Yeni Dünya: Amerika'nın Keşfi: Malick'in, Yine Dünyası!

Sinema.com 28 Şubat 2006, Salı 00:00
"Yeni Dünya: Amerika'nın Keşfi", Terrence Malick'in sinemasına aşina olanlar için oldukça keyifli bir sinema deneyimi vaat ediyor. Ancak uyaralım: Filmin adına ve konusuna aldanıp sıradan bir epik gişe filmi bekliyorsanız, beklentileriniz boşa çıkacak, hem de fazlasıyla...
Terrence Malick'in sinemasına aşinaysanız ve sinemasal dünyasına girmeye meyilliyseniz, "Yeni Dünya: Amerika'nın Keşfi" sizin için tam bir haz kaynağı; yok eğer, konvansiyonel sinemanın tutucu kanadındaysanız söz konusu film iki buçuk saat süren bir işkence. Peki, nedir Malick'in filminin izleyiciyi bu şekilde ikiye bölmesinin nedeni, yahut nedenleri? Çeşitli nedenler öne sürülebilir fakat ilk olarak şunlar söylenmeli ki, Malick'in filmi -yine diğer filmlerinde olduğu gibi- hikâyeden çok karakterler üzerine yoğunlaşan, doğal ortamı da karakterlerin ruhsal halini destekleyecek şekilde öne çıkaran, ağır temposundan taviz vermeyen bir yapım. Haliyle Malick'in yaptığı, klasik sinemanın giriş-gelişme-sonuç yapısından pek uzaklaşmamış, hareketli sahneleri seven, kısa planlara müptela izleyici kitlesi için tam bir muamma ve söz konusu kitlenin "ağır tempolu" filmlere başlaması için yanlış bir seçim. Bu noktada filmin adının, afişinin ve yıldızlarının da pek çok izleyici için yanıltıcı unsurlar olduğu söylenebilir. Afişe yansıyan görsellerin ve filmin başlı başına adının "Braveheart" tadında tarihsel-epik bir filmin müjdecisi gibi durması, Colin Farrell ve Christian Bale gibi son dönemde yıldızı parlayan isimlerin başrolleri paylaşması Hollywood'un "iş yapar" filmlerine işaret ediyor. Fakat bu sefer durum pek göründüğü gibi değil. Malick'in Anlattıkları Film, Amerika'nın keşfi üzerine söz söylemekten çok İngiliz kolonisinden John Smith'le yerli bir kız arasındaki aşka yoğunlaşıyor. Bunu yaparken de hikâyenin gerekleri açısından, tarihsel gerçekleri de hakkıyla görselleştirmekten imtina etmiyor. Mesela yerlilerle, yeni "Amerikalılar"ın çatışmaları lâyıkıyla perdeye yansıyor. Fakat filmi sürükleyen ve Malick'in anlatmak istedikleri bunlar olmadığından, bu sahneler filmin süresi içinde kendilerine pek fazla yer bulamıyor ve fonksiyonlarını tamamladıkları anda topu durağan, sakin sahnelere atıyor. Yani Malick "…beyaz adam geldi, uzun süren çatışmaların ardından var olan düzeni sona erdirip kendi sistemini kurdu" filmi yapmıyor. Ama yönetmen yine de kurulacak düzen ve ABD'nin temelleri hakkında ipuçlarını hafif hafif filme yedirmesini biliyor. Bu bağlamda İngiliz kolonisinin içindeki tartışmalar farklı bir anlam kazanıyor. Yine yönetmen yerlilerin, İngiliz kolonisinin, dönemin İngiltere'sinin perdede gerçekçi bir şekilde vücut bulmasını da sağlıyor. Fakat bunların hepsi filmde Malick'in izin verdiği ve kâfi gördüğü ölçüde kendilerine yer bulduklarından, daha doğrusu Malick