Her telden Natalie!
Sinema.com 6 Haziran 2003, Cuma 00:00
Bu hafta vizyona giren “Johnny English”te, müzisyen olarak tanıyıp sevdiğimiz Natalie Imbruglia’yı ilk sinema deneyiminde izleyeceğiz. Güzel aktrisin yüzünü ekrandan ya da perdeden hatırlıyor gibiyseniz şaşırmayın; çünkü Natalie’nin müziğe kapılmadan önceki ilk göz ağrısı -reklam filmleri ve TV dizileriyle sınırlı da olsa- yine oyunculuktu.
Son haftalarda, doğayla iç içe büyümüş olmanın, beraberinde illâ ki güzelliği getirdiğini düşünmemizi sağlayacak aktrisler uğruyor sinema salonlarımıza. Geçen hafta, yıldızı aslen bir ‘top model’ olarak parlayan ve oyunculukta git gide vitesini büyüten Laetitia Casta, “Zevkler Sokağı” filmiyle sayfalarımıza konuk olmuştu. Paris kırsalında yaşayıp, Korsika Adası’nın plajlarında büyüyen Laetitia’dan sonra, bu hafta, yine yıldızı başka bir alanda, müzikte parlamış olan ve sinemaya sonradan geçen bir plaj kızı daha çıkıyor karşımıza. “Johnny English”te, güzeller güzeli bir ajanı canlandıran Natalie Imbruglia. Natalie’nin ‘plaj kızlığı’, Laetitia’nınkinin çok uzağında kalan bir ülkeden, Avustralya’dan geliyor. 1975 yılında, Sydney yakınlarında bir sahil kasabasında dünyaya gelen Natalie Jane Imbruglia, küçük yaşlardan itibaren, kardeşleriyle birlikte bale ve müzik dersleri almaya başlamış. Doğal olarak o günlerde tek tutkusu balerin olmakmış. Ancak ergenliği boyunca, gelecek planları konusunda ordan oraya savrulmuş. Kuaförlikten müzisyenliğe, aktrislikten doktorluğa kadar pek çok meslek kolu, Natalie’nin ilgi alanına girip çıkmış. 15 yaşından itibaren çeşitli reklamlarda rol almaya başlayan Natalie, Coca Cola ve Twisties gibi ünlü markaların reklamlarında oynamış. Bir ara bu işi o kadar ilerletmiş ki, vaktini tamamen oyunculuğa ayırabilmek için, performans sanatları alanında devam etmekte olduğu liseyi terk etmeyi bile göze almış. 16 yaşında, bir Japon balonlu ciklet markasının reklamı, ülke çapında beğeni toplayınca, Natalie, ‘ananas prensesi’ lakabıyla da olsa, daha çok tanınan bir yüz haline gelmiş. Bunun meyvesini kısa sürede alarak, Avustralya çapında televizyonda en çok izlenen dizilerinden biri olan “Neighbours”ta önemli bir rol almış. İki haftalık düye başladığı dizide canlandırdığı Beth karakteri o kadar tutulmuş ki, Natalie, anlaşmasını uzatarak iki yıl daha dizide rol almış. 80’lerin sonlarında, dizi furyasında, “Neighbours”un ünü Avustralya sınırlarını aşarak, özellikle İngilizce konuşan ülkelerde hızla yayılmış. Ancak, doğal olarak, bir noktadan sonra kendini tekrar etmeye başlayan böyle bir dizide oynamak, bir süre sonra Natalie’yi tatmin etmemeye başlamış ve güzel aktris 1994 yılında diziden ayrılmış. Yalnız, bunu hemen dizinin monotonluğuna bağlamak, biraz haksızlık olabilir; çünkü, Natalie’nin bu kararını, bir türlü yenemediği ‘değişim’ isteğini uygulama yönünde bir ilk adım olarak görmek mümkün. Nitekim Natalie, diziyi bıraktıktan kısa bir süre sonra, ülkesinden de ayrılmaya karar vererek Londra’ya taşınır. “Neighbours”un İngiltere’de kendi ülkesinden çok daha popüler olması sayesinde, ilk başlarda burada pek bir zorluk çekmez. Ülkeye ayağını basar basmaz, kendini sosyetenin içinde bulan güzel Avusturalyalı, o parti senin bu davet benim gezmeye başlar. Ancak, ‘onu beslemedikçe şöhret sahibini yer bitirir’ anlayışı hemen her durumda geçerli olduğundan, üzeindeki ilgi giderek azalmış ve aktris hiçbir yere davet edilmez olmaya başlamış. Çaptan düştüğü yolunda dedikoduların bile sönükleştiği, kendini inanılmaz yalnız hissettiği bir ortamda, Natalie, çocukluğunda, içinde bir yerlerde uyuttuğu müzisyen yanını, uzun uykusundan kaldırarak şarkı sözü yazıp beste yapmaya başlar. Bugün hâlâ birlikte