Kayıt
Steve Martin
Ne sihirdir, ne keramet...
Sinema.com 24 Mart 2006, Cuma 00:00
"Pembe Panter"de izlediğimiz Steve Martin 90’ların ikinci yarısına kadar, çocukluğundan gelen bir alışkanlıkla elini neye atsa başarılı oldu. Hem TV’de, hem müzik ve sinema alanında hızlı bir şekilde yükseldi, hem de çok satan kitaplar kaleme aldı. Siz de Steve Martin’in bu noktaya gelişinde sihirli bir şeyler olduğundan şüphelenenlerdenseniz bu yazıyı mutlaka okumalısınız. Çünkü, Martin’in şu an bulunduğu noktaya gelmesinde, gerçekten de sihri

Steve Martin, 14 Ağustos 1945’te Waco, Texas’ta dünyaya gelmiş olsa da tam bir Amerikalı sayılmaz, çünkü ailesi İngiliz-İskoç-İrlanda gibi, yıllardır kavga etmiş olan üç etnik kökeni tek potada eritebildikleri bir geçmişe sahip. 5 yaşındayken taşındıkları Inglewood, California’da babası, hem yerel tiyatroda oynayıp, hem de emlakçılık yapmaya başladı. Ancak, Steve açısından asıl önemli olan, beş yıl sonra, ikinci kez, ve bu sefer Garden Grove’a taşınmalarıydı. 1955’e rastlayan bu olay, aynı zamanda Disneyland’in açılışıyla da çakışmıştı. Ve Steve, 10 yaşından 18 yaşına kadar sürecek bir maceraya atılarak, okuldan sonra Disneyland’de çalışmaya başladı. Burada, farklı işlerde çalışsa da, asıl yaptığı gözlemlemek ve kaydetmek oldu. Özellikle Wally Boag adlı eski bir vodvilin gösterilerini hiç kaçırmıyordu. Eğlence parkında en çok ilgisini çeken şey, sihirle ilgili gösterilerdi. Saatlerce izlediği bu gösterilerden çok şey öğrendiğini, hızlı düşünme yeteneğini geliştirmesinde ve hazır cevap biri haline gelmesinde bu gözlemelerinin çok etkili olduğunu her fırsatta tekrarlar. 15 yaşına geldiğinde, sihre olan bu ilgisini geliştirmek için Merlin's Magic Shop’a girdi. Burada asıl işi, bir dönemde ülkemizde de çok moda olan ‘şaka malzemeleri’ satmaktı; ancak o, fazlasını yaparak bu şakalarla ilgili tüm trükleri öğreniyor ve ortamda yapılan tüm şakaları bir şekilde ezberinde tutuyordu. Kendini hazır hissettiğinde de Kiwanis adlı kulüpte sahneye çıkmaya başladı. Bu arada, Earl Scruggs’u dinleyip hayran olmuş ve ‘banjo’ denen bir çeşit sazlı müzik aletini çalmaya merak sarmıştı. Başka bir kulüpte de, geceleri, ‘banjo’ çalmaya başladı. Emmy Ödüllü başlagıç

Yıllar geçtikçe, Steve’in ilgi alanları dallanıp budaklanıyor ve günden güne daha donanımlı ve kompleks biri haline geliyordu. Her ne kadar, ucundan kıyısından şov dünyasına dokunan işler yapmak çok hoşuna gitse de, liseyi bitirmek üzere olduğu sıralarda, Knott’s Berry Çiftliği’nde tanıştığı ve platonik bir aşk macerası yaşadığı Stormie Sherk, onu, akademik formasyonun önemi konusunda ikna etmiş –ne varsa kadınlarda var- ve Steve kendini Long Beach State Üniversitesi’nde felsefe okurken buluvermiş. Burada, ciddi bir akademik disiplin altında çalışıyor oluşu, Steve’in insanları eğlendirmeye dönük hevesini azaltacağına daha da körükledi. Özellikle mantıkla ilgili aldığı derslerin, insanları daha kolay güldürmeye başlamasında etkili olduğunu söyleyebiliriz. Ancak, Martin, kısa sürede, felsefenin kendi harcı olmadığını anladı ve UCLA’ya transfer olarak lisans yaptığı bölümü ‘tiyatro’ olarak değiştirdi. Zaten Long Beach’te sıkı bir şekilde yazmaya başlamıştı. UCLA’da