"Sweeney Todd": Günah çıkaran berber

"Sweeney Todd": Günah çıkaran berber
Kerem Akça 14 Şubat 2008, Perşembe 00:00
Tim Burton'ın bir Broadway müzikalinden sinemaya uyarladığı "Sweeney Todd", yönetmenin kendi kurmaca dünyasını yansıtan farklı bir tür kırması örneği olarak dikkat çekiyor. Özellikle 19. yüzyıl İngiltere'sine getirdiği Burtonesk yorum ve slasher ile müzikali bir araya getirirken başvurduğu numaralarla farkını ortaya koyuyor.
Müzikal, slasher, Tim Burton, 19. yüzyıl İngiltere'si, epik aşk filmi... İşte hepsi ve daha fazlası bu filmde buluşuyor. Aslında tam anlamıyla 'Burtonesk bir füzyonda buluşuyor' desek yeridir. İşin özü, Burton, postmodern evrenini bu sefer 19. yüzyıl İngiltere'sinde canlandırmış. Yaptığı ise "Makas Eller" ("Edward Scissorhands", 1990) ve "Büyük Balık"ta ("Big Fish", 2003) olduğu gibi tamamen hayali bir dünya yaratmak değil de; "Batman" (1989) ve "Hayalet Süvari"deki ("Sleepy Hollow", 1999) gibi gerçekliği olan bir dünyayı fantastik öğelerle yeniden canlandırmak. İkisi de Burton'a çıkıyor elbette. Ancak birincisinin daha çok 'olgunlara masal' kavramı içinde yol aldığı; ikincisinin ise 'fantastik bir Burton dünyası' vaat ettiği söylenebilir. "Sweeney Todd", 'Burton standartlarında bir film' olsa da filmografisinde üst sıralara yerleşmediği kesin...

Kaynağı bir Broadway müzikali Öncelikle yönetmen, "Sweeney Todd" adlı bir sahne müzikalini alıyor arkasına. Son sahnelenen Broadway müzikalini izlediğim bu eser, doğrusunu söylemek gerekirse sıkıcı bir hikâye akışına sahip. Bunun ana sebebi de, dönem filmi iskeletinin içinde tipik bir intikam öyküsü anlatırken, 40 dakikada işlenebilecek öyküyü 2 saatlik bir tiyatro eserine dökmesiydi sanki. Özellikle sanat yönetiminin yetersizliği dikkat çekiyordu. Ancak zihnimde eserden geriye kalan en önemli nokta, hikâye yapısının 19. yüzyıl aristokrasisinin ikiyüzlülüğünü, yozlaşmışlığını ve kendini beğenmişliğini akıllıca hicvetmesiydi...

Ekspresyonist bir müzikal

İşte Burton da burada devreye giriyor zaten. Coğrafi atmosferi, ustura ile intikam alma mantığını ve müzikal türünü, Burtonesk kodlamalarla yeniden şekillendirerek; mitolojik ve felsefik derinliği olan fantastik bir dünyada canlandırıyor. 19. yüzyıla dışarıdan 'karanlık' bir bakış atıp, bir 20'ler Alman ekspresyonist sineması girişi sunduktan sonra, bu yoldan sapmıyor. Zaten film için kısaca 'Ekspresyonist bir müzikal' de diyebiliriz. Ekspresyonist ışık oyunlarını, masalsı renk skalasının içine yerleştiren yönetmen, yozlaşmış aristokrasinin ülkenin buhran atmosferindeki yerini de öne çıkarmış oluyor böylece...

Londra'nın Burtonesk haline girişimizi yaptıktan sonra sahneye "Sweeney Todd" çıkıyor. O da sanki uzun yıllar hapiste kalmış gibi değil de, mitolojideki 'yeniden doğum' kavramını temsil eder gibi siyah bir denizden geliyor. Denizin mitolojide cehennemin yolunda karşımıza çıkan 'Styx' nehri olarak kodlandığını söyleyebiliriz rahatlıkla. Bu girişin ardından karanlık işbirliği başlıyor ve 'kıymalı tart' yapan Bayan Lovett ile tanışıyoruz. Sweeney Todd'a hayran olan bu karakter, Todd'a kendi dükkanının çatı katında eski berber dükkanını geri veriyor. Böylece, 'günahkâr'ları tıraş etmesine ön ayak etmiş oluyor adeta. Müstakil evlerin korkuda kullanılan çatı katı motifi düşünülerek yerleştirilen bu derme çatma evin, 'aristokrasinin altında sıkıştıktan sonra bir anda açığa çıkan doğaüstü ve masalsı bir mekan' olduğunu söyleyebiliriz rahatlıkla. Biz bu Burtonesk mekâna henüz adapte olamadan, Sweeney'nin mitolojideki 'büyülü obje' kodunu simgeleyen bir kutuyu açıp 'ustura'larını bulmasıyla birlikte filmin iskeleti, yaratanının tecrübesini arkasına alarak kurulmuş oluyor zaten...

