"Çarpışma"
Los Angeles'ta ırkçı karşılaşmalar...
Los Angeles'ta ırkçı karşılaşmalar...

Sinema.com 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Çok karakterli anlatm yapısına sahip bir film olan "Çarpışma", son yıllarda sıkça karşımıza çıkan bu türde filmlerden 'ırkçılık' temasını ele alışıyla farklılaşıyor. Don Cheadle, Sandra Bullock, Brandan Fraser, Matt Dillon ve Thandie Newton gibi yıldız isimlerin yer aldığı kadrosuna rağmen, film bağımsız görünümüyle dikkat çekiyor...
Özellikle 90'lardan sonra çok sayıda karakterin yer aldığı ve bu karakterlerin öykülerini paralel bir üslupla anlatan pek çok film izler olduk. Amerikan bağımsız sinemasının usta ismi Robert Altman'ın "Sosyeteden İnsan Manzaraları" ("Short Cuts", 1993) filmiyle açtığı yoldan, “Mutluluk”tan (“Happiness”, 1998) “Manolya”ya (“Magnolia”, 1999); “...”den ...”e çok sayıda film geldi geçti sinemalarımızdan. Zamanla bu tür filmlerin de kendi klişelerini yaratmaya başladığına ve yavaş yavaş ilk örneklerin canlılığının uzağına düşer olduklarına tanık olduk. Yine de 90'larda sosyal, kültürel, ekonomik ve politik alanları -yani yaşamı- etkisi altına alan globalleşme trendinin, yakını uzak, uzağı yakın kılma mottosuyla çok iyi uyan bir ruh haline sahipti bu filmler; ard arda karşımıza çıkardığı karakterlerin aynılığını veya farklılığını ortaya koyarak, deşmek istedikleri konuyu daha iyi ele alıyor ve farklı coğrafyalarda benzer kaderler yaşayan insanlar olduğunu her zaman aklımızda tutmamızı sağlıyorlardı.
Irkçılık üzerine çok karakterli bir film...
Bu hafta vizyona giren “Çarpışma”, ekol olarak bu çok karakterli filmlerin açtığı yoldan gidiyor. Ancak filmin, çok karakterli anlatım yapısını, ana konusu olan 'ırkçılık'ı işlemek için devreye sokması, “Çarpışma”yı bugüne dek izlediğimiz benzer nitelikteki filmlerden biraz farklı bir yere koyuyor. Ancak bu 'ırkçılık' teması çok karakterli anlatım yapısına belirli bir farklılık getirirken, çok karakterli anlatım yapısının 'ırkçılık' temasını politik olarak çok da sağlam olmayan sulara çektiğini belirtmemiz gerekiyor. Şöyle ki, film, Brentwood’lu zengin sınıfa mensup bir ev kadını ve savcı kocası, İranlı bir dükkân sahibi, aynı zamanda sevgili olan biri zenci diğeri Latin kökenli iki polis memuru, zenci bir televizyon yöneticisi ve karısı, Meksikalı bir anahtarcı, iki zenci araba hırsızı, acemi bir polis ve ırkçı ortağı, Koreli orta yaşlı bir çift gibi, Los Angeles'ta yaşayan pek çok karakterden ve bu karakterlerin yaşamlarında ırkçılıkla yüzleşme anlarından oluşuyor. Ancak tüm bu karakterlerin öykülerini yan yana getirince ve bunu genelde travmatik bir anla bu anın anti-tezi konumundaki bir başka sahneyle dengeleyince, yaşadıkları farklı deneyimleri aynılaştıran bir sonuç ortaya çıkıyor. Filmin, ırkçılığa karşı duruşunun altını kalın kalın çizmek için böyle bir yola başvurduğu ortada; ancak bu yolun çıktığı yer, tek bir ırkçılık varmış ve bu ırkçılıktan sadece 'ötekini anlamaya çalışarak' kurtulabilirmişiz gibi bir nokta oluyor. Özellikle Matt Dillon'ın canlandırdığı ırkçı polis memuru Ryan'la, Thandie Newton'ın canlandırdığı Christine arasındaki karşılaşmalar bu durumun en bariz şekilde görüldüğü sahne ikilisini oluşturuyor. Şöyle ki, ilk sahnede Christine'i polis olmanın getirdiği gücü kullanarak taciz eden Ryan, daha sonra Christine'in hayatını kurtarmak durumunda kalıyor. Bu sahnelerden, Ryan'ın ırkçılığına dair bir açılım yakalamaktan çok; “ırkçı olsa bile o da insan” ya da “polis bugün taciz eder, ama yarın hayatrını kurtarabilir” gibi mesajlar çıkarmak da mümkün.
