"Casino Royale"
Her şeyiyle farklı bir Bond...
Her şeyiyle farklı bir Bond...

Sinema.com 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Sinema tarihinin en uzun soluklu serisi James Bond'un yirmi birinci filmi "Casino Royale", karşımıza yeni (ve tartışmalı) bir Bond çıkarıyor: Daniel Craig. Ian Fleming'in ilk romanından beyazperdeye uyarlanan ve bizi Bond'un kariyerinin ilk dönemine götüren film, karşımıza her şeyiyle farklı bir Bond çıkarıyor.
"Casino Royale" son dönem Bond filmleri içinde, vizyona girmeden ses getirmesiyle dikkatleri çeken bir film oldu. Şüphesiz bunda, bu filmde seriye yeni bir Bond aktörü eklenecek olmasının büyük payı var. Uzun süren tartışmalardan sonra bu rol için İngiliz oyuncu Daniel Craig'in seçilmiş olması, pek çok Bond hayranını memnun etmese de, filmografisinde kalburüstü filmler olan Craig'in bu rolde nasıl bir performans sergilediğini görmeden karar vermemek gerekiyor. Pierce Brosnan'dan boşalan Bond tahtına yeni bir yüzün oturacak olması kadar, filmin serinin en başına dönerek, Ian Fleming'in 1953 yılında yayımlanmış olan ilk Bond romanından uyarlanmış olması da "Casino Royale"e olan merakı artıran bir unsur. Böylelikle, beyazperdenin belki de en ünlü kahramanının ajanlıkta henüz çaylak olduğu yıllara geri dönüp, onu '007' yapacak ilk görevini alışına tanıklık etmiş oluyoruz. Ayrıca bu filmle birlikte Fleming'in tüm Bond romanları beyazperdeye uyarlanmış oluyor. Bundan sonra seri devam edecekse yapımcıları ya yeniden çevrimlere yönelecekler ya da senaryoları için orijinal hikâye arayışına girecekler...
Çaylak bir Bond...
Dediğimiz gibi "Casino Royale", James Bond'un kariyerinin ilk dönemini ele alıyor. Filmde ajanımızın '007' olarak ilk görevi onu dünya teröristlerine bankerlik yapan Le Chiffre'ye (Mads Mikkelsen) götürür. Onu durdurup, terörist ağını çökertebilmek için, Bond'un Le Chiffre'yi Casino Royale'deki yüksek bahisli poker oyununda yenmesi gerekmektedir. Hazine Dairesi'nin güzel memuresi Vesper Lynd'in (Eva Green) poker oyunu için gerekli miktarı getirip, hükümetin parasına göz kulak olmakla görevlendirilmesi, önce Bond'un canını sıkar. Ama, Le Chiffre ve adamlarının düzenlediği bir dizi ölümcül saldırıdan kurtulma mücadeleleri sırasında Bond ve Vesper arasında karşılıklı çekim oluşur ve bu durum onları daha büyük tehlikelerin içine sürükler. Tüm bunlar Bond'un hayatını sonsuza dek şekillendirecek olaylardır.
Ian Fleming'in filme konu olan romanı ilk olarak 1953'te yayımlanmış olsa da, filmin mekânları yanılgıya yer bırakmayacak ölçüde modern. Konu hâlâ, başkasının parasını görünüşte hatasız bir planla kaybetmiş olan ve zararını gidermek için bir kumarhane turnuvası düzenleyen Le Chiffre'in etrafında dönse de, filmde romandaki Soğuk Savaş döneminde var olan şeyler, örneğin Bond'un düşmanı Smersh grubu, yerini daha çağdaş bir kötüye, uluslararası terör gruplarına bırakıyor.
Güncelleşen bir diğer şey,Fleming'in romanındaki Baccarat'nın bir türü olan 'Chemin de Fer'in yerini, Bond ile Le Chiffre arasında oynanan poker oyununun alması. Kitaptaki oyun Baccarat'nın bir türeviydi. Film için, oyun "Texas Hold 'em'" denen pokere dönüştürüldü. Bunun nedeni, filmin yapımcılarından Michael G. Wilson'a göre, dünya çapındaki poker merakıydı, ama daha da önemlisi, poker blöf yapılabilen ve strateji gerektirten bir oyundu ki bu da sinematik anlatım açısından daha çok olanak sunuyordu.