aldığı ‘yaratıcı yazın’ dersleri, bunu bir adım öteye taşıyarak daha disiplinli bir hale soktu. Çılgın gibi, ‘gag’ler ve kısa metinler üretmeye başladı. O zamanki kız arkadaşı, dönemin popüler TV şovu ‘Smothers Brothers Comedy Hour’da dansçıydı ve Steve’in yazdıklarını el altından, şovun skeçlerini yazan takımın başındaki Mason Williams’a ulaştırdı. Williams, Steve’in esprilerini o kadar tuttu ki, paralarını kendi cebinden ödeme pahasına, onun yazdıklarını kullanmaya başladı. Zaten çok geçmeden, yeteneğinin gelip geçici olmadığı anlaşıldığında, Steve de yazar takımının elemanlarından biriydi. Dizi, yalnızca bir sezon sürse de, hem izleyiciden topladığı tepkiler çok olumlu oldu, hem de yazarları Emmy Ödülü’ne layık görüldü. Yıl 1969’du ve bu, Steve için, hiç de fena bir başlangıç değildi. Müzikte de başarılı Aldığı ödülün hızıyla, “The Glen Campbell Goodtime Hour” (1969), “The Sonny and Cher Comedy Hour” (1971), “The Ken Berry 'Wow' Show” (1972), “The Smothers Brothers Show” (1975) ve “Johnny Cash and Friends” (1976) gibi TV dizi ve şovlarında yazarlığının yanına oyunculuğu da katarak yer almaya başladı. Bu işten para kazanacağına dair hiçbir zaman şüphesi olmamıştı, yine de bu düşüncesinin böyle çabucak somutlaşmış olması, Steve’i üretkenlik konusunda daha da motive ediyordu. Ona asıl ünü getirense bu dizilerden çok ilk kez 1975’te yer aldığı ‘Saturday Night Live’in oldukça renkli konuklarından biri olmasıydı. Her ne kadar 75-77 arsı dönemde şovda tam 35 kere yer alarak yüzünü biraz eskitse de, artık o tüm ABD tarafından tanınan, popüler bir isimdi O da bu popülerliği kullanarak, eskiden beri girmek istediği müzik alanına el attı ve ilk albümü olan ‘Let's Get Small’u çıkardı. 1 milyonun üzerinde satan albüm, Martin’e bir de Grammy Ödülü getirdi. İkinci albümü ‘A Wild And Crazy Guy’, ödül almasa da, satış açısından benzer bir başarıyı yakalıyor ve Steve Martin için ‘ne iş olsa başarır’ sözü daha sık söylenmeye başlıyordu. Bu sırada, 1977’de yer aldığı “The Absent-Minded Waiter” adlı kısa film, Oscar’a aday gösterildi. Aynı yıl, yaklaşık iki ay süren ve elliden fazla şehre uğradığı turnesinin hemen ardından, ilk uzun metrajlı filmi “Sgt. Pepper's Lonely Hearts Club Band”de (1978) rol aldı. Bunu, 1979’da “The Muppet Movie” ve ‘Who’ belgeseli “The Kids Are Alright”da ‘cameo’ olarak görünmesi izledi. Ancak, asıl gürültü, 1979’daki “The Jerk”le koptu. Yazarlıktan 100.000, oyunculuktan da 500.000 dolar almak için anlaştığı, 4.5 milyon dolara mal olmuş olan bu film, 100 milyon doları geçen bir hasılat yapıp, ABD’de tüm yılın en çok izlenen üç filminden biri olunca, tüm dikkatler, yeteneği su götürmeyen bu komedyene çevrildi. (Bu arada, Steve akıllılık edip, başarısının büyük payı kendisine ait olan filmin, elde ettiği kârın % 50’sini alması hususunda sözleşmesine bir not düşmüştü, bir anda elde ettiği kazancı varın siz hesaplayın!) Sinemada da olur, ama sanki TV’ye daha uygundur... Bu esnada, her komedyen gibi, stand-up şovlarda kendini tekrar ettiğini ve hep aynı izleyici kitlesine hitap ettiğini hissetmeye ve bu işten sıkılmaya başladı. Bu durumun kariyerine yansıması, ağırlığı şovlarından sinemaya kaydırması şeklinde gerçekleşti.

