"Tatil"de aşkı arıyor...

1994 yılında "Maske" ("The Mask") vizyona girdiğinde, izleyicilerin dikkatini Jim Carrey'nin lastik suratı kadar çekmeyi başaran bir isimdi Cameron Diaz. İzleyicilerin hayranlığı Diaz'ın oyun gücüne değil, yeni bir yüzün, yeni bir yıldız adayının görkemli başlangıcınaydı. Pop-kültür yeni bir sarışın daha yaratmış, seyircilerin zihinlerine kazımayı başarmıştı. Ancak Diaz'ın da bir geçmişi vardı kuşkusuz.
Popüler kültür dünyasına sinemadan çok önce, bir reklam yıldızı olarak girmişti güzel yıldız. 16 yaşındaydı, sosyetik bir partide Elite'in fotoğrafçılarından biriyle tanışıvermiş, bir süre sonra da şirketle kontrat imzalanmıştı. Ancak Elite ondan Amerika'da yararlanmak istemiyordu, ailesini Japonya'ya gitmesi konusunda zor da olsa ikna etti ve yanında kendisinden bir yaş küçük bir modelle bambaşka bir dünyanın yolunu tuttu. "İnanın bana, 16 yaşında, yanınızda ne zaman eve döneceğinizi söylemeyen bir yetişkin yoksa çok tehlikeli geceler yaşayabilirsiniz." Beş yıl boyunca bütün dünyayı ("Paris, Avusturalya, Morocco, Meksika, tahmin edebileceğiniz her yer") gezen Diaz, sonunda Hollywood'a geri döndü ve burada moda fotoğrafçısı Carlos de La Torre ile tanıştı, beş yıl boyunca sağlam bir ilişkileri oldu. Önce güzellikle gelen şöhret Calvin Klein, Levi's, Coca Cola gibi büyük şirketlerle anlaşmalar imzaladı, reklam dünyasında sağlam bir kariyer yaptı. O, Jean-Luc Godard'ın 'fahişe', Pepsi-Cola'nın ise 'yeni nesil' dediği kuşaktandı; imgesini tüm dünyaya pazarlamaktan geri durmamıştı. Zaten başarılı kariyerine rağmen hayatındaki boşluğun farkına varmakta gecikmedi, menajerinin de desteğiyle modellikten oyunculuğa geçiş yapmaya karar verdi. Tam on iki film için provalara gitti, ancak kendisini kimselere beğendiremedi. Yaşadığı tam bir hayal kırıklığıydı, dolarlar ve parfüm kokularıyla dolu bir dünyadan kendi isteğiyle geçiş yaptığı sinema alemi onu dışlamış, önemsememişti. Şansın yüzüne güldüğü film ise 1994 yılında geldi. "Maske" ("The Mask") eleştirmenlerin nefretle karşıladığı, seyircileri de ikiye bölen bir film oldu. Filmi beğenen yegâne eleştirmenlerden Roger Ebert, yazdığı eleştiride 'Diaz faktörüne' dikkat çekiyordu; "Cameron Diaz bu filmin en büyük keşfi, tatlı suratı, muhteşem gülüşü ve komedi yeteneğiyle gerçek bir seks bombası. Kısa bir modellik döneminden sonra yaptığı ilk filmi bu, gördüğümüz kadarıyla sonuncusu da olmayacak. Carrey'le kimyaları o kadar iyi tutmuş ki, gece kulübünde dans ettiği sahnenin sinema büyüsü dediğimiz şeyin ta kendisi olduğunu söyleyebiliriz."
Diaz o günleri hatırladığında, az da olsa pişman gözüküyor. "Yönetmen ne isterse yapmaya hazırdım. Dans sahneleri için birlikte çalıştığım koreograf bana hiç de iyi davranmamıştı, şimdi olsa kendimi böyle kullandırmazdım." Film gösterime girdikten sonra Diaz o kadar heyecanlanmıştı ki, koca bir prodüksiyonun sorumluluğunu taşıdığını düşünmeden edemiyordu. Bu dönemde ülser oldu, oynaması kesinleşen "Mortal Kombat"ın provalarında da sakatlanınca bir süreliğine sinema dünyasından çekilmek zorunda kaldı. Büyük stüdyo filmlerinden soğuduğu bu dönemin ardından, sessizce bağımsız yapımlarla ilgilenmeye başladı. Ard arda gelen bağımsız kara komediler... "Feeling Minnesota"da nişanlısını boynuzlayıp Keanu Reeves'le kaçtı, "İz Peşinde"de ("Head Above Water") Harvey Keitel'le cehennem gibi bir tatil geçirdi, "She's the One"da ise iki kardeşi kendisine aşık etti. Bu düşük bütçeli yarı bağımsız filmlerin getirdiği başarıyla 'ShoWest Umut Vaateden Genç Sanatçı Ödülü'nü kazanan Diaz, 1997 yazında "En İyi Arkadaşım Evleniyor" ("My Best Friend's Wedding") ile büyük bir başarıya ulaştı; gazeteler filmin başrol oyuncusu Julia Roberts'ın pabucunun dama atıldığını yazıyordu. Hollywood'un yeni seksi sarışını olmaktansa Julia Roberts'ın yarattığı 'cana yakın ve zeki güzel' geleneğini sürdürmeyi tercih eden Diaz, akıllıca bir seçim yapmış olduğunu filmin kazandığı başarıyla kanıtlıyordu. P.J Hogan'ın başarıyla yönettiği Diaz, karaoke yaptığı sahneyle seyircinin beğenisini kazanıyor, sanıldığının aksine