"Paranoid Park": Bir kaykaycının gözünden
Abbas Bozkurt 20 Mart 2008, Perşembe 18:12
Gus Van Sant, en az "Fil" ve "Son Günler" kadar yetkin bir iş çıkardığı "Paranoid Park"ta, hem diğer filmlerinden ayrı bir stil yakalamayı hem de tam anlamıyla o bildiğimiz Gus Van Sant olmayı aynı anda başarıyor.
Gus Van Sant'ın anaakım sinema ile olan kısa macerası "Gerry"le son bulmuştu. Birçokları bunu Van Sant'ın köklerine dönüşü olarak nitelese de, "Gerry"le başlayıp, "Fil" ve "Son Günler" ile devam eden bu yolculuk aslında bundan çok daha fazlasını içeriyordu. Van Sant, kariyerinin başlarındaki 'bağımsız ruh'una, uyum sağlayamamış gençlerin dünyalarını resmeden temalarına geri dönmüştü. Ama buna ek olarak, tüm bu saydığımız filmlerde belirgin bir şekilde hissedilen kendine has bir stil de geliştirmişti. "Gerry"le başlayan bu 'olgunluk dönemi'ndeki dört film de, bir türlü uyum sağlayamamış gençleri, uçsuz bucaksız yollarda amaçsızca, ne yaptığını bilmeden yürüyenleri anlatıyordu. Bu olgunluk döneminin değeri, anlatılanlardan çok anlatım şeklindeydi. "Gerry"de neyi aradığını bilmeyen iki Gerry'nin (ya da Gerry ve 'alter ego'sunun) uçsuz bucaksız çöllerde uzun yürüyüşlerini bıkıp usanmadan arkadan takip edişimiz. Ya da "Fil"deki 'nedensiz şiddet'in içinde donuk, hissiz bir şekilde yürüyen bir sürü liseliyi okul koridorları boyunca arkadan izlememiz. "Son Günler"de Kurt Cobain ile birlikte anlamsızlığın ortasında zaman ve mekân hissini kaybedip oradan oraya savruluşumuz…

"Paranoid Park"ta tüm bunlardan bir parça var. Film, Gus Van Sant'ın olgunluk çağı dediğimiz bu son döneminin ruhuna bariz bir yakınlık taşıyor. "Paranoid Park"ta, "Fil"de sürekli takip ettiğimiz o gençlerden birinin katliamdan kurtulduktan sonra başına gelenleri izlediğimizi iddia etsek, buna kimsenin pek itirazı olmaz. Tüm filmi gözünden izlediğimiz kaykaycı Alex, Gus Van Sant'in o gençlerinden herhangi biri olabilir pekâlâ. Zaman zaman burada da Alex'i arkadan takip ediyoruz. Etrafta konuşanların sesleri doğal bir fısıltı gibi geliyor; kendimizi tüm o kaykaycı gençlerin arasında, ama bir yandan da onlardan çok uzakta hissediyoruz. "Fil"dekinin aksine bu sefer olayları üçüncü, her şeyi gören (ama yine de nedenleri anlamayan) bir gözden değil, olayların baş kahramanı Alex'in gözünden, onun zihninden izliyoruz. Tüm film Alex'in içini dökme çabasının bir parçası. Alex, olayı anlatıp içinden söküp atmak için tüm yaşananlarla yeniden yüzleşiyor ve biz de onun yüzleşme sürecine, dağınık bellek parçalarına tanıklık ediyoruz. Filmin bir noktasından sonra olayların gerçekleşme sırası tüm önemini yitiriyor. Geriye sadece kaykaycı Alex'in o elim vakadan sonraki hisleri, gündelik hayatın küçük dertlerinin onun için anlamsızlaşması kalıyor. Alex, gündüz düşlerini süsleyen tüm o kaykaycılardan biri olmak istiyor belki sadece. Paranoid Park'ın pistinin üzerinde tüm bu kıyıda köşede kalmış, ailelerinden, toplumdan kopmuş 'kayıp' ruhlarla birlikte kaykayıyla özgürce salınmak istiyor. Ama yaşadığı olay, tüm gerçekliği yüzüne vuruyor. Bundan sonra gördüğü her şey, yaşadığı o ânın etkisiyle şekilleniyor.

Flu anne, flu baba, flu insanlar…

Film boyunca en net görüntüler Alex'in kaykay düşleri. Bir de, onun -Christopher Doyle'un eşsiz sinematografisi içinde büyülü bir hale gelen- çimlerin içerisindeki kısa yürüyüşleri. Alex içine düştüğü durumla etrafından iyice kopmaya, etrafındakilerin yeni yetme dertleri, kız arkadaşının kaprisleri ona daha da yabancı gelmeye başlayınca, Alex'in çevresi gittikçe bulanıklaşıyor ekranda. Alex'in derdini anlatamadığı, içini dökemediği anne ve babasının yüzü hep flu, hep uzak kalıyor. Babanın yüzü sadece Alex'le samimi bir bağ kurmaya yaklaştığı sahnede netleşiyor. Yanından geçip gidilen kız arkadaş akıp giden diğer insanlar gibi flu oluyor. Kız arkadaştan ayrılma ânı geldiğinde yaşanan konuşmalar, klişe laflar görüntüyle uyumsuz, nereden çıktığı belli olmayan bir müziğin ardında kalıyor. Bu insanlarla yaşananlar, onlarla yapılan kısa konuşmalar hiçbir anlam ifade etmiyor.

Film boyunca Alex'in bellek parçacıkları dağınık bir şekilde ekrana hücum ederken, sesler de onun zihninin oyunlarıymışçasına en olmadık yerlerde ortaya çıkıyor. Görüntüyle ses hiçbir zaman uyuşmuyor, Alex'in hissiyatı da bir türlü huzura kavuşamıyor... En sonunda Alex'in içini dökmesi, yani filmin kendisi, o huzur için kısa bir süre için de olsa bir umut ışığı yakıyor.

Kimler İzlemeli?

  • Gus Van Sant'ın "Gerry"le başladığı son dönem filmlerinden hoşlananlar.
  • Gündüz düşlerini anımsatan, eşine az rastlanır bir sinema deneyimi yaşamak isteyenler.

    Kimler İzlememeli?

  • Cinayetin nasıl işlendiğini çözmeye çalışan bir dedektif filmi arayanlar.
  • Kaykaycıların eğlenceli yaşamlarını anlatan bir gençlik filmi bekleyenler.
  • Henüz kimse yorum yapmamış.
    TV'de bugün
    Ne Yaptığını Biliyorum ( 4 Aralık 2008 22:00 CNBC-e)
    CNBC-e'de bu akşam 22:00'da Ne Yaptığını Biliyorum adlı 1997 yapimi korku-gerilim filmi ekrana geliyor.
    Replik
    Sil Baştan
    Unutkanlar şanslıdır. Çünkü hatalarının derdini çekmezler.
    « »
    Copyright © 1998-2008 Sinema.com