Bu arada, o zamana kadar gördüğü şovlar içinde en çok sevdiği olduğunu sık sık belirttiği, Dennis Potter imzalı “Pennies From Heaven”ın sinemaya uyarlanacağını öğrenince, hemen filmde bir rol almak için harekete geçti. Herbert Ross’un yönetmenliğinde, Arthur Parker karakterini canlandıran Martin, komediden çok dans edip şarkı söylerken perdede görünüyordu. Film pek başarılı bulunmasa da, Martin’e bir Altın Küre adaylığı getiriyordu. Peş peşe yer aldığı “Dead Men Don't Wear Plaid” (1982), “The Man with Two Brains” (1983), “The Lonely Guy” (1984) ve “All of Me”de (1984) hep filmi sürükleyen, iyi bir şekilde pazarlanmasını sağlayan isimdi. (“All of Me”yle bir Altın Küre adaylığı daha aldı.) Bu kadar yoğun çalışmasına karşı, dönemin popüler dizisi “The Winds of War”un (1983) yıldızı, Laurence Olivier’in torunu Victoria Tennant’la bir aşk yaşamaya başladı. Kısa sürede büyüyen aşkları, işi 1986’da Roma’da evliliğe kadar götürmelerini sağladı. Özel hayatındaki mutluluktan mı bilinmez, o yıl Chevy Chase ve Martin Short’la birlikte rol aldığı “Üç Amigo” (“¡Three Amigos!”) ve Frank Oz’un yeniden çektiği “Little Shop of Horrors”la daha fazla gündeme geldi. Aynı başarıyı, bir yıl sonra yer aldığı, bir çeşit ‘Cyrano de Bergerac’ın sahne uyarlaması olan “Roxanne” (1987) ve “Planes, Trains & Automobiles” (1987) filmleriyle tekrarladı. Steve’in sinema yolculuğu, tam anlamıyla rayına oturmuştu. Tamamen dahil olduğu (genelde rol aldığı filmlerin senaryolarına da bir şekilde el atıyordu) her proje ilgi çekiyordu. Frank Oz’un “Dirty Rotten Scoundrels”u (1988) ve Ron Howard’ın “Parenthood”u (1989), bu başarıyı gösteren filmler halkasına eklendi. Yapıldıkları dönem için ‘hit’ statüsüne koyabileceğimiz “My Blue Heaven” (1990) ve “L.A. Story”de (1991) rol aldıktan sonra, adeta ‘her yıla iki film’ şeklinde bir gelenek başlattı: Spencer Tracy klasiği “Father of the Bride”ın yeniden çevrimi (1991), “Grand Canyon” (1991), Goldie Hawn ve Frank Oz’la yeniden birlikte çalıştığı “HouseSitter” (1992), ağızda hep “sinemada da olur, ama TV’ye daha uygundur” izlenimi bırakan filmlerdi. Zaten Türk izleyicileri de Steve Martin’i bu filmleriyle TV’den tanıyıp sevdi. Arayan bulur! 1992’de “Leap of Faith”le birlikte Martin’in kariyeri düşüşe geçmeye başladı. Buna bir de 1993’de eşi Victorai Tennant’ın kendisini Avustralyalı bir TV yıldızı için terk etmesi eklenince, Steve Martin, depresyonun eşiğine geldi. Üstelik bu ayrılık hiç de dostça olmamış, Tennant, Steve’in ilişkiyi sağlıklı bir biçimde sürdürebilecek vasıflardan yoksun, içine kapanık ve soğuk biri olduğu yolunda açıklamalar yapmıştı. Bu olaylar nedeniyle girdiği depresif moddan kısa sürede kurtulan Martin, hemen “A Simple Twist Of Fate”teki rol arkadaşı Anne Heche’yle bir ilişkiye girdi. Ancak bu ilişki de, çok kısa sürmesine rağmen, fırtınalı bir ayrılıkla noktalandı. 1995’te “Father of the Bride”ın devam filmi, Steve Martin’e bir kez daha Altın Küre adaylığı getirirken, ödüllerle olan ilişkisinin yıllardır aday gösterilmenin ötesine geçememesi, onu iyice kıllandırsa da, büyük bir ödül almadan meslekten ayrılacağı fikrine kendini alıştırmaya başlamıştı. 90’ların ikinci yarısında, Steve Martin’in özel hayatındaki çöküş, filmlerine de yansımaya başlamıştı.