kendisine güveni olmayan genç kadın rolüyle karşımıza çıkıyordu. Artık herkes onun iyi-kötü bir oyuncu olduğunu kabul ediyordu, modellik kamburundan sonunda kurtulmuştu. "Trainspotting" tayfasının elinden çıkan "Olağanüstü Bir Hayat"taki ("A Life Less Ordinary") performansıyla eleştirmenlerin beğenisini kazandı. Bağımsız yönetmenlerin filmlerinde yer alma alışkanlığını "John Malkovich Olmak" ("Being John Malkovich") ve "Kazanma Hırsı" ("Any Given Sunday") ile sürdüren Diaz, özellikle "John Malkovich Olmak"ta kendini aşarak baştan aşağı hem görüntüsünü hem de oyunculuk stilini değiştirerek, sıradan bir sarışın olmadığını ispatlamış oldu. Her ne kadar Drew Barrymore ve Lucy Liu ile birlikte rol aldigi "Charlie'nin Melekleri" ("Charlie's Angels", 2000) ve devam filmi "Charlie'nin Melekleri: Tam Gaz"da ("Charlie's Angels: Full Throttle", 2003) Diaz, kültleşmiş bir dizinin ününden faydalanıp hayran kitlesini genişletmeye niyetlense de, evdeki hesap çarşıya uymadı ve "Charlie'nin Melekleri" sinema tarihinin en çok hatasına sahip film olarak akıllarda yer etti. Ancak Diaz kendine güveninden pek bir şey kaybetmemişti. Son dönemde büyük çıkış yapan genç İspanyol yönetmen Alejandro Amenabar'ın "Aç Gözünü" ("Abre los ojos", 1997) filminin yeniden çevrimi olan "Vanilla Sky"da (2001) Tom Cruise ve Penélope Cruz ile birlikte rol aldı. Pek çok eleştirmen Diazın Cruise ve Cruzu gölgede bırakan bir performans ortaya koyduğu yolunda görüş bildirdi.
Fakat hayranları, Diaz'ın bir türlü vites büyütmemesinden şikayetçi olmaya başlamıştı. Neredeyse, yılda bir kez yüzünü gördükleri aktristen daha fazlasını istiyorlardı. Her ne kadar yüzünü eskitmeme konusunda kararlı gözükse de, Diaz hep ses getiren filmlerde rol alarak kazandığı saygınlığı korumayı sürdürdü. 2002 yılını "Ateşli ve Tatlı" ("The Sweetest Thing") ve "New York Çeteleri"ndeki ("Gangs of New York") rolleriyle kapayan güzel sarışının 'az ama öz' felsefesiyle, kendinden bıktırmadan gündemde kalmayı başarabildiği de bir gerçek. İlk film gibi sesiyle katkıda bulunduğu "Şrek 2" ("Shrek 2", 2004) ve "Far Far Away Idol" (2004) adlı animasyonlarından sonra "Yerinde Olsam"da ("In Her Shoes", 2005) elmayla armut kadar farklı olduğu kız kardeşiyle (Toni Collette) birlikte bir yolculuğa çıktığına tanık olduk Diaz'ın. Arada sırada bu filmdeki gibi 'tam bir parti' kızı havasına bürünmesinin hiç de fena olmadığını ve güzelliğiyle her türden karaktere renk kattığını, bu filmdeki performansıyla dosta düşmana bir kez daha kabul ettirdi Diaz. 2006'yı da tek bir filmle, bşarılı bir kariyeri olmasına rağmen aşk hayatında bir türlü aradığını bulamayan Amanda rolünde izlediğimiz "Tatil" ("Holiday") ile kapatan Diaz, 2007'de yine Prenses Fiona'ya hayat vereceği "Şrek 3" ve "Şrek 4" dışında hrhangi bir projede rol alacağa benzemiyor...
Peki kendisi ne diyor tüm bu olan bitenlere: "Ben tuzlu ve kaygan bir kadınım. Bütün kızartmalara eşit davranırım..." Aslında bakarsanız Diaz'ın bu ve buna benzeyen onlarca cümlesiyle ne demek istediği meçhul, amacının ne olduğu da; ancak popüler kültürün en tipik imgelerinden birisi olduğu kesin.
- Penelo Cruz: İspanyol esintisi...
- Bizi hep güldür Adam Sandler!
- Jack Nicholson: Beyazperdenin göz bebeği…
- Meryl Streep: Yaşayan bir Efsane
- Eddie Murphy Şimdi de bir uzay aracı...
- Will Smith ve eklektik yaşam arayışı...
- Mustafa Altıoklar Farklı türlerin faal yönetmeni
- Sinemanın küçük kızı büyüdü...
- Mark Wahlberg: Boston serseriliğinden beyazperdeye...
- Al Pacino: Efsaneleşen bir "Baba"nın öyküsü...
- Harrison Ford: 65 yaşında, 20 yıl aradan sonra tekrar Jones...
- İdealist, zeki, iflah olmaz bir romantik: Ewan McGregor
- Jet Li: Hollywood'la Çin arasında...
- Michel Gondry
- Giovanna Mezzogiorno: İtalya'nın kara meleği!



Fox'da bu akşam 23:00'da başrollerini Robert Redford, James Gandolfini ve Mark Ruffalo'nun paylaştıkları Son Kale (The Last Castle 2001) adlı film ekrana geliyor.

Genç öleceksin çünkü 15 yaşından beri her gün 30 tane sigara içiyorsun ve aldığın bu hayat yüzünden cehenneme gidiceksin!






Seanslar
Fragman