Yönetmenler ve başrol oyuncuları konuşuyor...
1995 yılında "GoldenEye"ı yöneten Martin Campbell, "Casino Royale"in de yönetmen koltuğuna oturmuş. "GoldenEye"ın yanı sıra, "The Mask of Zorro" ve "The Legend of Zorro" gibi yapımlara imza atmış olan Martin Campbell, "Casino Royale"i yönetmekten memnuniyet duymasının nedeni olarak gizli ajanın karakterindeki dönüşümü gösteriyor: "Bu Bond'un 00 olarak ilk görevi ve öğrenmesi gereken çok şey var. Başlangıçta hatalar yapıyor ve patronu M tarafından azarlanıyor. Kafasından çok yüreğiyle hareket ediyor, ve bu yanlış bir şey. Ama filmin sonunda, tanıdığımız adam haline geliyor. Bond'un Vesper'e aşık olduğunu görüyoruz, ama çok ciddi şiddet eylemlerine de dahil oluyor. Bu film, daha öncekilerden daha gerçekçi ve duygusal açıdan daha derin."
Yapımcılar Michael G. Wilson ve Barbara Broccoli'nin bir sonraki görevi, James Bond'u 007'nin yirmi birinci macerasında canlandıracak oyuncuyu bulmak olmuş. Barbara Broccoli oyuncu seçmelerini şöyle anlatıyor: "Buluşur buluşmaz Danie'in James Bond için kesin karar olduğunu anladık. Kendi neslinin İngiliz aktörlerinin gerçek bir örneği. Karizmatik, çok yönlü ve seksi. Oldukça zorlu bir roldü ama Daniel bize inanılmaz bir Bond olduğunu kanıtladı." Michael G. Wilson ise şunları söylüyor: "Daniel'da, bu karmaşık karakteri yeniden tanımlamak için ihtiyaç duyduğumuz modern bir Bond bulduk. Bond bir komutan; çok nadiren verilen 00 statüsünü yeni elde etmiş eski bir denizci. Bu statü ona kendi başına öldürme kararı verme yetkisi kazandırıyor. Daniel, Bond'un yaşadığı karmaşık duyguları yansıtacak yeteneğe sahipti. O kendini tamamen rolüne vermiş, harika bir aktör." Daniel Craig de "Casino Royale"de nasıl bir Bond izleyeceğimize dair şunları söylüyor: "Bu filmde James Bond daha karanlık bir karakter. Zaten Ian Fleming orijinalinde onu böyle yazmış. Filmin açılışında Bond'u pek çok sivri yanı olan, kariyerinin henüz çok başında biri olarak görüyoruz. Yalnız biri ve insanlarla iç içe olmayı sevmiyor. Ama film ilerledikçe, daha kibar birine dönüşüyor."
Yapımcılar, çapkınlığıyla tanınan Bond'un gerçek anlamda aşık olduğu ilk kadın olan Vesper Lynd rolü için Fransız aktris Eva Green'i seçmişler. Michael G. Wilson bu konuda şunları söylüyor: "Eva Green muhteşem. Gelecekte Fransa'nın en önemli uluslararası aktrislerinden biri olacağına şüphe yok. Vesper, Bond'un hayatındaki en önemli kadın. Bizim, Vesper'ın tüm özelliklerine sahip bir aktrise ihtiyacımız vardı: Güzel, güçlü, gizemli ve biraz hüzünlü. Vesper, Bond'un dengi. Kendini çaresiz bir durumun içinde bulan iyi bir insan." Paris doğumlu Green, sinemaya Bernardo Bertolucci'nin 2003 tarihli şehvetli draması "Düşler, Tutkular, Suçlar"la ("The Dreamers") adım attı. Bond'un ilk aşkı olan ve sonunda kendisini aldatılmış hissetmesine yol açan Vesper rolünü neden cazip bulduğunu, aktris şöyle açıklıyor: "Uzun zamandır okuduğum en iyi senaryoydu. Derinliği ve bir çok dönemeci var. İçindeki aşk da beni etkiledi. Vesper karmaşık bir insan. Sırlarla dolu. Bence James Bond'u ona çeken şey bu; bu kadının içini gerçekten okuyamaması. Vesper, bir Sfenks gibi. Pek çok katmanı var. Zeki, küstah, hazır cevap, ama aynı zamanda korunmasız. Bond'la aralarında bir kıvılcım var. Her an şakalaşıyorlar ve görünüşte birbirlerini anlıyorlar."