çalıştığı, menajer Anne Barret ile tanışması, yaptığı işi daha da ciddiye almasını ve bu alanda bir kariyer düşünmesini sağlar. Zaten, genel anlamda, yaşamına yön verecek bir rota belirlemesi de müziğe ciddi şekilde asılmasıyla gerçekleşmiş Imbruglia’nın. Barret’la yaklaşık yedi ay süren demo çalışmaları sonunda RCA gibi büyük bir şirketle kontrat imzalama başarısını gösteren Natalie, 1998’de ilk albümü ‘Left Of The Middle’ı çıkararak müzik piyasasına adımını attı. Albümün ilk single’ı olan, aynı zamanda RCA’in onunla anlaşmasında da büyük payı olan ‘Torn’, önce ABD’de, sonra da –her popüler kültür ürününde olduğu gibi- dünya çapında ses getirmeye başlayınca, herkesin gözü, “Neighbours”tan hayal meyal hafızalarında yer etmiş bu genç kadına çevrildi. Natalie, bu kez akıllanmıştı ve bu anlık ilginin büyüsüne kapılmadan çalışmalarını sürdürdü. Hatta öyle ki, Baz Luhrmann’ın olağanüstü filmi “Kırmızı Değirmen”de (“Moulin Rouge”), başrol oynama fırsatını, müzik kariyerine öncelik verdiği için kaçırdı. Yakın dönemde, Anne Barret’ın yanında Gary Clark, Pat Leonard, Ian Stanley, Phil Thornally ve Pascal Gabriel gibi bu alanda gerçekten hatırı sayılan yapımcılarla çalışarak, ikinci albümü ‘White Lilies Island’i çıkaran Natalie, hem eleştirmenlerden hem de dinleyicilerinden oldukça olumlu tepkiler almayı sürdürüyor. Şimdiye kadar anlattıklarımız ışığında, Natalie’nin müzisyenliğini, çocukluğunda içine gömdüğü yeteneğinin dışa vurumu olarak görürsek; aktrisliğini de, çocuk yaşta kendini kaptırdığı kamera büyüsünün etkisinden bir türlü kurtulamamasıyla ilişkilendirebiliriz. “Mr. Deeds” (2002), “Y tu mamá también” (“Ananı da!”, 2001), “Wings of the Crow” (1999), “Go” (1999) gibi filmlere çeşitli şarkılarıyla katkıda bulunduktan sonra, geçen yıl, ABD’de TV filmi olarak tasarlanmış bir animasyon olan “Legend of the Lost Tribe” da Koala’yı seslendirdi. Bu hafta vizyona giren “Johhny English”, Natalie’nin sinemadaki ilk rolü. “Kırmızı Değirmen”de belki de hayatının rolünü kaçıran Natalie, bu konuda hiçbir pişmanlık duymuyor. Ayrıca, rolü, kendi vatandaşı olan, sık sık ‘idolüm’ dediği Nicole Kidman’ın almış olması, Natalie’yi oldukça mutlu ediyor. Zaten böyle bir başlangıcın kendisi için daha iyi olacağına inanıyor. Her şeyden çok güzelliğinin ön plana çıktığı bir roldense, böyle vurdulu kırdılı, güzeliğini geri planda tutabilecek bir ajan rolünü almak Natalie’yi oldukça sevindiriyor. Canlandırdığı Lorna Campbell karakteri için çok sıkı şekilde çalışan Natalie, rolü için “Motosiklet kullanmayı öğrenmem ve dövüş sahnelerinde usta bir performans ortaya koymam gerekti. Yerden yere fırlatıldım, her yerim yara bere içinde kaldı. Ancak Lorna’nın oldukça zorlu olmasını istiyordum ve sanırım bunu başardım,” demiş. Asıl zorlandığı, bu hazırlık aşamasından çok, Rowan Atkinson’a karşı, gülme krizine girmeden oynayabilmek olmuş. Hâlâ filmi izlemeye çalıştığında, kendini, Rowan’ın oyununa kahkahalarla gülmekten alıkoyamayan Natalie’ye filmde en çok sevdiği sahneler sorulduğunda şöyle yanıt veriyor: “Kesinlikle, benim içinde olmadığım sahneler; çünkü bu sahnelerde gerçekten filmin içine girebiliyor ve kendimi öyküye kaptırıp esprilee rahatlıkla gülebiliyorum.” Ne diyelim? On parmağında on marifet olan, güzel ve de yetenekli Natalie’nin sinema yolculuğu da müzik kadar renkli ve başarılarla dolu olsun...
Henüz kimse yorum yapmamış.

TV'de bugün
Ne Yaptığını Biliyorum ( 4 Aralık 2008 22:00 CNBC-e)
CNBC-e'de bu akşam 22:00'da Ne Yaptığını Biliyorum adlı 1997 yapimi korku-gerilim filmi ekrana geliyor.
Replik
Sahne Işıkları
Zaman en iyi yazardır. Her zaman mükemmel sonu yazar.
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com