Yine çok marjinal...

Hilary Swank'i bu satırlara taşıyan öykü, sıradan olmasa da, Hollywood yıldızlarının yaşamlarından bahsederken sık sık dile getirdikleri, çok önemli klişe anlardan besleniyor. Swank'in Hollywood'daki yıldızlardan biri olup olmadığı tartışmaya açık tabii, ama kesin olan, adını henüz kimsenin bilmediği bir anda, 'hiçbir yerden' çıkıp "Erkekler Ağlamaz"daki ("Boy's Don't Cry", 1999) performansıyla Oscar kazandığı.
Bu klişe anlardan ilki, Hilary Swank'in keşfiyle ilgili. Yapımcı Suzy Sachs onu henüz küçük bir çocukken keşfetmiş ve dokuz yaşındayken "The Jungle Book" adlı ünlü bir piyeste Mowgli rolünü kapmasını sağlamış. Yerel bir tiyatroda ve devam ettiği okulların piyeslerinde sık sık görünmeye başlaması da bu olaya dayanıyor. Dolayısıyla, Sachs'in Hilary için bir tür anne figürü olduğunu, ondaki cevheri görüp, yeteneğiyle birlikte yeniden doğmasını sağladığını iddia etmek mümkün. Bu klişe anlardan ikincisi, Swank'in demeçlerinde, özellikle dostluğa dair fikirlerini beyan ederken sık sık gündeme getirdiği, sekizinci sınıfta başından geçen bir olay. Sekizinci sınıfın son gününde, soyunma odasında üzerini değiştirmekle meşgulken, sırtına bir şeyin çarptığını hissetmiş; döndüğünde, uçak şekline getirilmiş bir kağıda iliştirilmiş bir not çıkmış karşısına. Bu yaratıcı fikrin sahipleri, öğlen yemeklerini birlikte yediği arkadaş grubundan, onun tabiriyle ?yarım arkadaşları? olan birkaç kızmış. Notu okuduğunda gözlerine inanamamış, çünkü yıl içinde sürekli kendisi ve yaptıklarına dair övgü dolu sözler sarf eden bu kızlar adeta içlerindeki gerçek nefreti ancak naif bir mani şiirselliği taşıdığı söylenebilecek şu sözcüklere dökmüşler: "Müthiş biri olduğunu düşünüyorsun, ama değilsin. Güzel olduğunu sanıyorsun, ama çirkinsin. Yetenekli bir aktris olduğunu sanıyorsun, ama berbatsın." Bu olayın, Swank'in geleceğine ne tür etkiler yapmış olabileceğinin analizini psikanalistlere bırakıyoruz. Ancak, zaten berbat bir ergenlik geçiren Swank, kendini yaşama bağlayan tek insan grubu olan arkadaşlarından da böyle bir kazık yiyince tam bir yıkım yaşamış. Ancak bugün dönüp baktığında, o notun uzun dönemde kendisi ve de kariyeri için faydalı olduğunu düşünüyor; çünkü oyunculuk açısından kilitlendiğini düşündüğü on yıllık bir dönemi, kökleri ergenlik döneminde yaşadığı bu olaya dek götürülebilecek, dışarıda kalmışlığın, 'outsider' olmanın getirdiği hisleri kullanarak aşmış genç aktris. (Özellikle "Erkekler Ağlamaz"ı izleyen sinemaseverler, Swank'in bu sözlerinin anlamını daha iyi kavrayacaktır.)
Bu olay, Swank'in okul yaşamından, onun beraberinde getirdiği gruplaşma ve dedikodu ortamından da tiksinmesine yol açmış. Henüz 15 yaşındayken, annesinin işini kaybetmesi nedeniyle yaşamlarında bir değişiklik yapmak için taşındıkları Los Angeles, Kaliforniya?da, bu tiksinme nedeniyle lise diplomasını ancak özel öğretmenlerin yardımıyla, dışarıdan bitirme sınavlarına girerek alabilmiş. Bu durumun tembellikle bir ilgisi olduğunu söylemek zor, çünkü aynı dönemde Swank oyunculuk kariyerinde hızla yol kat etmeyi sürdürmüş. "Growing Pains"in üç, "Evening Shade"in de altı bölümünde yer almış. Televizyon dünyasında, küçük bir çevre tarafından da olsa tanınmasıysa daha çok "Beverly Hills, 90210" adlı dizide canlandırdığı Carly Reynolds karakteri sayesinde gerçekleşmiş. Her ne kadar 1994'te yer aldığı "The Next Karate Kid"le sinemaya da geçse de, filmin hem gişede batması hem de inanılmaz kötü eleştiriler alması, Swank'in adının yapımcıların gündemine 'kötü' bir şekilde de olsa gelmesini sağlayamamış. Bu role Swank'in de ısındığını söylemek zor; yalnızca, daha çok, çocukluk yıllarında, ülke çağında derecelere imza atmış bir yüzücü, aynı zamanda da bir atlet ve de jimnastikçi olmasından faydalanmak isteyen yapımcıların, kendisini bu filmden sonra büyük bir yıldız olacağı yolundaki telkinlerine kanarak bu rolü kabul etmiş. Bu rolün ezikliğinden olsa gerek, genç oyuncunun, uzun bir süre sinemadan uzak durarak, televizyon çalışmalarıyla yetindiğine tanık oluyoruz.
