Otuzundan sonra da oyuncu olunur!
Sinema.com 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Şu sıralar hem !f’te gösterilen “Örümcek”, hem de vizyona giren “Hayalet Gemi”yle dikkatleri üzerine çeken Byrne’ın kariyeri, adeta “Otuzundan sonra oyuncu olunmaz” şeklindeki genel kanıyı çürütüyor. Hollywood’a geldiğinde tam 37 yaşında olan Byrne, aktör, yapımcı ve senaryo yazarı olarak sürdürdüğü kariyerinde her yıl biraz daha yükseliyor.
Gabriel Byrne’ı herhangi bir filmde, herhangi bir rolde izlediğinizde, onun sadece aktörlükle yetinmeyecek biri olduğunu anlarsınız. En çok da gözleri ele verir onu; kendinden emin, küçük bir rolde de olsa bunun, onun için yaşamı renklendiren olaylardan sadece biri olduğunu belirten anlamlı bakışları… Gerçekten de Byrne, hemen herkesin onu genelde önemsiz filmlerde, ara sıra da sıradışı yönetmenlerin hit filmlerinde oynayan orta çaplı bir aktör olarak tanıyor olmasına hiç mi hiç aldırmayan bir duruşa sahip. Adını ‘temize’ çıkarmaktan çok yoluna devam etmeye bakıyor; hiç bir yerde, aslında çok iyi bir tiyatro oyuncusu olduğunu, senaryo yazıp yapımcılık da yaptığını; aktörlüğe bulaşmadan once arkeoloji ve İspanyolca üzerine eğitim aldığını açığa vurmuyor. Geç yaşta mesleğe başlamış, hiçbir zaman star kategorisine yükselemeyecek sıradan bir oyuncu olarak biliniyor olmak onu hiç üzmüyor. Misyonerlikten oyunculuğa… Dublin’de, altı çocuklu bir ailenin ilk çocuğu olarak dünyaya gelen Byrne, ailesinin de etkisiyle kafasını misyoner olmaya takmıştı. Bu amacını gerçekleştirmek için Dublin’den ayrıldı ve henüz 12 yaşında İngiltere’de dini eğitim veren bir okula girdi. Ancak, Byrne, kendisi için doğru olan şeyi yaptığından hiçbir zaman emin olmadı. Bir yandan okulu bitirdikten sonra insanlığa hizmet edeceğini düşünerek kendini motive ediyor, bir yandan da Katolik eğitimin bunaltan baskısı altında eziliyordu. Dört yıl boyunca süren bu yaklaşma-kaçınma durumu, okulun yakınındaki bir mezarlıkta sigara içerken yakalanınca kendi istemi dışında sona erdi. Byrne, bu olayda disiplin cezası alacağını düşünmüştü; ancak bu cezanın ‘okuldan atılma’ olacağını hiç aklına getirmemişti. Bu kadar acımasızca cezalandırılmak, onu din ile ilgili bir meslek edinme düşüncesinden iyice soğuttu. Böylece Byrne, misyonerlik idealinden vazgeçip Dublin’e döndü. Bu, ailesi için de büyük bir hayal kırıklığıydı. Bir süre küçük işlerde çalıştıktan sonra, üniversiteye girmenin kendisi için en doğrusu olacağına karar verdi ve Dublin Üniversitesi’nde arkeoloji, dil ve fonetik alanlarını içeren, kombine bir programa kaydoldu. Aldığı akademik eğitim sayesinde daha iyi işlerde çalışma fırsatı buldu; birkaç arkeolojik kazıda görev aldıktan sonra yaklaşık üç yıl bir kız okulunda İspanyolca öğretmenliği yaptı. Tam ailesi nihayet gerçek ve kalıcı bir işe sahip olduğunu düşündüğünde, her şeyi bırakarak aktör olmaya karar verdi Byrne. Daha sonra film yönetmenliği de yapacak olan Jim Sherridan’ın yönettiği, aralarında sonradan çok ünlü olacak Liam Nesson gibi isimlerin de yer aldığı Dublinli bir tiyatro grubuna katıldığında yıl 1979’du, Byrne’sa 29 yaşındaydı. 