Klasik müzikalin kalıplarını yerle bir ediyor

"Sweeney Todd"un -klasik müzikal gibi aksa da- masalsı dünyasıyla, "Kırmızı Değirmen"in ("Moulin Rouge", 2001) yenilikçi film modeline yakın bir müzikal olduğu söylenebilir bu noktada. Merkezine aşık bir çifti almak yerine tehlikeli bir dostluğu yerleştiren yapım, bir 'öteki'yi de başrole yerleştirerek klasik müzikal kalıplarını yerle bir ediyor. Elimizdeki baş karakter aslında bir 'slasher' kötüsü. Çünkü intikam almak için geri dönüyor ve canlı olup olmadığını öğrenemiyoruz. Üstüne üstlük yoldaşı olarak şehre adım atan adam da onun yıllardır görmediği kızına aşık olmaz mı! Böylece karşımıza ilginç bir yoldan, 'epik aşk filmi' formülü ve 'entrikalarla dolu dönem filmi iskeleti' çıkmış oluyor... Bunları bir kenara bıraktığımızda, Sweeney'nin hapiste olduğu süreçte eşini ve kızını yanına alıp sahiplenen aristokratı bu süreye kadar görmemesi de, ikilinin önemli karşılaşmasının zeminini hazırlıyor. Böylece işler daha da ilginç ve çığır açıcı hale geliyor. Üzerine müzikalin dansla değil de ustura, ekspresyonist çizgiler ve yapay 19. yüzyıl Londra'sı aksesuarlarıyla yürümesi de eklenince, karşımıza "Kırmızı Değirmen" ekolünü takip eden bir müzikalin iskeleti çıkıyor. Bir müzikalde, aynı 'gore' dozuna sadece Takashi Miike'nin uçuk tür örneği "Katakurilerin Mutluluğu"nda ("Katakuri-ke no Kofuku", 2001) tanık olmuştuk daha önce...

"Koku: Bir Katilin Hikayesi"nin açtığı yoldan...

Tabii işin bir diğer ilginç tarafı da, filmin slasherı dönem filmine sokan bir çalışma olarak okunabilmesi. Zira katil karakterini merkeze yerleştirmenin yanında slasher motiflerini de uygulamayı ihmal etmiyor Burton. Baş karakterinin kendini daha en baştan ölümsüz olarak göstermesi ve bir evin çatı katında işini görerek 'ahlâkçı slasher katili' prototipini yüklenmesi, alt türün kodlarını tamamlıyor adeta. Bu yolda da 2006 yılında slasherı dönem filminin içine sokarak yeni bir füzyon oluşturduğunu düşündüğümüz "Koku: Bir Katilin Hikayesi"nin ("Perfume: The Story of a Murderer") yolunu takip eden filmlerden biri olduğunu söyleyebiliriz. Böylece Tykwer'in filminin de değerini kanıtlıyor. Tabii buradaki uygulama, müzikalle de bütünlendiği için daha farklı bir 'tür kırması' formülü. Bu sebeple, "Sweeney Todd"u da yenilikçi olarak görebiliriz. Bu bağlamda, her slasher katilinin bir motivasyonu olduğu gibi Sweeney'nin motivasyonu da, 19. yüzyılın kurallarına uygun bir şekilde yerleştiriliyor. Kendisine ve proletaryaya kötülük yapan günahkâr aristokratları günahlarından arındırmak için yola çıkıyor katilimiz. Bunu da 'temizleyici' usturanın metaforik anlamıyla ortaya koyuyor. Yani filmin derdi, aristokrasinin masumlara yaptıklarını eleştirmek esas olarak... Hikâye yapısının da öyle kurulduğunu görüyoruz... Film, Burton'ın ötekiler arasında yaptığı yolculukta gerçek dünyayı, masalsı ve mitolojik bir zemine oturttuğu sinemasını devam ettirmesini sağlıyor. Yönetmen, bu sefer "Kırmızı Değirmen" ve "Koku: Bir Katilin Hikayesi"nin film modelini arkasına alarak yeni bir şey yapmaya çalışıyor. Zaman zaman ulaşmak istediği hedefe doğru gitmekte bir sıkıntı yaşasa (örneğin araya sokulan toplu kıyım sekansının filmin tonunu bozduğunu söyleyebiliriz) ya da sonunda bağlandığı nokta dünyasına uygun olmasa da, ortaya çıkarılan iş her zamanki gibi Burton'ın özgünlüğü taşıyor. Sacha Baron Cohen'den çıkardığı karakter portresi bile bunu kanıtlayabilir zaten. Burton'ın dünyasındaki yolculukta 'sahne adı/gerçek ad' ayrımının da yapılması, karşımıza onun ötekileştirilmiş kahramanlarından çok boyutlu seçkiler sunuyor adeta...

Kimler İzlemeli?

  • Ülkelerin belli dönemlerinin sinemaya farklı yansıtılmalarına özel ilgi duyanlar.
  • Tim Burton hayranları.
  • Müzikalin farklı formüllerini sevenler.

    Kimler İzlememeli?

  • Tim Burton'ın dünyasını sevmeyenler.
  • Müzikal türüne karşı olanlar.
  • Sinemada ekspresyonizme karşı olanlar.
  • Toplam 14 yorum yapılmış. Yorumları görmek için tıklayın.
    TV'de bugün
    Ayakta Kal (9 Şubat 2010 20:00 Show Tv)
    Mehmet Aslan, Oğuzhan Yıldız, Sinem Kobal, Irmak Ünal ve Okan Karacan'ın rol aldığı "Ayakta Kal" adlı film bu akşam Tv'de ilk kez 20:00'da Show Tv ekranlarında.
    Replik
    Günah
    İftira karşısında gerçek, nefret karşısında sevgi, hakaret karşısında bağışlama ışıldar.
    « »
    Copyright © 1998-2010 Sinema.com