Helena Bonhem Carter: Herkesi şok etmek istiyor!
Sinema.com 18 Nisan 2003, Cuma 00:00
“Aman Doktor!...”da, alıştığımız gibi, yine patetik, ağrı kesivi bağımlısıbir karakteri canlandıran Helena Bonham Carter, daha şöhret olmadan önce çevresinde Kraliyet ailesinden olduğu gibi mitler yaratılmış bir aktris. Helena’nın uzun yıllar kostüm dramalarda ve dönem filmlerinde yer aldıktan sonra, birden sıradışı karakterle canlandırmaya başlamasının bu dedikodulardan kurtulma arzusuyla ilgisi olabilir...
Helena Bonham Carter’ın oyunculuk kariyerinin bir bölümü ABD’de kraliyet ailesinden olduğuna dair çıkarılan dedikodularla mücadele ederek geçti. Neyse ki, Carter özellikle fight club ve sonrasında oyunculuk yeteneğini kanıtladı da, Amerikan kamuoyu bu dedikoduları bir kenara bırakıp, aktirisn işlerinden konuşmaya başladı. Her ne kadar kraliyet ailesinden gelmese de, hakkında çıkan bu dedikoduların o kadar da asılsız olduğunu söyleyemeyiz. Londra’nın kuzeyinde yer alan Golders Green’de 1966 yılında dünyaya gelmiş olan Helena, aslında soylu bir aileye mensup. Dedesi Lord Asquith, 1908’den 1916’ya kadar dönemin liberal hükümetinde başbakanlık yapmıştı. Anneannesi de, dönemin önemli sanatçılarından olan, aynı zamanda Lordlar Kamarası’na da üye olan aktif bir politikacı olan, kemanist Bonham Carter’di. Ancak, Carter’ın babası Raymond, zamanında ailesinin karşı çıkmalarına rağmen, Fransız ve İspanyol asıllı olan, aynı zamanda ailesinde Yahudi, Rus ve Viyana kökenli kişilerin de yer aldığı bir melez olan Elena’yla evlenmiş. Çocukluğuna dair en sarsıcı anıları da annesiyle ilgili olanlar. Helena daha 5 yaşındayken, annesi ciddi bir sinir krizi geçirmiş ve toparlanması tam üç yıl sürmüş. İyileşme süresince, psikoterapiyle ilgilenmeye başlayan Elena, iyileştikten sonra bunu meslek olarak yapmaya başlamış. Bugün Helena, rolleri üzerinde çalışırken annesinden profesyonel destek alıyor. Ancak, ailedeki sağlık sorunları, annesininkiyle sınırlı kalmamış. İyileştikten beş tıl sonra tatil için gittikleri Yunanistan’da, babasının bir kulağında işitme kaybı oluşunca, soluğu hastanede almışlar. Her ne kadar bu olaya basit bir operasyonla alınabilecek bir tümörün yol açmış olduğunu söyleseler de, pratikte iş, hiç de doktorların varsaydıkları gibi basitçe gerçekleşmemiş. Operasyondan sonra kısmi felç geçiren baba Carter, yaşamının geri kalan kısmında tekerlekli sandalyeye mahkûm kalmış. Tüm bunları, içinizi sıkmak için anlatmıyoruz tabii ki. Hepimizin olduğu gibi, Helena Bonham Carter’ında yaşamının önemli ilmekleri var, bu ilmekleri görmeden, “aa, zengin kızı n’olcak” ya da “aman onun yerinde kim olsa ünlü olurmuş” deme kolaycılığına kapılmak mümkün. Nitekim Helena’nın “Mutluluğa Uçuş”taki (“Theory of Flight”) başarılı performansının, uzun yıllar babasını gözlemlemiş olmasıyla yakın ilgisi var. Bunun ötesinde, Helena’nın içinde küçük yaşlardayken küllenmiş aktris olma isteği, babasının rahatsızlığıyla birlikte yeniden alevlenmiş; bugün dönüp baktığında o bunu “bir an once kendini babasına kanıtlama isteğine” bağlıyor. South Hampstead Kızlar Okulu’ndayken katıldığı bir şiir yarışmasından kazandığı ödülle, kendine bir ajan kiralayan ve bir kasting ajansının kataloğuna girmeyi başaran Helena, ilk işini, 1982 yılında, henüz 16 yaşındayken, bir reklam filminde rol alarak almış. İlk ciddi rolünü ise, bir yıl sonra bir arkadaşına moral vermek için gittiği “A Pattern Of Roses” adlı TV filmi için seçilince almış. Oyunculuğu, eğitimini aksatmadan başarıyla sürdüren genç aktris, Trevor Nunn’un dikkatini çekince, 8. Henry’nin ölümünün ardından yaşnana kaosu konu alan “Lady Jane” (1986) adlı filmed önemli bir rol