1981 yılında, ülkesinde belirli bir ün edinmesini sağlayacak “The Riordians” adlı uzun soluklu bir TV dizisinde rol almaya başladı. Bu diziden sonra “Bracken” adlı bir dizide başrolde yer alan Byrne, ülkesinde herkesin tanıdığı bir yüz olmayı başardı. Dublin’de bir oyununu izlemeye gelen John Boorman’ın ondan etkilenmesi etkilenmesi, Byrne’a “Excalibur”da (1981), sinemadaki ilk rolünü getirecekti. Bu filmden sonra, artık eleştirmenlerin de dikkatini çeken bir aktör olan Byrne, artık İrlanda’nın kendisine yetmeyeceğini fark ederek Londra’ya taşındı. ‘West End theatre productions’ imzalı birçok tiyatro oyunun ile televizyon ve sinema filminde yer alan Byrne, Britanya Adası’nda tanınan bir aktör olmayı başardı; ancak tabii ki o, bununla yetinmeyecekti. Böylece Byrne, 1987 yılında, tam 37 yaşındayken şansını bir de ABD’de denemeye karar Verdi; bu, aynı zamanda onun ‘Yeni Kıta’ya ilk ayak basışıydı. Başlangıçta işler Britanya’daki kadar iyi gitmedi. Shelley Long’la birlikte yer aldığı “Hello Again” adlı komedi, bugünden bakıldığında kariyerinin en dip noktası olarak değerlendirilebilir. Neyse ki Byrne aynı yıl Ellen Barkin, Julian Sands, Isabella Rossellini,, Martin Sheen, Grace Jones, Jodie Foster gibi önemli isimlerle “Siesta”da da rol aldı ve kariyerini bir tıkanmaya girmekten kurtardı. “Siesta” izleyici ve eleştirmenlerden yeterince ilgi görmedi, ama Byrne için hep çok önemli bir film olacaktı, çünkü başrolü paylaştığı Ellen Barkin’le bu filmin çekimleri sırasında başlayan ilişkisi bir yıl sonra evlilikle noktalanacak ve Byrne’ın bu evlilikten iki çocuğu olacaktı. “Byrne Hollywood’un dikkatini çekiyor” “Siesta”dan sonra “Lionheart”, “A Soldier's Tale”, ve “Dark Obsession” gibi irili ufaklı filmlerde ABD-İngiltere arasında mekik dokuyan Byrne, bir Coen Kardeşler filmi olan “Miller’s Crossing”de (1990) rol alana dek, Hollywood’un dikkatini tam olarak çekmeyi başaramadı. Tom Reagan adlı bir gangsteri canlandırdığı bu filmden sonra kariyeri iyice çıkışa geçen Byrne, Hollywood’da çok daha iyi teklifler almaya başladı. Bir yandan bu teklifleri değerlendiren İrlandalı oyuncu, bir yandan da yapımcılık gibi yeni ve maddi açıfan kendisini daha çok tatmin edecek bir alana atıldı. “Into the West” (1992) ve “In the Name of the Father” (1993) gibi filmlerle başlayan yapımcılık serüveni 90’ların ikinci yarısında da devam etti. 1995 yılında rol aldığı “Olağan Şüpheliler”de (The Usual Suspects) canlandırdığı eski polis Dean Keaton rolünde o kadar başarılıydı ki, bugün bile pekçok kişinin zihninde Byrne Keaton’la özdeşleşmiş durumda. Bu başarısından sonra bile hem “Dead Man” (1995) gibi bağımsız filmlerde, hem “Demir Maskeli Adam” (The Man in the Iron Mask, 1998) gibi gişe filmlerinde rol alan Byrne, 1999 yılında, önce “Stigmata”da bir rahibi, ardından da “End of the Days”de şeytanı canlandırarak, adeta çocukluk yıllarında atıldığı misyonerlik okulunda yaşadığı karmaşık duyguları yeniden hatırlıyordu. Şu sıralarda, hem !f’in hit filmlerinden, David Cronenberg imzalı “Örümcek”te (Spider) çizdiği başarılı karakterle, hem de vizyona giren “Hayalet Gemi”de filmi kurtarmaya aday tek isim olarak dikkati çeken Byrne, geç başladığı kariyerinde hızla ilerlemeyi sürdürüyor. Pekçok kişi Hollywood’da yirmili yaşlardan sonra tutunmanın neredeyse imkânsız olduğunu düşünür; hiç şüphesiz Byrne bu tarz düşünceleri çürüten en önemli isimlerden biri.
Henüz kimse yorum yapmamış.

Haftanın Filmi
Hancock
Hancock
7.5/10
TV'de bugün
Altın Yumruk İstanbul'da (6 Temmuz2008 21:20 Kanal 1)
Kanal'1 de bu akşam saat 21:20'de Jackie Chan'den soluk soluğa izleyeceğiniz bir macera Altın Yumruk İstanbul'da ekrana geliyor.
Replik
Herkes cennete gitmek ister, ama hiç kimse ölmek istemez.
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com