Takıntılı bir senarist: “Charlie Kaufman”
Nadir Öperli 20 Şubat 2003, Perşembe 00:00
“John Malkovich Olmak”la ünlenen, bu yıl peş peşe vizyona giren “Tehlikeli Aklın İtirafları” ve “Tersyüz.” filmleriyle gündemi epey meşgul eden, 53. Berlin Film Festivali’nde “Tersyüz.” ile En İyi Senaryo Ödülü’nü aldığı gibi, Oscarlar için de bu ödülün en büyük adaylarından olan Charlie Kaufman, kimlik ve varoluş sorunlarına kafayı takmış durumda.
Charlie Kaufman kim? Bu soru, Kaufman’la ilgili bir şeyler kaleme almaya çalışınca hemen önümüze dikiliyor. ‘Başkaları nasıl oluyor?’ konusuna kafayı bu kadar takmış bir senaristin, kendi varoluşuna dair takıntılarını düşünmek, beyin damarlarımızı epey zorlayabilir, Kaufman’ınkilerin ne kadar zorlandığı konusunu kendi sağlığımız için şimdilik pas geçmek en doğrusu herhalde. Dolayısıyla, bu bir portre yazısı olduğu için değil, ‘Charlie Kaufman kim?’ sorusuna yanıt bulabilmek için, önce son dönemde yükselişe geçen senaristin yaşam öyküsüne bakmak gerekiyor: Charlie Stewart Kaufman, hem internette dolaşan az sayıda fotoğrafındaki genç görüntüsü, hem de ortaya çıkardığı hınzır senaryoları nedeniyle, 30’larında biri olarak anıldı hep. (Hep dediğimiz, “John Malkovich Olmak”la ünlendikten sonra.) Ancak işin aslı biraz farklı; Kaufman, 1958 yılının Kasım ayında, New York’ta dünyaya gelmiş. Gelmiş ama New York’ta barınabildiğini söylemek biraz zor. On dört yaşına kadar yaşadığı Long Island’dan ailesiyle birlikte Connecticut’a taşınan Charlie, 1976’da Boston Üniversitesi’ne girmiş. Kurulu bir düzen içinde çalışmakla sorunu olduğundan, okul hayatının pek de parlak geçtiği söylenemez. Nitekim Boston Üniversitesi’ndeki macerası çok kısa sürmüş ve çok sıkıldığı Boston’dan doğduğu kentteki bir üniversiteye, NYU’ya geçiş yapmış, üstelik de sinema bölümüne. Burada aradığını bulduğunu söyleyebiliriz. Yazının başında sorduğumuz ‘Charlie Kaufman kim?’ sorusuna verilebilecek olası yanıtların içinde bizi ilgilendiren bölümler de Kaufman’ın yaşamının bu noktasında başlıyor. Dolayısıyla Boston’dan NYU’ya geçmeye karar verişini, bu yazının bakış açısından bir dönüm noktası olarak değerlendirmek mümkün. NYU’da, bugün bize çok özgün gelen bakışını oluşturmaya başlamış; Marx Brothers, Woody Allen, ve Lenny Bruce’a olan ilgisi ve sevgisi, bunun en büyük göstergesi. Komediye olan düşkünlüğü, çıktığı bazı okul piyeslerinde ve çektiği kısa filmlerde de ifadesini bulmuş. Her ne kadar, utangaç ve ürkek olduğu için, önüne gelen her fırsatı değerlendirmese de, çekildiği köşesinden olan biteni gözlemlemedeki ustalığının, tanık olduğu olayları kendince muzip bakışıyla küçük küçük senaryolar halinde zihnine depolamasının faydalarını aktif bir senarist olarak çalışmaya başladığında fazlasıyla göreceğini belirtmek gerek. 80’li yıllarda Minneapolis’te geçirdiği ve Star Tribune gazetesinin dağıtım bölümünde çalıştığı 4,5 yıl, bu depolama işlemini bolca gerçekleştirdiği dönemlerden oldu: “Gerçekten çok zor bir işti. Sabahın 5’inde işbaşı yapıyordum ve işe yetişebilmek için 4’te kalkıp otobüsü yakalamam gerekiyordu. Otobüste de dışarısı gibi dondurucu bir soğuk olurdu ve otobüsteki herkes gerçek anlamda üzgün ve mutsuz gözükürdü.” 