Onu ne kadar çok seviyorsunuz?

1968 yılında İtalya'nın Umbria kentine bağlı Citta di Castello'da dünyaya gelen Monica Bellucci, adeta doğduğu yerin doğallığını yansıtan bir güzelliğe sahip. Üstelik, meslektaşı pekçok güzel aktris gibi Monica'nın güzelliği sadece dış görünüşten ibaret değil. Perugia Üniversitesi'nde hukuk eğitimi gören Belucci bir süre avukatlık da yapmış. Ancak üniversitenin masraflarını karşılayabilmek için çalışması gereken ve mankenlik/modellik yapmaya daha öğrencilik yıllarında başlayan Bellucci, bu dünyada giderek ünlenince, kolay para ve görkemli seyahatleri, stresli avukatlık mesleğine tercih etmiş. 80'lerin sonunda Paris ve Milan gibi dünyanın iki önemli moda merkezi arasında mekik dokuyan Bellucci, her ne kadar başarılı bir manken olarak kısa sürede ünlense de (aldığı eğitim gereği olsa gerek), bununla bir türlü tatmin olmamış. İşte onu sinema dünyasına kazandıran da yaşadığı bu tatminsizlik hissi olmuş. O dönemin trendine uyup (Laetitia Casta, James King and Ines Sastre gibi top modellerin hepsi oyunculuğa başarılı bir geçiş yapmıştı) oyunculuk dersleri almaya başlayan Monica, önce "Vita con I figli", "Briganti" gibi TV filmlerinde yer alsa da kısa sürede sinema filmlerinde de rol almaya başladı.
Francis Ford Coppola'nın 1992 yapımı "Dracula" filminde "Dracula"nın gelinini canlandıran Bellucci, 1996'da yer aldığı Gilles Mimouni'nin "L'Appartement"ındaki başarılı performansıyla sanat sinemasıyla ilgilenen çevrelere de adını duyurmuş oldu. Bu filmle 'Gelecek Vaadeden Aktris' dalında César ödülüne aday olan Bellucci, peş peşe yer aldığı "Come mi vuoi" (1996), "Dobermann" (1997), "Le Plaisir (et ses petits tracas)" (1998), "Méditerranées" (1998) ve "Compromis" (1998) gibi filmlerle hem kariyerini zenginleştirdi, hem de Vincent Cassel'le olan birlikteliğini evliliğe taşıdı. 2000 yılında yer aldığı "Under Suspicion"la ABD yapımı filmlere kendini tamamen kapatmadığını gösterdi Bellucci.
Ülkemizi "Kurtların Kardeşliği" ("Le Pacte des loups", 2001) ve "Malèna" (2000) filmleriyle de ziyaret etmiş olan Bellucci, Türk izleyicilerle senede bir görüşme geleneğini son dönemde bozdu. Sansasyonel "Dönüş Yok"ta ("Irréversible"), özellikle pek çok izleyicinin dayanamadığı tecavüz sahnesinde, inanılmaz bir performans sergileyen Bellucci, dünya çapında inanılmaz ilgi gören "Matrix" üçlemesinin ikinci filmi "Matrix Reloaded"dan sonra "Matrix Revolutions"ta -çok kısa bir süre de olsa- yeniden karşımıza çıktı. Daha sonra, şu sıralar DVD'si ülkemizde de piyasaya çıkan "Güneşin Gözyaşları"nda da izlediğimiz güzel aktris, Mel Gibson'ın olay yaratan filmi "Tutku - Hz. İsa'nın Çilesi"nde Hıristiyan dünyasındaki konumu tartışmalı olan Mary Magdalene'i canlandırdı. Terry Gilliam'ın "Çılgın Kardeşler"inde ("The Brothers Grimm") az ama öz şekilde karşımıza çıkan ve eski güzelliğine dönmeye çalışan bir cadı kraliçeyi canlandıran Belucci, film festivalinde gösterildikten sonra vizyona da giren, Bertrand Blier imzalı "Beni Ne Kadar Çok Seviyorsun" filminde karşımıza çıktı. Sıradışı bir fahişeyi canlandırdığı bu filmin adına bayıldığını söyleyen Bellucci, bunu "'Ne kadar?' Bu filmin başı, 'beni seviyorsun' da sonu. Kazanan aşk. Ve aşkın gözü kör olduğu için de, paranın bir değeri yok," sözleriyle dile getiriyor. 12 Eylül 2004'te 1999'dan beri evli olduğu Vincent Cassell'le Deva adını verdikleri bir kız çocuk dünayya getiren Bellucci'nin annelikle ilgili görüşleriyse şöyle: "Bir kadın olarak kendimi daha mutlu hissediyorum. Annelik, yaşamayı çok istediğim bir deneyimdi. Hamile kalmak, doğurmak, emzirmek, bunların hepsi beni çok mutlu etti. Çekim sırasında, kızım benimle birlikte karavanımdaydı ve bu durum bana çok yardımcı oldu. Bir aşk sahnesi çekip, iki dakika sonra süt vermek, benim için çok güzel, aktrislikten kadınlığa geçişte çok sağlıklı bir durumdu. Zaten, kızımın sürekli yanımda olması, çok çalıştığımı unutmama yardımcı oluyor." Monica Belucci'nin birbirinden güzel elli fotoğrafını görmek için tıklayın...
- Penelo Cruz: İspanyol esintisi...
- Bizi hep güldür Adam Sandler!
- Jack Nicholson: Beyazperdenin göz bebeği…
- Meryl Streep: Yaşayan bir Efsane
- Eddie Murphy Şimdi de bir uzay aracı...
- Will Smith ve eklektik yaşam arayışı...
- Mustafa Altıoklar Farklı türlerin faal yönetmeni
- Sinemanın küçük kızı büyüdü...
- Mark Wahlberg: Boston serseriliğinden beyazperdeye...
- Al Pacino: Efsaneleşen bir "Baba"nın öyküsü...
- Harrison Ford: 65 yaşında, 20 yıl aradan sonra tekrar Jones...
- İdealist, zeki, iflah olmaz bir romantik: Ewan McGregor
- Jet Li: Hollywood'la Çin arasında...
- Michel Gondry
- Giovanna Mezzogiorno: İtalya'nın kara meleği!



Tv 8'de bu akşam 22:15'de hem Alman hem de Türk sinemasının en yetenekli yönetmenlerinden birisi olarak gösterilen Fatih Akın'ın, eleştirmenlerce en iyi filmi olarak kabul edilen "Kısa ve Acısız" ekrana geliyor.

Genç öleceksin çünkü 15 yaşından beri her gün 30 tane sigara içiyorsun ve aldığın bu hayat yüzünden cehenneme gidiceksin!








Seanslar
Fragman
