
Aslında bu ilk başta çok iyi bir uygulama gibi gözüküyor. Ameliyat korkusu zaten insanoğlunun hâlâ yenemediği zaaflarından birisi. Ameliyathanede yatıp bir daha gözünü açamama korkusunun yanında, her ne kadar sonucu yararlı olsa da içinizin açılma fikri herkesi bir şekilde tedirgin eder. Hele hele yattığınız ameliyat masasında ölüme doğru yaklaştığınızı duymak herhalde en büyük kâbus olur.
Her şeyin başı senaryo
"Anestezi" böyle önemli bir kozu kullanamamış bir film olarak kalıyor. Yazıda öykünün sürprizlerini ele vermemeye çalışacağım, ama filmi izlediğiniz takdirde göreceksiniz ki, bunları daha 10. dakikada çözmemek için kör olmak gerekiyor. Senaryonun genel seyirci bağlamında en zayıf noktası da burada oluşuyor. İlk bir saat içinde öykünün sunduğu 'sürprizler', kötü uygulamalar sonucunda zaten en başından itibaren kendini belli ediyor. Üstelik bunları tahmin etmek gibi hiçbir çaba sarf etmenize de gerek yok. Filmin son kısımlarındaki başka sürprizler ise, belki diğerleri kadar açık olmasa bile, o kadar alelacele ve yapay bir şekilde sunuluyor ki ciddiye almayı bırakın kahkahalarla gülebilirsiniz.
Senaryonun zaafları sadece kozlarını iyi saklayamaması veya kullanamamasından ileri gelmiyor. Öykü ve temanın gerektirdiği gerilimi de hiçbir şekilde sağlayamıyor. Bunda da en başta filmin ana karakteri olan Clay'in (Hayden Christensen) ameliyat anındaki içseslerinin yapaylığı ve dengesizliğini sebep olarak gösterebiliriz. Diyaloglar karakterin duyduğu heyecanı hiçbir şekilde yansıtmayı başaramıyor. Clay fazlaca gevezelik yapıyor ve geçirmesi gereken şoku layıkıyla aktaramıyor. Üstelik senaryonun sürekli bir şeyler açıklama ihtiyacı hissetmesi bir süre sonra, iyice abartıya kaçmaya başlıyor. Sadece Clay değil bütün karakterler mümkün olduğunca gevezeleşmeye başlıyorlar. Üstelik kendilerinden birkaç adım öndeki seyirciyi de aptal konumuna koyuyorlar. Gerilmek isteyenler TV seyretsin
Diyalogların dışında öykünün genel gidişatı da filmin acı çekmesini sağlıyor. Film, ameliyatın ilk anlarında, o şok anlarına Jessica Alba'nın deniz kıyısında arz-ı endam ettiği hülyalı sahneleri yerleştirmeye gayret ederek zaten bu işi batıracağının sinyallerini veriyor. Durum şu ki, bir şekilde filmde seyirciyi germeyi başarabilecek tek anı da mahvediyorlar. Çünkü filmin geri kalanı öyküye, komplolara, planlara tamamen bir melodram, hatta bir pembe dizi gibi yaklaşıyor. İşin gerçekçilik konusundan ise hiç bahsetmeyeceğim. Muhtemelen televizyonda yayınlanan "ER", "House M.D." veya "Grey's Anatomy" gibi dizilerdeki en basit bir medikal sahne bile "Anestezi"nin tamamında sağladığı gerçekçilik ve heyecana bin basar.
Yönetmen Joby Harold mümkün olduğunca stilize mizansenler kurmaya çalışıyor ve senaryoya yedirdiği bu 'Yukarıdakiler, aşağıdakiler' temasını oradan buradan bir sürü türe selam çakarak, çorbaya dönüştürüyor. Ama yine de kendisini yukarıda paragraflarca yazdığımız sebeplerle senaristliği için lanetlemeye öncelik vermek gerek. Zaten filmi batıran da Harold'ın tercihleri olup çıkıyor. "Anestezi"nin içinde çekici unsurlar yok değil, ama işte iyi fikirlerin de kötü uygulamalarla nasıl çöpe döneceğinin bir kanıtı karşımızda duruyor.
Oyunculardan da bir şey beklemeyin
Filmin en büyük albenisi olan oyuncu kadrosu da başka bir hayal kırıklığı. Hadi Hayden Christensen ve Jessica Alba'dan öyle aman aman bir oyunculuk beklemeyebiliriz zaten (ki kabul etmek lazım, abartı diyaloglarına rağmen hareketlerinde daha aşağıdan bir performans sergileyen Christensen aslında mantıklı bir tercih yapmış.) Ama Terence Howard ve Lena Olin gibi iki yetenekli ismin harcandığını görmek üzücü. Özellikle Howard'ın bu filmi seçtirdiği için menajerini kovması gerek.
Sonuç olarak "Anestezi" vaat ettiği hiçbir şeyi veremeyen, 'niye izledik ki biz bunu?' diyeceğiniz türden bir film. Ne tanıtımında sunulduğu gibi bir gerilim olabiliyor, ne ulaşmaya çalıştığı daha derin mevzularda, hatta metafizik durumlarda bir laf söyleyebiliyor. Boşu boşuna harcanan bir fikirden başka hiçbir şey içermiyor.
Kimler İzlemeli?
Kimler İzlememeli


Kanal'1 de bu akşam saat 21:20'de Jackie Chan'den soluk soluğa izleyeceğiniz bir macera Altın Yumruk İstanbul'da ekrana geliyor.

İyi polis çalışmaktan, kötü polis vicdan azabından uyuyamazmış.










