Aki Kaurismäki: Politik bir ‘auteur’

Sinema.com 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Bu hafta Türkiye’de bir ilk yaşanıyor ve Aki Kaurismäki’nin bir filmi ülkemizde ticari gösterime giriyor. 80’lerden beri yaptığı filmlerle, son 20 yılda sinemada gözlenen anlatım tıkanıklığına karşı umut ışığı olmuş bu özgün
Kendisi
Neredeyse Finlandiya sineması deyince ilk aklımıza gelen isim. Kardeşi Mika ile beraber yıllardır festivallerde Finlandiya sinemasını temsil ediyorlar. Birçok sinemasever Kaurismäki ismiyle, son filmi “Geçmişi Olmayan Adam”ın geçtiğimiz yılki Cannes Film Festivali’nde genelde en beğenilen ikinci filmlere verilen “Jüri Büyük Ödülü”nü kazanmasıyla tanıştı. Oysa 46 yaşındaki sinemacı 1981’den beri filmler yapıyor. Ayrıca sadece bir yönetmenden bahsetmiyoruz. Aki Kaurismäki’nin kardeşi Mika ile birlikte bağımsız filmlerin Finlandiya’da gösterilmesini sağlayan bir dağıtım şirketi, yeni projeleri destekleyen, kendi filmlerini yapmalarına olanak sağlayan bir yapım şirketleri ve bir de barları var.
Aki Kaurismäki’nin favori temaları işsizlik, işçi sınıfı, yabancılaşma, alkolizm... Aynı ekiple çalışmaktan hoşlanıyor, oyuncu kadrosu da genelde aynı. Filmlerinin hepsi düşük bütçeli. Ve tabii ki hemen hemen her Fin gibi içkiye çok düşkün...
Çok fazla söyleşi vermeyen ve kendi minimal yaşantısına devam eden yönetmenin kariyeri de mitleşmiş durumda. Rivayetlere göre bulaşıkçılık, postacılık, tezgahtarlık ve fotokopicilik de yapmış olan Kaurismäki artık kendi jenerasyonunun en çok tanınan yönetmenlerinden biri ve kendi ülkesinde de özellikle Cannes’da Jüri Büyük Ödülü’nü kazandıktan sonra bir kahraman haline gelmiş durumda.
Filmleri
Bugüne kadar 15 uzun metraj, 2 belgesel ve birçok kısa film yönetmiş olan Kaurismäki’nin filmleri, konularına göre kabaca bir sınıflandırmayla Kaurismäki usulü edebiyat uyarlamaları (“Crime and Punishment”, “Hamlet Goes to Business”, “La vie Bohème”), doğaçlama yol hikâyeleri (“Calamari Union” ve “Leningrad Cowboys” filmleri) ve işçi sınıfı portreleri (“Shadows in Paradise”, “Ariel”, “The Match Factory Girl”, “Drifting Clouds” ve “Geçmişi Olmayan Adam”) olarak genellemek mümkün.
Kaurismäki’nin Cannes’da ödül alan son filmi “Geçmişi Olmayan Adam”ı bir kenarda tutarsak genelde “Leningrad Cowboys” üzerine olan iki filmle tanındığını söylemek mümkün.
Favori Oyuncuları
Kaurismäki filmlerinde aynı oyuncularla ve aynı ekiple çalışan bir yönetmen. Favori oyuncuları 1995’te ölünceye kadar her filminde gözüken Matti Pellonpaa, Matti’nin ölümüyle onun yerini alan Markku Peltola ve 1986’dan beri her filminde gördüğümüz Kati Outinen.
Bu oyuncuları Kaurismäki filmlerinde görmemizin ana sebebi, Kaurismäki’nin aktörlerde esas önem verdiği konunun kamera karşısındaki duruşlarının sağlam olması. Kaurismäki ’ye göre: “Bir oyuncu ne kadar yetenekli olursa olsun, kamera onu sevmiyorsa, sevmeyecektir. Finlandiya’da bu yüzden hiçbir zaman başrol oynayamamış o kadar çok yetenekli oyuncu var ki”.
