Spielberg'ün önerisi

Esin Küçüktepepınar 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
"Üçüncü Türden Karşılaşmalar" ya da "E.T"yle bizi uzaylılarla muhabbetle kucaklaştıran 'inançlı' Steven Spielberg'ün şimdi "Dünyalar Savaşı"yla 'şüpheci' bir tavır aldığını düşünmek için herhangi bir neden yok aslında. Zaten kendisi de 'parçalanmış aile'nin toparlanması özlemini işgalci kuvvetlere karşı bir dayanışma türü olarak öneriyor.
H.G. Wells'in 107 yıl önce yazdığı ‘uyarıyı’ malzeme eyleyen ünlü yönetmen üstelik bizzat hafif politik bir söylem tutturunca insan merak ediyor. Sonuçta ise dinazorlardan Shindler'e uzanan göndermelerden oluşan filmin yönetmenin geniş kitlelere ulaşma kaygısından kaynaklanan dağılmaya mağruz kaldığı görülüyor.
Olayın uzaylı istilası değil, bir 'mülteci' sorunu olduğunu kavramamız ve daha ilk saldırıda bir kiliseyi yıkan Spielberg'ün ilerleyen dakikalarda da bu filmi egemen beyaz-hristiyanlara yaptığını anlamak durumu anlamlandırmıyor ve finale doğru gittikçe dağılan 'savaş ya da kaç' manisini iyice anlamsız kılıyor.
Mevzu epey ciddi. İşgal ettikleri ülkelerin halkı gibi savunmasız kalan, kendilerinden daha büyük bir güçle baş etmenin olanaksızlığını farkeden bir ‘süper devlet’in içinde debelendiği panik ve yıkım halini anlatmıştı H.G. Wells. Tam 107 yıl önce yayınladığı “Dünyalar Savaşı”, ilk okumada kötücül uzaylı Marslılar’ın Londra başta olmak üzere gezegenimizi işgalini anlatıyordu da esas meselesi o dönem dünyanın hakimi olan memleketi İngiltere’nin ‘yayılmacı’ ve sömürgeci politikasına karşı bir uyarı ve eleştirisi olmasıydı.
Spielberg minimal bir öykü yani sıradan bir adamın saldırı karşısındaki mücadelesini anlatmak istemiş. Olağanüstü özel efekler eşliğinde iyi bir deneme sayılabilirdi bu. Üstelik başrolde Tom Cruise gibi bir starın varlığıyla gişe endişesi de sıfırlanmış kağıt üzerinde. Lakin işçi sınıfından gelen bu kahramanımız Avustralya'nın başkentini bilemeyecek kadar dış dünyaya kapalı, sıradan bir Amerikan vatandaşını temsil etse de aynı zamanda tam da bu nedenle hayatta kalabilecek ‘içgüdüsel’ bilgilere sahip. Yırtık kotu ve deri montuyla desteklenen kayıtsız ‘serseri’ edasıyla ortalarda dolaşırken felaketle yüzyüze geldiği andan itibaren iki çocuğunu korumak için kendini ateşlere atmaktan imtina etmiyor, bu tavırlarıyla olması gereken fedakar baba statüsüne terfi ediyor.
Şaşırmamak gerek elbet; karşımızdaki Spielberg. Sonuçta 'parçalanmış aile'nin toparlanması özlemini işgalci kuvvetlere karşı bir dayanışma önerisi olarak sunuluyor.
Oldu, Steven Spielberg, peki...
Olayın uzaylı istilası değil, bir 'mülteci' sorunu olduğunu kavramamız ve daha ilk saldırıda bir kiliseyi yıkan Spielberg'ün ilerleyen dakikalarda da bu filmi egemen beyaz-hristiyanlara yaptığını anlamak durumu anlamlandırmıyor ve finale doğru gittikçe dağılan 'savaş ya da kaç' manisini iyice anlamsız kılıyor.
Mevzu epey ciddi. İşgal ettikleri ülkelerin halkı gibi savunmasız kalan, kendilerinden daha büyük bir güçle baş etmenin olanaksızlığını farkeden bir ‘süper devlet’in içinde debelendiği panik ve yıkım halini anlatmıştı H.G. Wells. Tam 107 yıl önce yayınladığı “Dünyalar Savaşı”, ilk okumada kötücül uzaylı Marslılar’ın Londra başta olmak üzere gezegenimizi işgalini anlatıyordu da esas meselesi o dönem dünyanın hakimi olan memleketi İngiltere’nin ‘yayılmacı’ ve sömürgeci politikasına karşı bir uyarı ve eleştirisi olmasıydı.
Spielberg minimal bir öykü yani sıradan bir adamın saldırı karşısındaki mücadelesini anlatmak istemiş. Olağanüstü özel efekler eşliğinde iyi bir deneme sayılabilirdi bu. Üstelik başrolde Tom Cruise gibi bir starın varlığıyla gişe endişesi de sıfırlanmış kağıt üzerinde. Lakin işçi sınıfından gelen bu kahramanımız Avustralya'nın başkentini bilemeyecek kadar dış dünyaya kapalı, sıradan bir Amerikan vatandaşını temsil etse de aynı zamanda tam da bu nedenle hayatta kalabilecek ‘içgüdüsel’ bilgilere sahip. Yırtık kotu ve deri montuyla desteklenen kayıtsız ‘serseri’ edasıyla ortalarda dolaşırken felaketle yüzyüze geldiği andan itibaren iki çocuğunu korumak için kendini ateşlere atmaktan imtina etmiyor, bu tavırlarıyla olması gereken fedakar baba statüsüne terfi ediyor.
Şaşırmamak gerek elbet; karşımızdaki Spielberg. Sonuçta 'parçalanmış aile'nin toparlanması özlemini işgalci kuvvetlere karşı bir dayanışma önerisi olarak sunuluyor.
Oldu, Steven Spielberg, peki...
Henüz kimse yorum yapmamış.


Ne Yaptığını Biliyorum ( 4 Aralık 2008 22:00 CNBC-e)
CNBC-e'de bu akşam 22:00'da Ne Yaptığını Biliyorum adlı 1997 yapimi korku-gerilim filmi ekrana geliyor.
CNBC-e'de bu akşam 22:00'da Ne Yaptığını Biliyorum adlı 1997 yapimi korku-gerilim filmi ekrana geliyor.









Seanslar
Fragman