1991 yılında Kaufman, yaşamında ikinci dönüm noktası olarak değerlendirilebilecek kararı aldı ve pılını pırtını toplayıp, beş parasız bir halde Los Angeles’a geldi. Bunu, şov dünyasına girmek için son şans olarak görüyordu, utangaçlığını bir kenara itti, tüm cesaretini toplayıp bir ajan kiraladı ve L.A.’deki ‘yetenek avı sezonunda’ kendini piyasaya sürdü. Sonuç, tam bir fiyasko oldu, Kaufman tek bir görüşme teklifi bile alamamıştı. Her ne kadar o aksini düşünse de, tüm başarı öykülerinde olduğu gibi, bu, her şeyin sonu değildi. Önce Minneapolis’te Fred Willard adlı bir şovmenle yerel televizyon kanalı için bir program hazırlayan biri arayıp kendisine iş teklif etti. Sonunda, çok sevdiği yazarlıkla ilgili bir işten para kazanabileceği için sevinse de yılarca gazete dağıttığı Minneapolis’e geri dönme fikri hiç hoşuna gitmiyordu. Tam valizini hazırlayıp geldiği yere geri dönecekken telefonu çaldı. Hattaki, bir dönem ABD’de oldukça başarılı olmuş olan “Get a Life!” dizisinin yaklaşık 20 episodunu yönetmiş ve dizinin ünlenmesinde büyük pay sahibi olmuş David Mirkin’di. Kaufman’a Ajanının gönderdiği senaryodan oldukça etkilendiğini söyledi. Ancak artık bu tür iltifatlar onun için bir şey ifade etmiyordu, somut bir şeylere ihtiyacı vardı. Aldığı tekliften bahsetti ve geri dönme hazırlıklarından bahsettiğinde Mirkin ona tek bir şey söyledi: “Kal!” Kaufman, yine oturup bekleme günlerine geri dönmüştü; ancak bu sefer bu dönem kısa sürdü; Mirkin, Kaufman’ın “Get a Life!” serisinin senarist kadrosuna alınmasını sağladı; sonunda amacına ulaşmış, şov dünyasına girmeyi başarmıştı. “Get a Life!”tan sonra, “The Edge”, “Ned and Stacey”, “The Dana Carvey Show” gibi dizilerde çalıştı. Bu arada “Depressed Roomies” gibi senaryolarıyla TV yapımcılarının kapısını aşındırıyor; ancak senaryoları televizyon için çok karanlık ve de depresif bulunduğundan hiçbir yapımcı tarafından satın alınmadı. Ne yaparım da sektörde adımı daha fazla duyururum diye düşündüğü ve yeni iş teklifleri beklediği bir sırada, sinema için yeni bir film senaryosu yazmaya başladı, Cameron Diaz’ın deyişiyle “Şimdiye kadar Hollywood’da gerçek anlamda on dört tane senaryo olduğu söylenirdi, bu da on beşincisi” olacak bu senaryo filme çekildiğinde, Kaufman’ın adını duymamanın sinema aleminde ayıp sayıldığı yeni bir dönemin başlamasını sağladı. Peki Kaufman’ı bir başkası olmak, özellikle de ’John Malkovich olmak’ konusuna bu denli kafasını takmasının nedeni neydi? Kaufman, evli olmasına rağmen başka birisine aşık olan bir adamın öyküsü olarak tasarladığı öykünün bu hali alışında “Senaryonun bu kadar dallanıp budaklanmasında, birçok insanın kendileri olmaktan mutlu olmayıp, sürekli olarak farklı kişiler olmayı istemelerinin etkisi çok büyüktü. Hiç şüphesiz bu isteğin altında dış dünyaya bakıp, o an bulunduğunuz noktada olmayı hak etmediğinizi hissetmeniz yatıyor. Dünya hakkında bu kadar çok bilgiye sahipken ya da kendinizi sürekli olarak yenilemek ve değişen koşullara adapte etmek zorunda hissederken, durduğunuz noktada olmayı diğer insanlar kadar hak ettiğinizden nasıl emin olabilirsiniz ki? Benim filmde yapmak istediğim, her karakterin, bu ‘başkası olma endişesine’ nasıl tepki verebileceğini göstermekti” Dolayısıyla, filmde seçilmiş kişinin John Malkovich olmasının pek de bir önemi yok; Kaufman’ın bu tercihi de bir aktör olarak Malkovich’i çok sevmesiyle ve adının arka arkaya hızla tekrar edildiğinde komik bir etki yapmasıyla ilgili. Bu hafta, Charlie Kaufman ‘John Malkovich Olmak’tan sonra çektiği “Human Nature” adlı senaryosuyla vizyona konuk oluyor. Kaufman'ın bu filmde de, garip bir aşk üçgeni