Sinema Dili
Bir ‘auteur’le karşı karşıyayız. Ana özelliği hikâyeleri sessizce anlatması. Karakterleri toplumun çoğunluğunu oluşturan ezilenler. Filmlerindeki diyaloglar kısa ve öz. Hatta bazen diyaloğun yerini müzik alıyor filmlerinde. Kafasındakileri en tavizsiz şekilde yapabilmek için aynı ekiple ve oyuncularla çalışıyor. Hem ülkesinde hem de yurtdışında bir hayli tanınan bir yönetmen olarak daha büyük bütçeler bulabileceği halde düşük bütçeli filmler çekmeye devam ediyor. Kurguya önem vermiyor. Filmlerini sahne sahne sıralı bir şekilde çekmeyi yeğliyor. Genelde tekrarsız bir kerede sahneyi çekerek ekonomi yapıyor. Kamerası genelde durağan. Filmlerinde değişik kamera açıları ve hareketli kamera kullanımı neredeyse yok gibi. Alan derinliğine önem veriyor.
Genelde Kaurismäki filmlerinden birini ilk kez seyreden biri için Kaurismäki’ye ısınmak kolay olmuyor (bu durum belki Finli olmasından kaynaklanıyor olabilir!). Bu yüzden mutlaka birden çok filmini seyretmek gerek filmlerini sevmek için. Mesela, en iyi filmlerinden biri sayılan “Drifting Clouds” iyi bir başlangıç olabilir.”
Mizah Anlayışı
Kaurismäki, filmlerinde mizahı ve hüznü çok iyi karıştıran bir yönetmen. Filmlerinde hiçbir zaman kahkahayla gülmek mümkün değil, ama ağzınızda mutlu bir gülümsemenin yayılmasına da engel olamıyorsunuz. Tabii ki burada da minimalist anlatımı geçerli. “Drifting Clouds”un başlarındaki sinema sahnesi bunu iyi anlatan bir örnek: Lauri ve Ilona sinemadan çıkarlar, Lauri şikayet eder “Hani bu film komediydi, bir kere bile gülmedim”. Gişeye gidip bilet parasını geri ister. Gişe memuru filme girerken de para ödemediğini söyleyince bu sefer köpeğini geri ister. Zaten gişedeki görevli bayan da Ilona’nın kardeşidir.
Müzik Tutkusu
Tipik bir Kaurismäki filminde mutlaka ana karakterlerden birisi de müzik kutusudur (juke box). Mutlaka oyunculardan biri kutuya jetonu atar ve genelde Amerikan taklidi eski Fin gruplarının parçaları çalar, filmdeki karakterler de biz seyirciler gibi sessizce melankolik bir şekilde parçaları dinlerler.
Rock’n Roll tutkusu dışında Kaurismäkifilmlerinde tangolardan, klasik müziğe (mesela Tchikovsky, Çaykovski, eski Amerikan parçalarından 60’ların Fin R&B parçaları eklektik bir şekilde yer alır. Kimi filmlerinde müzik diyaloğun yerini bile alabilir (Tatjana, Take Care Your Scarf).
Politik Kimliği
Her filmde kaybedenlerin hikâyesini anlatan Kaurismäki tüm söyleşilerinde Amerikan karşıtı duruşunu saklamıyor. Geçtiğimiz yıl, New York Film Festivali’ne Abbas Kiarostami ile beraber davetli olan yönetmen, Kiarostami’ye İranlı olduğu için vize verilmemesi üzerine bu uygulamayı protesto etmek için festivale katılmamıştı: “Aslında New York Film Festivali’ni severim. Benim boykotum ABD hükümetine. Abbas’a giriş izni verilmediğini duyduğumda elimde biletimle havaalanındaydım. Düşündüm ki eğer Amerikan hükümeti İranlı bir sinemacıyı istemiyorsa, o zaman bir Finli’yi de istemez. İstenmediğim bir yere gitmemi beklemiyorsunuz herhalde?”
Kaurismäki’nin “aptal Yanki’ler petrolden para kazanmak isterlerse” diye özetlediği Irak’ta yaşanan son savaş hakkındaki düşünceleri ise şöyle: “Bush bir palyaço, Blair de onun izcisi; bu gidişle palyaço ve izci dünyaya sonunu getirecekler.”