“Sgt. Bilko”da (1996) her ne kadar o yine işini iyi bir şekilde yapıyorsa da, filmi çok başarısız olmaktan kurtaramıyordu. Bu durum “The Spanish Prisoner” (1997) ve “The Out-of-Towners”la (1999) sürdü. Uzun zamandır senaryo da yazmayan Steve, bunu eski dostu Frank Oz’un “Çatlak Yönetmen” (“Bowfinger”, 1999) filmi için bozdu. Eddie Murphy’yle birlikte rol aldığı film, aynı zamanda Steve Martin’in dönüşü olarak nitelendi. 2001 yılında “Aman Doktor!”da (“Novocaine”), “Little Shop of Horros”daki gibi bir dişçi olarak izlediğimiz Martin, bu kez sert değil, Helena Bonham Carter’ın canlandırdığı hastası Susan Ivey tarafından zorla ilaç yazdırılan pasif bir doktordu ve Ivey’le tanıştıktan sonra yaşamı tepetaklak oluyordu. Nitekim, ilginç bir şekilde, Steve Martin’in özel hayatı da filmdeki karakteri Dr. Frank Sangster gibi tepetaklak olma eğilimidneydi. Filmin çekimleri sırasında, kendisinden 21 yaş küçük rol arkadaşı Helena Bonham Carter’la bir ilişkiye başlayan Martin, bu ilişkinin uzun süreli olması için elinden geleni yapsa da hem aradaki yaş farkı, hem de Carter’ın beş yıllık bir ilişkinin ardından Kenneth Branagh’dan henüz ayrılmış olması işleri iyice zorlaştırıyordu. Nitekim çift, birkaç aylık denemenin ardından hemencecik ayrıldı. 2003’te “Başımın Belası” (“Bringing Down the House”), Steve Martin’in özel hayatı göz önünde tutularak izlenirse, daha da anlamlı bir filmdi. Özel yaşamında arayış içinde olan Martin, filmde de karısının ölümünün ardından düştüğü uzun süreli boşluktan çıkabilmek için, internet üzerinden sevgili bulan, ama sözleştiği sevgiliyle yüzleştiğinde karşısında ‘chat’ yaparken konuştuklarıyla alakası olmayan bir kadın çıktığında ne yapacağını bilemeyen eski bir avukatı canlandırıyordu. Yaşının ilerlemesinin de etkisiyle vites küçülten Martin, 2003'ten bugüne, bir düzine çocuk sahibi bir baba olarak karşımıza çıktığı “Sürüsüne Bereket” (“Cheaper by the Dozen”) ve devam filmi “Cheaper by the Dozen”ın arasına Claire Danes ve Jason Schwartzman'la birlikte rol aldığı “Shopgirl”ü soktu. Şimdi de Jean Reno, Kevin Kline ve Beyoncé Knowles'la birlikte rol aldığı “Pembe Panter”de, efsanevi actor Peter Sellers'la özdeşleşmiş Müfettiş Jacques Clouseau olmaya soyunuyor. Sanırız, Steve Martin için, gerçek yaşamda da aradığı gibi bir ilişki bulabilmesi, en az “Başımın Belası”ndaki kadar zor görünüyor. Ama ne demişler, arayan bulur! O zaman umutusuzluğun alemi yok, aramaya devam Steve...

Henüz kimse yorum yapmamış.

TV'de bugün
Budala Dedktif 2 (15 Ekim 2008 22:00 Atv)
Jim Carrey, Ian McNeice, Simon Callow, Maynard Eziashi ve Bob Gunton'ın oynadığı "Budala Dedktif 2" adlı komedi filmi bu akşam 22:00'da Atv ekranlarında...
Replik
Köstebek...
Bir şeyi yapmadan önce ne yaptığını bil.
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com