İşte, Swank'in kariyerindeki üçüncü belirleyici klişe de bu noktada devreye giriyor: Uzun bir sessizlik döneminden sonra, kimsenin nereden çıktığını anlayamadığı bir anda "Erkekler Ağlamaz" filminde başrolü alması ve kaşla göz arasında Oscar heykelciğine uzanması. Gerçi Swank'in bu role ne kadar iyi hazırlandığını düşününce, bu başarısını şansla filan açıklamak büyük bir haksızlık olur. Bu role seçilmesi bile başlı başına bir olay: Yaklaşık üç yıl süren bir eleme döneminde, elindeki senaryoya çok inanan yönetmen Kimberly Peirce, tanınmadık ama bu zor rolün altından başarıyla kalkabilecek bir oyuncu bulabilmek uğruna yüzlerce kişiyle görüşmüş. Swank, seçmelere eşi Chad Lowe'un kıyafetleri içinde, saçlarını da bir kovboy şapkasının içine gizleyerek gelmiş. Peirce'a aynı filmdeki Brandon karakteri gibi 21 yaşında olduğunu ve seçmelere Lincoln, Nebraska?dan katıldığını söylemiş. Peirce yalan söylediğini anlayıp bunu yüzüne vurduğundaysa, Brandon?un da böyle yapacağını iddia edip, karaktere ne kadar iyi çalıştığını göstermiş ve de tabii ki rolü kapmış. Daha seçmelerde başlayan bu meydan okuyucu tavrını, rolüne hazırlandığı döneme de taşımış Swank. Saçlarını kestirmiş, erkek kıyafetleri satın almış ve bir ay boyunca yaşamını bir erkek gibi sürdürmüş. Sesini kalınlaştırmış, cinsiyet değiştiren insanların yazdıklarını okuyup onlarla ilgili belgeseller izlemiş, vs. O günler için "Kadınsılığımı son zerresine kadar kaybettiğimi düşünüyordum. Aynaya baktığımda alışık olduğum Hilary?den hiçbir parça göremiyordum. Chad ile beraber Los Angeles sokaklarında dolaşırken, beni kaç senedir tanıyan insanlar kesinlikle ben olduğumu anlayamıyorlardı." diyor. Bu metot oyunculuğundan esinlenen hazırlık sürecinin sonuçlarının ne kadar mükemmel olduğuna dair çok şey yazılıp çizildi, bunları tekrarlamanın pek bir anlamı yok. Ancak Swank'in bu rolüyle ilgili ironik olan, yalnızca günde 75 dolardan 3000 dolar kazandığı bu rolle, tüm yapımcıların oyuncu listelerinin üst sıralarına tırmanmış olması. Nitekim, Swank yaşamını kazanmak için çok sıkıntı yaşadığı o günlerden sonra, hızlı bir şekilde zenginliğini arttırdı ve kocası Lowe'la birlikte, 2002'nin Haziran'ında Greenwich Village'de 4 milyon dolara satın aldıkları malikaneye taşındılar. "Erkekler Ağlamaz"dan sonra ülkemizde de gösterilen "Üçüncü Göz"de ("The Gift", 2000) Cate Blanchett, Giovanni Ribisi, Keanu Reeves ve Katie Holmes gibi usta oyuncularla birlikte, çok önemli olmayan bir rolde de olsa yer alan Swank; bir yıl sonra "The Affair of the Necklace" adlı dramda 18. yüzyıl Fransası'nda soylu ailesini arayan genç bir kadını canlandırdı. 2002?deyse, Al Pacino, Robin Williams, Martin Donovan gibi oyuncularla çalışıp oyunculuk deneyimini iyice arttıracağı "Insomnia"da karşımıza çıktı.
Hızını fazla arttırmadan, emin adımlarla yoluna devam eden Swank, her yıla bir film ilkesini 2003'te, ülkemizde de vizyona giren "Kor"la ("The Core") uyguladı. "Çocukluğumda en büyük hayalim, bir gün astronot olmaktı ve şimdi bu filmde bir astronotu canlandırıyorum. Bunun beni nereye sürükleyeceğini görmek için gerçekten sabırsızlanıyorum." dediği bu filmde, onu en çok mutlu eden, bir erkeği ya da 18. yy.'daki marjinal bir figürü değil, sıradan bir astronotu canlandırıyor oluşuydu: "Şimdiye kadar hep sıradışı rollerde yer aldım, bu filmde akıllı ve güzel bir kadını canlandırmış olmama kendim bile inanamıyorum; yıllar önce marjinal figürleri canlandırmaya başlarken üzerime giydiğim özellikleri geride bıraktığımdan sette kendimi adeta çırılçıplak hissettim." Ancak anlaşılan Swank, sıradışı karakterleri canlandırmaktan, kolay kolay uzak duramıyor. Clint Eastwood’un yönettiği ve başrolünde yer aldığı “Milyonluk Bebek”te (“Million Dollar Baby”), ne istediğini çok iyi bilen ve elde etmek için ne gerekiyorsa yapmaya hazır olan genç bir boksörü canlandıran Swank, bu rol için yaklaşık 30 kilo alarak yeni bir görünüme büründü. Swank'in uzun, ama yeni yeni hareketlenmeye başlayan oyunculuk kariyerindeki deneyimleri sayesinde yaşama bakışının nasıl değiştiğine dair fikir veren bir alıntıyla yazıyı noktalayalım: "Öğrendiğim şeylerden biri şu: Yaşamın sizi nereye sürüklediğini asla bilemezsiniz, ama o sizi bir yerlere sürükler. Rastlantı diye bir şey de yoktur. Dostunuz olduğunu düşündüğünüz biri tarafından sırtınızdan bıçaklanabilir ya da işinizden kovulabilirsiniz; üstelik bu, o ana kadar başınıza gelen en iyi şey olabilir."


Kanal'1 de bu akşam saat 21:20'de Jackie Chan'den soluk soluğa izleyeceğiniz bir macera Altın Yumruk İstanbul'da ekrana geliyor.

Bir şeyi yapmadan önce ne yaptığını bil.