Not: Bu yazı Altyazı Aylık Sinema Dergisi’nin Mayıs sayısı için Yamaç Okur tarafından kaleme alınan “Aki Kaurismäki: Kaybedenlerin Yönetmeni” başlıklı yazıdan derlenmiştir. Okur’a ve Altyazı’ya teşekkür ederiz.
Bugüne kadar 15 uzun metraj, 2 belgesel ve birçok kısa film yönetmiş olan Kaurismäki’nin filmleri, konularına göre kabaca bir sınıflandırmayla Kaurismäki usulü edebiyat uyarlamaları (“Crime and Punishment”, “Hamlet Goes to Business”, “La vie Bohème”), doğaçlama yol hikâyeleri (“Calamari Union” ve “Leningrad Cowboys” filmleri) ve işçi sınıfı portreleri (“Shadows in Paradise”, “Ariel”, “The Match Factory Girl”, “Drifting Clouds” ve “Geçmişi Olmayan Adam”) olarak genellemek mümkün.
Kaurismäki’nin Cannes’da ödül alan son filmi “Geçmişi Olmayan Adam”ı bir kenarda tutarsak genelde “Leningrad Cowboys” üzerine olan iki filmle tanındığını söylemek mümkün.
Favori Oyuncuları
Kaurismäki filmlerinde aynı oyuncularla ve aynı ekiple çalışan bir yönetmen. Favori oyuncuları 1995’te ölünceye kadar her filminde gözüken Matti Pellonpaa, Matti’nin ölümüyle onun yerini alan Markku Peltola ve 1986’dan beri her filminde gördüğümüz Kati Outinen.
Bu oyuncuları Kaurismäki filmlerinde görmemizin ana sebebi, Kaurismäki’nin aktörlerde esas önem verdiği konunun kamera karşısındaki duruşlarının sağlam olması. Kaurismäki ’ye göre: “Bir oyuncu ne kadar yetenekli olursa olsun, kamera onu sevmiyorsa, sevmeyecektir. Finlandiya’da bu yüzden hiçbir zaman başrol oynayamamış o kadar çok yetenekli oyuncu var ki”.
Sinema Dili
Bir ‘auteur’le karşı karşıyayız. Ana özelliği hikâyeleri sessizce anlatması. Karakterleri toplumun çoğunluğunu oluşturan ezilenler. Filmlerindeki diyaloglar kısa ve öz. Hatta bazen diyaloğun yerini müzik alıyor filmlerinde. Kafasındakileri en tavizsiz şekilde yapabilmek için aynı ekiple ve oyuncularla çalışıyor. Hem ülkesinde hem de yurtdışında bir hayli tanınan bir yönetmen olarak daha büyük bütçeler bulabileceği halde düşük bütçeli filmler çekmeye devam ediyor. Kurguya önem vermiyor. Filmlerini sahne sahne sıralı bir şekilde çekmeyi yeğliyor. Genelde tekrarsız bir kerede sahneyi çekerek ekonomi yapıyor. Kamerası genelde durağan. Filmlerinde değişik kamera açıları ve hareketli kamera kullanımı neredeyse yok gibi. Alan derinliğine önem veriyor.
Genelde Kaurismäki filmlerinden birini ilk kez seyreden biri için Kaurismäki’ye ısınmak kolay olmuyor (bu durum belki Finli olmasından kaynaklanıyor olabilir!). Bu yüzden mutlaka birden çok filmini seyretmek gerek filmlerini sevmek için. Mesela, en iyi filmlerinden biri sayılan “Drifting Clouds” iyi bir başlangıç olabilir.”
Mizah Anlayışı
Kaurismäki, filmlerinde mizahı ve hüznü çok iyi karıştıran bir yönetmen. Filmlerinde hiçbir zaman kahkahayla gülmek mümkün değil, ama ağzınızda mutlu bir gülümsemenin yayılmasına da engel olamıyorsunuz. Tabii ki burada da minimalist anlatımı geçerli. “Drifting Clouds”un başlarındaki sinema sahnesi bunu iyi anlatan bir örnek: Lauri ve Ilona sinemadan çıkarlar, Lauri şikayet eder “Hani bu film komediydi, bir kere bile gülmedim”. Gişeye gidip bilet parasını geri ister. Gişe memuru filme girerken de para ödemediğini söyleyince bu sefer köpeğini geri ister. Zaten gişedeki görevli bayan da Ilona’nın kardeşidir.
