









(4/10)
John Hancock ismi aslında Amerikan tarihi açısından önemli bir role sahip olan, Özgürlük Bildirgesi'ne ilk imzayı atan kişiye ait. Filmin 4 Temmuz haftasında Amerika'da vizyona girmesi ise çok şaşırtıcı değil. Filmimizdeki John Hancock ise tıpkı geçmişteki adaşı gibi bir "kahraman". Fakat hayattaki amacını bilmeyen, kendini alkole vermiş, sokaklarda uyuyan, pis kıyafetler içinde dünyayı kurtaran bir nevi anti-kahraman. Fakat Los Angeles halkı ve polisi Hancock'tan çok şikayetçi. Her ne kadar toplumu "kötü adamlar"dan korusa da, arkasında milyon dolarlık zararlar bırakıyor. Hancock'un yolu bir gün Ray ile kesişiyor ve halkla ilişkiler uzmanı Ray, Hancock'a yeni bir imaj yaratarak toplumdaki saygınlığını artırmaya çalışıyor.
Hancock'ın hikâyesi bu şekilde ilginç bir karaktere odaklanarak, türe parodisel yaklaşımlarda bulunuyor. Birkaç komik ve aksiyon dolu sahnesiyle sabun köpüğü kıvamında ilerleyen film, ikinci yarısında işleri karıştırıyor. Filmin en büyük sorunu kendini fazlasıyla ciddiye alması. Senaryonun içine yerleştirdiği gereksiz gizem ve aşk öyküsü, Hancock'ın psikanalizini yapmaya çalışan sahneler, filmi kötü anlamda gülünç duruma düşürüyor. Charlize Theron'un canlandırdığı Mary karakterinin gizeminin ortaya çıkmasıyla, film neredeyse bir melodrama dönüyor. Film, her şeye mantıklı bir açıklama getirmeye çalıştığı için sahneler arasında inanılmaz zaman kaybediyor ve temposu oldukça düşüyor. Yazlık bir eğlence filminden beklemeyeceğiniz kadar ağırlaşan bir son bölüme sahip "Hancock".
Gereksiz hareketler
Bunun yanında Ray, karakterinin bir sosyal sorumluluk kampanyasıyla dünyadaki açlığa ve sefalete son vermeye çalışmak için gösterdiği çaba ise bir yandan Hancock'ın kahramanlığıyla karşılaştırılıyor ve filmin sonunda zaten hem sözel hem de görsel olarak bu mesaj gözümüze sokuluyor. Film anlamsız bir şekilde naif olma çabası içine giriyor. Bu tezatlığın haricinde, karakterlere yüklenen mitolojik olgular inanılmaz derecede eğreti duruyor. Hancock'ın hem geçmişle bağlantılı bir karakterden türetilmesi, hem yalnız bir "süper güç" olması ve sembolünün kartal olması bize Hancock'ın ABD'nin bir sembolü olduğunu gösteriyor. John Hancock'ın kontrolsüz bir güce sahip olan fakat "iyi yol göstericiler" sayesinde dünyanın ihtiyaç duyduğu bir süper güce dönüşebileceği duygusunu alttan alta işleyen film, Amerikan seçimleri öncesi oldukça "iyimser" bir alt metin oluşturmaya çalışıyor.
Bunların haricinde Peter Berg'in yönetimi sıradan bir aksiyon filminden de vasat. Komik sahnelerdeki zamanlaması ve sahneler arası bağlantılar o kadar boşluklu ki, aslında gülmemiz gereken ya da heyecanlanmamız gereken anı hissediyoruz fakat gerisinin gelmediğini seyirci olarak hemen anlıyoruz. Büyük ihtimal montaj masasında kırpılan anlar filmin klasik yapısına oldukça zarar veriyor.
Parodi gibi başlayan fakat sonradan dramatikleşerek, neredeyse bir melodram havası alan, kendini fazla ciddiye alan Hancock, milliyetçi söylemleriyle beraber sabun köpüğü aksiyon filmi beklentimizi alt üst ettiği gibi önümüze sadece biçimsel ve metinsel olarak bir bulamaç sunuyor. Hem yazlık eğlence hayallerimiz suya düşüyor, hem kafamız allak bullak oluyor, hem de filmin "akıllı" davranıp araya gizlediği metinleri nedeniyle asabımız bozuluyor.









(4/10)
Kimler İzlememeli?


CNBC-e'de bu akşam 22:00'da Ne Yaptığını Biliyorum adlı 1997 yapimi korku-gerilim filmi ekrana geliyor.

Bu günü unutmayın, çünkü sonsuza kadar sizin olacak.








Seanslar
Fragman