üzerinden, insan doğasının özünde olan tutku ve hırsı incelediğini söyleyebiliriz. Takıntılı bir bilim adamının, vahşi doğada yaşarken keşfettiği bir adamı modernize etme çabalarıyla, bu vahşi adamın çok özgür olduğu doğal halini koruması için mücadele eden sevgilisi arasındaki çekişmeyi, Kaufmanvari bir mizahla işleyen film, Patricia Arquette ve Tim Robbins’li kadrosuna rağmen, “John Malkovich Olmak”ın başarısını tekrarlayamamış ve fazla ses getirmemişti. Geride bıraktığımız yılı, Kaufman’ın çıkışta olduğu bir yıl olarak değerlendirmek mümkün. Birkaç ay önce vizyona giren George Clooney’in ilk yönetmenliğini gerçekleştirdiği “Tehlikeli Aklın İtirafları”nda her ne kadar çift kişilikli bir TV şovcusu olan Chuck Barris’in yaşamına odaklansa da, Barris bir tür kişilik bölünmesi yaşadığından, Kaufman’ın yine kafaya taktığı varoluş sorunlarıyla uğraştığını söyleyebiliriz. Bu anlamda, gerek “John Malkovich Olmak”, gerekse “Tehlikeli Aklın İtirafları” dolaylı yoldan da olsa, Kaufman’ın kişiliğinin yansıdığı, onun alter-egosuyla bezeli filmler olarak nitelendirilebilir. (Kaufman’ın bazı eleştirmenlerce ilginç bir Woody Allen taklidi olarak nitelendirilmesi de buna dayanıyor olmalı)
Kaufman’ın son senaryosundan, “John Malkovich Olmak” filmini de yöneten Spike Jonze tarafından çekilen geçtiğimiz aylarda vizyonda izlediğimiz, “Tersyüz.”, bu alter-ego olma durumunu bir adım öteye taşıyan ve meta-anlatı alanında oldukça ilginç denemelere soyunan bir film. Başroldeki Nicolas Cage, Kaufman’ın kendisini ve de ikiz kardeşini canlandırıyor. “John Malkovich Olmak”la alışık olmadığı bir üne kavuşan Charlie Kaufman’ın, Suzan Orlean’ın orkidelerin vahşi doğaya “adaptasyon”larıyla ilgili romanı “Vahşi Orkide”yi uyarlamaya çalışmaktadır. Ancak, önceki senaryosunun başarısı nedeniyle kendisinden çok şey beklenen Kaufman, bu beklentiler altında ezilir, içine düştüğü yaratıcılık krizinden kendisini romana “adapte” ederek kurtulmaya çalışır. Böylece hem senaryo hem de filmin kendisi iyice çetrefil bir hal alır. Senaryosunun, filmleri Hollywood’da çok başarılı olan Donald Kaufman’ın etkisiyle, ‘Hollywood’vari bir hal aldığını fark eden Charlie Kaufman, bunu engellemeye çalışırken, bir Hollywood taşlaması şeklinde ilerleyen filmin kendisi (“Tersyüz.”) Hollywood anlatısını sahiplenen bir hal alıyordu. Bir de Kaufman’ın “John Malkovich Olmak”tan aşina olduğumuz sürrealist öğeleri işin işine kattığını ve perdede izlediklerinizin gerçek mi yoksa Kaufman’ın şizofreni sınırlarında gezinen bulanık zihninin bir ürünü mü olduğunu idrak etmekte zorlandığını düşünürseniz, durumun bir hayli karışık olduğu gerçeğiyle yüzleşmek gerekiyor. “Charlie Kaufman”, ‘auteur’ kuramın yıllardır biriken etkisiyle filmleri öncelikle yönetmenleriyle değerlendirmeye alıştığımız günümüz dünyasında, senaristin önemini yeniden hatırlamamızı sağlayan bir isim. Karmaşık zihnini sürekli meşgul eden varoluş sancılarıyla ve kendine has mizah anlayışıyla bezeli yeni senaryolarını merakla bekliyoruz.
Henüz kimse yorum yapmamış.
Haftanın Filmi
Hancock
Hancock
7.5/10
TV'de bugün
Altın Yumruk İstanbul'da (6 Temmuz2008 21:20 Kanal 1)
Kanal'1 de bu akşam saat 21:20'de Jackie Chan'den soluk soluğa izleyeceğiniz bir macera Altın Yumruk İstanbul'da ekrana geliyor.
Replik
Georgia Yasası
Önemsemediğim biri için neden vakit harcayayım ki? (Georgia)
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com