nedeniyle biraz geride tutulduklarından çok fazla öne çıkmıyor. Bu nedenle perdedekinin epik bir macera olmadığını çoktan kabullenen kesimin, belli bir dönem üzerine yoğunlaşan kostüme film umutları da suya düşüyor. Malick asıl olarak aşka, karakterlere ve onların ruhsal durumuna odaklanıyor. Bunu yaparken de farklı toplumlardan iki kişiyi merkeze alıyor. Fakat anlattığı bir Pocahontas masalının çok daha ötesinde. Zaten söz konusu çatışma sahneleri ve yerlilerle, İngiliz kolonilerinin çizimleri de burada devreye giriyor ve bunların gerçeğe yakın temsilleri, akla gelebilecek masalsı yönü temizliyor. Malick, iç ses kullanımıyla da karakterlerin ruh halleriyle özdeşleşmemizi sağlıyor. Böylelikle, özellikle filmin dünyasına girebilmiş olan izleyici, karakterlere karakterlerin içinden bakabiliyor ve John Smith'in tutkuyla bağlandığı yerli kızdan yeni keşifler için ayrılması; John Rolfe'un, yerli bir kızken kolonideki kadınları kıskandıracak bir hanımefendiye dönüşen Rebecca'ya aşkı; Rebecca'nın bu iki John –ya da aşk ile sevgi- arasındaki seçimi daha anlaşılır kılınıyor. Bazı sahnelerle de, karakterlerin ruhsal durumlarının içine girmemiz kolaylaştırılıyor. Mesela John Smith'in İngiliz kolonisinde esir edildiği sahnede, öznel açı kullanılarak hem koloniden alt düzeyde birinin söylediği sözlerin etkisi ve ağırlığı artmış hem de karakterin yaşadığı "sıkıntı" duygusu verilmiş oluyor. Bunlara ek olarak, perdede başroldeki isimler kadar sık gördüğümüz, doğaya ait görüntülerin simgesel anlamlarıyla da anlatı destekleniyor. Kısacası Malick, kendisini tanıyıp, "Yeni Dünya: Amerika'nın Keşfi"ne bir beklentiyle gidenlerin beklentilerini karşılayıp sinema tarihine bir başyapıt hibe ederken; aksiyona ve bilimum Hollywood kalıplarına alışık izleyicinin fersah fersah kaçacağı bir isim olduğunu bir kez daha gösteriyor.
Henüz kimse yorum yapmamış.
- Penelo Cruz: İspanyol esintisi...
- Bizi hep güldür Adam Sandler!
- Jack Nicholson: Beyazperdenin göz bebeği…
- Meryl Streep: Yaşayan bir Efsane
- Eddie Murphy Şimdi de bir uzay aracı...
- Will Smith ve eklektik yaşam arayışı...
- Mustafa Altıoklar Farklı türlerin faal yönetmeni
- Sinemanın küçük kızı büyüdü...
- Mark Wahlberg: Boston serseriliğinden beyazperdeye...
- Al Pacino: Efsaneleşen bir "Baba"nın öyküsü...
- Harrison Ford: 65 yaşında, 20 yıl aradan sonra tekrar Jones...
- İdealist, zeki, iflah olmaz bir romantik: Ewan McGregor
- Jet Li: Hollywood'la Çin arasında...
- Michel Gondry
- Giovanna Mezzogiorno: İtalya'nın kara meleği!


Ne Yaptığını Biliyorum ( 4 Aralık 2008 22:00 CNBC-e)
CNBC-e'de bu akşam 22:00'da Ne Yaptığını Biliyorum adlı 1997 yapimi korku-gerilim filmi ekrana geliyor.
CNBC-e'de bu akşam 22:00'da Ne Yaptığını Biliyorum adlı 1997 yapimi korku-gerilim filmi ekrana geliyor.

Çılgın
Kendini kontrol etmeyi öğrenmelisin.
Kendini kontrol etmeyi öğrenmelisin.








Seanslar
Fragman