kapmış. Ancak Helena’yı uluslararası arenada tanıtan film, “Lady Jane”den sonra çekimesine rağmen daha once vizyona giren James Ivory filmi “A Room with a View” (1986) oldu. Bundan sonrası, Carter’ın hikâyesinin kamuoyunca daha fazla bilinen kısmı: “Maurice” (1987), “A Hazard of Hearts” (1987), “The Vision” (1987) “La Maschera” (1988), “Getting It Right” (1989), “Francesco” (1989) gibi fazla ses getirmeyen filmlerde çok da dikkat çekmeyen rollerde yer aldıktan sonra peş peşe iki Forster uyarlamasında daha yer aldı: “Where Angels Fear to Tread” (1991) ve “Howards End” (1992). Böylece Carter, kostüm dramalarnı aranan yüzü haline geliyordu ve doğruyu söylemek gerkirse, böyle etiketlenmiş olmaktan pek de hoşnut değildi. Ancak dönem filmlerinden bir şekilde kurtulamıyordu. 1994’te yer aldığı “Frankenstein”da, yine yüzyıllar öncesine gitse de Robert De Niro’nun, özellikle de aynı zamanda filmi yöneten Kenneth Branagh’ın varlığı onu rahatlıyordu. Nitekim, çekimler sırasında Emma Thompson’dan ayrılan Kenneth Branagh’la Carter arasında 1999’un son aylarına kadar sürecek uzun süreli bir ilişki başladı. Ancak, aşk yaşamıyla işi birbirinden ayrı ttumadaki ustalığıyla bir kez olsun magazin basınına malzeme olmadı. Bu arada kariyerine ara vermeyerek, biraz da dönem filmlerinden kurtulmaya çalışarak “Butter” (1994), “Mighty Aphrodite” (1995), “Margaret's Museum” (1995), “Twelfth Night: Or What You Will” (1996), “Portraits chinois” (1996), “The Wings of the Dove” (1997), “Keep the Aspidistra Flying” (1997), “The Petticoat Expeditions” (1997) “Merlin” (1998), “The Revengers' Comedies” (1998), “The Theory of Flight” (1998) gibi filmlerde yer aldı. “The Wings of the Dove” ve “Merlin”le Altın Küre’ye aday olsa da, asıl çıkışını 1999 yapımı “Dövüş Kulübü”nde (“Fight Club”) canlandırdığı, sinema tarihinini en orijinal karakterlerinden biri olan, karizmatik ‘cool’ Marla Singer’la yaptı. “Maymunlar Gezegeni”nde (“Planet of the Apes”, 2001), adeta “maymun olsam da karizmatiğim” dediği Ari rolünde yeteneğini bir kez daha ortaya koyan Helena’nın, bu hafta vizyonda izleyeceğimiz filmi “Aman Doktor!..”, aslında ülkemizi biraz geç ziyaret eden, 2001 yapımı bir film. Yine ağrı kesici müptelası, sorunlu bir karakter olan Susan Ivey’le karşımıza çıkan Carter, Guy Pearce’la birlikte “Till Human Voices Wake Us”da (2001), hemen ardından da Körfez Savaşı’nı konu alan, Michael Keatonla başrolü paylaştığı TV filmi “Live From Baghdad”da oynadı. Şu günlerde Tim Burton’ın yeni filmi “Big Fish” (2003) için Ewan McGregor, Albert Finney, Jessica Lange, Alison Lohman, Steve Buscemi, Danny DeVito gibi iddialı oyuncularla birlikte ter döken Helena Bonham Carter’ın, magazinden kaçan, genelde küçük ama zeki filmleri iddialı projelere tercih ettiğine bakarsak, Hollywood’da daha fazla yükselemeyeceğini tahmin etmek zor değil. Onun bu tavrı, bağımsız projeleri üretenleri ve de takip edenleri, hiç şüphesiz çok sevindiriyordur. Yıllarca kostüm dramalarda rol aldıktan sonra, aktrisin rotasını bu denli değiştirmesinde, Kraliyet ailesine mensup olmadığını kanıtlama arzusunun ne kada retkisi olduğunu bilemeyiz; ancak bu dedikodulardan iyice sıkıldığını adeta feryat ettiği açık: “Şu Edward dönemi kadını imajından nefret ediyorum. Herkesi, ever herkesi şok etmek istiyorum.”
Toplam 1 yorum yapılmış. Yorumları görmek için tıklayın.
TV'de bugün
Ne Yaptığını Biliyorum ( 4 Aralık 2008 22:00 CNBC-e)
CNBC-e'de bu akşam 22:00'da Ne Yaptığını Biliyorum adlı 1997 yapimi korku-gerilim filmi ekrana geliyor.
Replik
Bir Aşk Hikayesi
Aşk asla üzgün olduğunu söylemek zorunda kalmamaktır.
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com