Elizabeth Hurley
Şeytan Kadın
Sinema.com 26 Haziran 2003, Perşembe 00:00
Elizabeth Hurley ya da Liz Hurley... Karanlıklar Prensesi... Şeytanın ta kendisi... Hugh Grant’in sevgilisi olarak tanındıktan sonra, Brendan Fraser’ı şaşkına çevirdiği “Şaşkın”la hayran kitlesini arttıran Hurley, geçtiğimiz hafta vizyona giren “Tehlikeli Dişi”de, bu kez Matthew Perry’ye pabucunu ters giydiriyor ve Hollywood’un en kışkırtıcı, seksi, baştan çıkarıcı güzeli olarak perdeye arz-ı
Liz, 1965 yılında Hampshire'da doğdu. Doğma büyüme, safkan bir İngiliz kızı. Kaynaklar babasının ordu mensubu, annesinin anaokulu öğretmeni olduğunu söylüyor. Fakat aynı kaynaklar nedense çocuk yaşta dansa merak salıp bale eğitimi almak üzere gittiği yatılı okuldan niye kısa sürede döndüğünü açıklayamıyor. Delice baleye tutkun olmasına karşın neden kısa sürede yatılı okulu terk edip eve döndü belli değil. Ailesini mi özlemişti? Eğitim ağır mı geldi? Yoksa kariyerini başlamadan bitirecek bir rahatsızlık mı geçirmişti? Yoksa, sonradan tuttuğunu koparan bir yetişkine evrilecek olan o genç kız o zamanlar çok mu naifti? Bilemiyoruz; lakin baba yuvasına döner dönmez ergenlikle birlikte kendini bambaşka bir dünyada bulduğunu çok iyi biliyoruz. Günümüzün en klasik giyinen, gösterişten hoşlanan, kadınsılığını öne çıkaran kadınının bir zamanlar pembe saçlı, burnunda, kulaklarında halkalar olan bir punkçı olduğunu tahmin edebilir miydiniz? Hurley ergenliğe adım attığı, damarlarında asi bir kanın dolaştığı yıllarda, yani 80'lerin başında dönemin modası punkla tanıştı ve kendini bu akıma bırakıverdi. Orda burda koşuşturan, rengarek saçlar, çılgın konserler, sabahlara dek süren sevişmeler arasında ne yapmış etmiş London Studio Centre'dan da bir tiyatro bursu kazanmayı bilmişti ama. 20 yaşına girerken Londra'ya geldi ve bir sene sonra da sinemadaki ilk rolünü kaptı. 1987'de çekilen “Aria” onun ilk sinema deneyimiydi. Ardından daha önemli bir rolde “Romento al Viento” (1988) adlı filmde oynadı. Apaçık gözükmekteydi ki bu roller onu hiçbir yere götüremezdi. Evet, güzeldi, çok güzel, üstelik akıllı ve hırslı; gel gelelim birilerinin artık bu gerçeği keşfetmesi gerekliydi. Amerika'nın yolunu tuttu. “Passenger57” (1992) adlı bir Hollywood prodüksiyonunda terörist grubun kadın üyesini canlandırdı. Wesley Snipes'ın oynadığı bu aksiyon filmi kısmen ticari başarıyı yakalamıştı, ama Hurley'e beklediği rol tekliflerini getirmedi. Böyle olunca o da tekrar İngiltere'ye döndü. Çabalıyor, didiniyor, televizyon filmlerinde rol alıyor, sinema filmlerinde gözüküyor, ama ne doğru dürüst para kazanabiliyordu, ne de büyük yapımlarda dikkat çekici roller kapabiliyordu. Zekâ ve güzellik aynı insanda bir arada olunca bazen felaketlere yol açabiliyor. Akıl o güzelliği kıskanıyor ya da güzellik o zekâyı hazmedemeyebiliyor. Ama ne olursa olsun ikisi bir araya gelince yüksek bir ego ortaya çıkıyor ve hırs insanın ta derinlerinden yükselerek doğuyor. Eğer ikinci filminde tanıştığı, umut vadeden bir oyuncu olan Hugh Grant'le birlikte yaşamaya başlamamış olsaydı ve eğer Hugh ona şöhretin kapısını ardına kadar aralamasaydı, kim bilir nasıl olurdu hali sevgili Liz'in? Belki bizdeki Özlem Savaş gibi olurdu. Lise ve üniversite hayatında en parlak başarılara imza atıp, zekânızı ve çalışkanlığınızı ispat ettikten sonra şov dünyasında ısrarla var olmaya çalışmak ve neticesinde şimdi pavyonda şarkı söylemektir Özlem Savaş'ın sonu. Anlaşılmaz bir hırsın ve tutkunun yarattığı karmaşık bir hayat öyküsü. Ve kökeninizi tamamen yitirip sanki en eskiden beri o dünyanın içindeymiş gibi hareket etmeye başlamak ve o yolda sanki zekânızı ve güzelliğinizi yitirmektir.. Versace, siyah, askılı elbise Neyse ki Hugh o aralar, İngiliz sinemasının yeniden popülerleşmesini sağlayan film olan “Dört Nikah Bir Cenaze”de (Four Weddings and a Funeral, 1994) rol almıştı, almıştı da, Hurley'nin hikâyesi Özlem'e benzemedi. Hurley'i tüm dünyaya tanıtan ve magazin basınının ilgi odağı haline gelmesini sağlayan o gala gecesini ve tarihe geçen o siyah, simsiyah elbiseyi şöyle bir hatırlayalım... Hurley sevgilisinin