Çaylak bir Bond...
Dediğimiz gibi "Casino Royale", James Bond'un kariyerinin ilk dönemini ele alıyor. Filmde ajanımızın '007' olarak ilk görevi onu dünya teröristlerine bankerlik yapan Le Chiffre'ye (Mads Mikkelsen) götürür. Onu durdurup, terörist ağını çökertebilmek için, Bond'un Le Chiffre'yi Casino Royale'deki yüksek bahisli poker oyununda yenmesi gerekmektedir. Hazine Dairesi'nin güzel memuresi Vesper Lynd'in (Eva Green) poker oyunu için gerekli miktarı getirip, hükümetin parasına göz kulak olmakla görevlendirilmesi, önce Bond'un canını sıkar. Ama, Le Chiffre ve adamlarının düzenlediği bir dizi ölümcül saldırıdan kurtulma mücadeleleri sırasında Bond ve Vesper arasında karşılıklı çekim oluşur ve bu durum onları daha büyük tehlikelerin içine sürükler. Tüm bunlar Bond'un hayatını sonsuza dek şekillendirecek olaylardır.
Ian Fleming'in filme konu olan romanı ilk olarak 1953'te yayımlanmış olsa da, filmin mekânları yanılgıya yer bırakmayacak ölçüde modern. Konu hâlâ, başkasının parasını görünüşte hatasız bir planla kaybetmiş olan ve zararını gidermek için bir kumarhane turnuvası düzenleyen Le Chiffre'in etrafında dönse de, filmde romandaki Soğuk Savaş döneminde var olan şeyler, örneğin Bond'un düşmanı Smersh grubu, yerini daha çağdaş bir kötüye, uluslararası terör gruplarına bırakıyor.
Güncelleşen bir diğer şey,Fleming'in romanındaki Baccarat'nın bir türü olan 'Chemin de Fer'in yerini, Bond ile Le Chiffre arasında oynanan poker oyununun alması. Kitaptaki oyun Baccarat'nın bir türeviydi. Film için, oyun "Texas Hold 'em'" denen pokere dönüştürüldü. Bunun nedeni, filmin yapımcılarından Michael G. Wilson'a göre, dünya çapındaki poker merakıydı, ama daha da önemlisi, poker blöf yapılabilen ve strateji gerektirten bir oyundu ki bu da sinematik anlatım açısından daha çok olanak sunuyordu.
Yönetmenler ve başrol oyuncuları konuşuyor...
1995 yılında "GoldenEye"ı yöneten Martin Campbell, "Casino Royale"in de yönetmen koltuğuna oturmuş. "GoldenEye"ın yanı sıra, "The Mask of Zorro" ve "The Legend of Zorro" gibi yapımlara imza atmış olan Martin Campbell, "Casino Royale"i yönetmekten memnuniyet duymasının nedeni olarak gizli ajanın karakterindeki dönüşümü gösteriyor: "Bu Bond'un 00 olarak ilk görevi ve öğrenmesi gereken çok şey var. Başlangıçta hatalar yapıyor ve patronu M tarafından azarlanıyor. Kafasından çok yüreğiyle hareket ediyor, ve bu yanlış bir şey. Ama filmin sonunda, tanıdığımız adam haline geliyor. Bond'un Vesper'e aşık olduğunu görüyoruz, ama çok ciddi şiddet eylemlerine de dahil oluyor. Bu film, daha öncekilerden daha gerçekçi ve duygusal açıdan daha derin."
