyle gerçekleşti. Her ne kadar yazının başında, mekânla kurduğu ilişki açısından, gerçek hayatta filmdeki karakteri Juli’nin tam zıttı olduğunu söylesek de, kendisini tanıyanlar kişilik özellikleri bakımından Paul’ün Juli’ye oldukça yakın olduğunu söylüyorlar. Paul de Juli gibi yakın bulduğu insanlara fazlasıyla değer veren, sıcakkanlı, insanlarla kolay ilişki kurabilen, kafasına koyduğu ve yapmayı gerçekten istediği şeylerin sonuna kadar peşinden giden, bireysel özgürlüğüne düşkün biri. Zaten biz de “Temmuz’da”da gözlerinin içine yerleştirdiği rahat, doğal ve bir o kadar da etkileyici gülümsemenin, yalnızca oyunculuk başarısıyla ilgili olabileceğini aklımızın ucundan bile geçirmemiştik. En son 22. İstanbul Film Festivali’nde izlediğimiz, iş yaşamıyla evliliklerini birlikte yürütmede büyük zorluklar çeken genç kuşağın portresini çizen “Ben Babayım” (“Väter”, 2002) filminde, yan karakterlerden Ilona’yı canlandıran Christiane Paul’ü “Temmuz’da”da doya doya izleyin; zira güzel aktrisin yakın dönemdeki projeleri arasında, Türkiye vizyonunu da ziyaret edeceği yeni bir film gözükmüyor.
Henüz kimse yorum yapmamış.

TV'de bugün
Maviliklere Doğru (28 Ağustos 2008 20:45 Kanal D)
Paul Walker, Jessica Alba, Scott Caan ve Ashley Scott'un oynadığı Maviliklere Doğru adlı aksiyon filmi bu akşam 20:45 'te Kanal D ekranlarında...
Replik
Frida
Günün sonunda, düşündüğümüzden daha fazlasına dayanabiliyoruz.
Frida Kahlo
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com