kolunda bir yıldız gibi parlamayı aklına koymuştu. Ne var ki istediği tarzda bir gece kıyafeti bulamadı, bulduğunu beğenmedi, beğendiğini satın alamadı, çünkü parası yoktu. Evet, sevgilisi Hugh Grant bilinen bir oyuncuydu, ama sonuçta esas çıkışını o da o filmden sonra yapacaktı. Allahtan, Liz’in şansı yaver gitti ve Versace ona bir iyilik yaptı. Satılmayan, ellerinde kalan, promosyon için kullandıkları bir elbiseyi o gece için ona ödünç verdiler. Yalnızca iğnelerle tutturulmuş, bu derin dekolteli siyah elbise salt o gece tüm bakışların Liz'e çevrilmesine yol açmadı; aynı zamanda “Kim bu kadın?”, “Hugh'un kolundaki kadın kim?” nidaları eşliğinde Hurley'nin Esteé Lauder kozmetikleriyle bir kontrat imzalamasına yol açtı. Güzelliği tescillenmiş, yüzü tüm dünyanın bilboardlarında yer almaya başlamıştı artık. Grev Kırıcı Kimsenin tanımadığı, kendisini tanıtmak için onca çaba sarf etmesine karşın kimsenin oralı olmadığı bu genç kadın bir anda nasıl dünyanın en güzel, en seksi kadınları listesine girmeye başlamıştı? Yoksa tüm hayalleri karşılığında ruhunu şeytana mı satmıştı? Böyle düşünenler yok değil. Özellikle “Austin Powers: Ajanlar Kralı”nda (“Austin Powers: International Man of Mystery”, 1997) gümüş rengi kısa elbise içinde gözüküp, artık sinemadan da kendisine çok para kazandıracak roller bulmaya başladığında ve “Şaşkın”da (Bedazzled, 2000) rol alıp onun gala gecesine katıldığında, salonun dışında bekleyen ve grev yapan bir dolu oyuncu onu grev kırıcılıkla suçladı. O anda grev yapan bir oyuncu birliğine üye olmasına karşın bunu dikkate almayarak filminin gala gecesine katılıyordu. Kendi meslek grubu içinde çok tepki çekti. Kendisi grevden haberdar olmadığını belirtip özür dilese de, ve oyuncular sendikasına yüklü bir bağışta bulunsa da bir gala gecesiyle gelen itibarı neredeyse bir başka gala gecesiyle gidecekti. Neyse ki “Şaşkın” ABD'de çok iyi gişe yaptı. Skandalların Kadını Bu arada Hurley'nin güzelliğinden ve iş bitiriciliğinden ve Hugh Grant'in sevgilisi olmasından kaynaklanan şöhreti hep skandallarla pekişmiş; pekiştikçe Hurley doyumsuzca başka skandallara doğru kulaç atmıştır. Örneğin Hugh Grant'in Los Angeles'ta arabasında bir fahişe ile birlikte yakalanması ikilinin birlikteliklerini sarsmış ama yıkamamış, Hugh Grant'in itibarını epey zedelemiş, gel gelelim Liz'in ününü iyice pekiştirmiştir. Oyunculuğuyla var olamadığı için, dişiliğini ve seksiliğini öne çıkarmış,skandallar ve dedikodular ile beslenmiştir. Liz'e haksızlık etmeyelim... Grant'le bir ayrılıp bir barıştıkları bu günlerde herkes onun evini ve ilişkisini çekip çeviren, üstelik sevgilisiyle birlikte kurduğu yapım şirketinin işlerini yürüten asıl kişi olduğunda hemfikir. Bugüne dek sevgilisinin oynadığı iki filmin yapımcılığını üstlendi ve bu işlerden de iyi para kazandı. Bunlardan biri “Extreme Measures”dı (1996), diğeri ise “Belalı Aşık” (“Mickey Blue Eyes”, 1999). Elizabeth Hurley doğru adımlar atarak imajını ve şöhretini korumasını biliyor doğrusu. Ayrılıklarından sonra Liz, ilişkisinin kendisini tatmin etmediğine dair sözler sarf etmiş, Hugh Grant ise “Ben onun için fazlasıyla renksiz ve sıkıcıydım” deyip bunun üzerine tuz biber ekmişti. Bu söz Liz Hurley'nin dünyadaki pek çok erkeğin hayal ve fantezi dünyasındaki yerini sağlamlaştırdı hiç şüphesiz. Yani ona ruhunu teslim etmeye hazır pek çok erkek var etrafta diyebiliriz. Liz mi ne yapıyor? Yeteneksizliğine karşın aklını kullanarak her işe girip çıkması, parayı sevmesi, iyi kullanması ve gösterişçiliğine karşın, aralarında bu hafta vizyona giren “Tehlikeli Dişi”nin de dahil olduğu son üç filmiyle (diğerleri hiç ses getirmeyen, ABD’de çok sınırlı gösterim imkanı bulan “Double Whammy” – 2001 ve “Bad Boy” – 2002), biraz cepten yiyor.
Henüz kimse yorum yapmamış.

TV'de bugün
Ne Yaptığını Biliyorum ( 4 Aralık 2008 22:00 CNBC-e)
CNBC-e'de bu akşam 22:00'da Ne Yaptığını Biliyorum adlı 1997 yapimi korku-gerilim filmi ekrana geliyor.
Replik
Full Metal Jacket

Er Joker: "Ölüler tek bir şeyi bilirler: Hayatta olmak daha iyidir."

« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com