Yapımcılar Michael G. Wilson ve Barbara Broccoli'nin bir sonraki görevi, James Bond'u 007'nin yirmi birinci macerasında canlandıracak oyuncuyu bulmak olmuş. Barbara Broccoli oyuncu seçmelerini şöyle anlatıyor: "Buluşur buluşmaz Danie'in James Bond için kesin karar olduğunu anladık. Kendi neslinin İngiliz aktörlerinin gerçek bir örneği. Karizmatik, çok yönlü ve seksi. Oldukça zorlu bir roldü ama Daniel bize inanılmaz bir Bond olduğunu kanıtladı." Michael G. Wilson ise şunları söylüyor: "Daniel'da, bu karmaşık karakteri yeniden tanımlamak için ihtiyaç duyduğumuz modern bir Bond bulduk. Bond bir komutan; çok nadiren verilen 00 statüsünü yeni elde etmiş eski bir denizci. Bu statü ona kendi başına öldürme kararı verme yetkisi kazandırıyor. Daniel, Bond'un yaşadığı karmaşık duyguları yansıtacak yeteneğe sahipti. O kendini tamamen rolüne vermiş, harika bir aktör." Daniel Craig de "Casino Royale"de nasıl bir Bond izleyeceğimize dair şunları söylüyor: "Bu filmde James Bond daha karanlık bir karakter. Zaten Ian Fleming orijinalinde onu böyle yazmış. Filmin açılışında Bond'u pek çok sivri yanı olan, kariyerinin henüz çok başında biri olarak görüyoruz. Yalnız biri ve insanlarla iç içe olmayı sevmiyor. Ama film ilerledikçe, daha kibar birine dönüşüyor."
Yapımcılar, çapkınlığıyla tanınan Bond'un gerçek anlamda aşık olduğu ilk kadın olan Vesper Lynd rolü için Fransız aktris Eva Green'i seçmişler. Michael G. Wilson bu konuda şunları söylüyor: "Eva Green muhteşem. Gelecekte Fransa'nın en önemli uluslararası aktrislerinden biri olacağına şüphe yok. Vesper, Bond'un hayatındaki en önemli kadın. Bizim, Vesper'ın tüm özelliklerine sahip bir aktrise ihtiyacımız vardı: Güzel, güçlü, gizemli ve biraz hüzünlü. Vesper, Bond'un dengi. Kendini çaresiz bir durumun içinde bulan iyi bir insan." Paris doğumlu Green, sinemaya Bernardo Bertolucci'nin 2003 tarihli şehvetli draması "Düşler, Tutkular, Suçlar"la ("The Dreamers") adım attı. Bond'un ilk aşkı olan ve sonunda kendisini aldatılmış hissetmesine yol açan Vesper rolünü neden cazip bulduğunu, aktris şöyle açıklıyor: "Uzun zamandır okuduğum en iyi senaryoydu. Derinliği ve bir çok dönemeci var. İçindeki aşk da beni etkiledi. Vesper karmaşık bir insan. Sırlarla dolu. Bence James Bond'u ona çeken şey bu; bu kadının içini gerçekten okuyamaması. Vesper, bir Sfenks gibi. Pek çok katmanı var. Zeki, küstah, hazır cevap, ama aynı zamanda korunmasız. Bond'la aralarında bir kıvılcım var. Her an şakalaşıyorlar ve görünüşte birbirlerini anlıyorlar."

Toplam 1 yorum yapılmış. Yorumları görmek için tıklayın.


Ne Yaptığını Biliyorum ( 4 Aralık 2008 22:00 CNBC-e)
CNBC-e'de bu akşam 22:00'da Ne Yaptığını Biliyorum adlı 1997 yapimi korku-gerilim filmi ekrana geliyor.
CNBC-e'de bu akşam 22:00'da Ne Yaptığını Biliyorum adlı 1997 yapimi korku-gerilim filmi ekrana geliyor.

Ayrı Hayatlar
Bazen öyle görünsede kimsenin hayatı mükemmel değildir.
Bazen öyle görünsede kimsenin hayatı mükemmel değildir.








Seanslar
Fragman