Müzik Tutkusu
Tipik bir Kaurismäki filminde mutlaka ana karakterlerden birisi de müzik kutusudur (juke box). Mutlaka oyunculardan biri kutuya jetonu atar ve genelde Amerikan taklidi eski Fin gruplarının parçaları çalar, filmdeki karakterler de biz seyirciler gibi sessizce melankolik bir şekilde parçaları dinlerler.
Rock’n Roll tutkusu dışında Kaurismäkifilmlerinde tangolardan, klasik müziğe (mesela Tchikovsky, Çaykovski, eski Amerikan parçalarından 60’ların Fin R&B parçaları eklektik bir şekilde yer alır. Kimi filmlerinde müzik diyaloğun yerini bile alabilir (Tatjana, Take Care Your Scarf).
Politik Kimliği
Her filmde kaybedenlerin hikâyesini anlatan Kaurismäki tüm söyleşilerinde Amerikan karşıtı duruşunu saklamıyor. Geçtiğimiz yıl, New York Film Festivali’ne Abbas Kiarostami ile beraber davetli olan yönetmen, Kiarostami’ye İranlı olduğu için vize verilmemesi üzerine bu uygulamayı protesto etmek için festivale katılmamıştı: “Aslında New York Film Festivali’ni severim. Benim boykotum ABD hükümetine. Abbas’a giriş izni verilmediğini duyduğumda elimde biletimle havaalanındaydım. Düşündüm ki eğer Amerikan hükümeti İranlı bir sinemacıyı istemiyorsa, o zaman bir Finli’yi de istemez. İstenmediğim bir yere gitmemi beklemiyorsunuz herhalde?”
Kaurismäki’nin “aptal Yanki’ler petrolden para kazanmak isterlerse” diye özetlediği Irak’ta yaşanan son savaş hakkındaki düşünceleri ise şöyle: “Bush bir palyaço, Blair de onun izcisi; bu gidişle palyaço ve izci dünyaya sonunu getirecekler.”
Not: Bu yazı Altyazı Aylık Sinema Dergisi’nin Mayıs sayısı için Yamaç Okur tarafından kaleme alınan “Aki Kaurismäki: Kaybedenlerin Yönetmeni” başlıklı yazıdan derlenmiştir. Okur’a ve Altyazı’ya teşekkür ederiz.
Henüz kimse yorum yapmamış.
- Penelo Cruz: İspanyol esintisi...
- Bizi hep güldür Adam Sandler!
- Jack Nicholson: Beyazperdenin göz bebeği…
- Meryl Streep: Yaşayan bir Efsane
- Eddie Murphy Şimdi de bir uzay aracı...
- Will Smith ve eklektik yaşam arayışı...
- Mustafa Altıoklar Farklı türlerin faal yönetmeni
- Sinemanın küçük kızı büyüdü...
- Mark Wahlberg: Boston serseriliğinden beyazperdeye...
- Al Pacino: Efsaneleşen bir "Baba"nın öyküsü...
- Harrison Ford: 65 yaşında, 20 yıl aradan sonra tekrar Jones...
- İdealist, zeki, iflah olmaz bir romantik: Ewan McGregor
- Jet Li: Hollywood'la Çin arasında...
- Michel Gondry
- Giovanna Mezzogiorno: İtalya'nın kara meleği!


Ne Yaptığını Biliyorum ( 4 Aralık 2008 22:00 CNBC-e)
CNBC-e'de bu akşam 22:00'da Ne Yaptığını Biliyorum adlı 1997 yapimi korku-gerilim filmi ekrana geliyor.
CNBC-e'de bu akşam 22:00'da Ne Yaptığını Biliyorum adlı 1997 yapimi korku-gerilim filmi ekrana geliyor.

Gizemli Kadın
Bu dünyada iki çeşit trajedi vardır; birincisi istediğinin gerçekleşmesi, diğeri gerçekleşmemesi.
Bu dünyada iki çeşit trajedi vardır; birincisi istediğinin gerçekleşmesi, diğeri gerçekleşmemesi.







Seanslar
Fragman