Yine de filmin ABD'de, özellikle 11 Eylül sonrası Los Angeles’ında ırkçılığın ve etnik ayrımcılığın yaşamın içine ne kadar yerleştiğini göstermesiyle öne çıktığını belirtmemiz lâzım. Üstelik bu ırkçılığı gösterirken, çoğunlukla samimi ve içeriden bir bakış yakalamayı da başarıyor. Bunda, Clint Eastwood'un son Oscar ödüllerinin yıldızı olan filmi “Milyonluk Bebek”in (“Million Dollar Baby”, 2004) senaristi olarak hatırladığımız Paul Haggis'in “Çarpışma”yı kendi deneyimlerinden yola çıkarak çekmesinin de büyük etkisi var kuşkusuz. Şöyle ki, Haggis, “Çarpışma”nın senaryousunu kendi kişisel deneyimlerinden, korkularından ve gözlemlerinden yola çıkarak kaleme almış. Los Angeles'ta yaşayan yönetmenin kafasına, bir gün bir videocudan çıkarken silah dayanmış ve arabası çalınmış. Evine döndüğünde -filmde arabası çalınan bölge savcısı ve eşinin yaptığı gibi- tüm kilitleri değiştirmiş; sonrasında da arabasını çalan adamlar hakkında uzun uzun düşünmüş. Bu olay Haggis'i o kadar etkilemiş ki yıllar sonra, bu konuda yazmaya karar vermiş ve yazarken, üzerine günlerce düşündüğü arabasını çalan gençlerin bakış açısını sahiplenmeye çalışmış. Bu süreçle ilgili şunları söylüyor genç yönetmen: “O zamanlar 25 yıldır Los Angeles’ta yaşıyordum ve bize özgü ırk ve sınıf savaşlarına tanık olmuştum. Günlük hayatlarımızda birbirimize yaptığımız ayırımcılığın pek çok şekline tanık olmuştum. Bunu nasıl ussallaştırdığımızı ve bağışladığımızı, bu konuyla uğraşmamak için yaşamımızı nasıl düzenlediğimizi ve mevcut ırk sorunlarını nasıl yadsıdığımızı görmüştüm. Ama bu malzemeyi nasıl yazıya dökeceğimi 11 Eylül olaylarına kadar çözememiştim. Zira film aslen ırk ya da sınıfı değil, korkuyu ve tanımadığımız insanları konu alıyor. Hoşgörüsüzlüğü ve şefkati, hepimizin yargılanmaktan ne kadar korktuğunu ama başkalarını yargılamakta hiçbir tezat görmeyişini işliyor.”
"Bu filmin bir parçası olmak isteyen" yıldız isimler...
ABD'deki ırkçılığı, her ne kadar üzerine yeterince düşünülmemiş yerleri olsa da, cesaretle ele alan böyle bir filmin Hollywood'da çekilebilmesi için yapımcılar, tabii ki yıldız isimlerin projeye dahil olmasına çalışmışlar. Arzu edilen oyuncular listesinin başında Don Cheadle varmış. Senaryoyu okuduktan sonra Cheadle “Senaryoyu sevdim ve hangi rolü isterseniz oynarım. Siz seçin, ben hepsini oynarım. Bu projenin bir parçası olmak istiyorum,” deyince projenin gerçekleştirilmesinin de önü açılmış. Bakın, Altın Küreli siyahi aktör, “Çarpışma”da rol alması hakkında neler söylüyor: “Senaryo gerçek durumlarda gerçek insanların gerçek şeyler söylediği hissini uyandırıyordu. Bu benim için bir cazibe kaynağıydı. Ortada polemik yok ve film ırklar hakkında bir tür soruşturma da değil. Paket çözümler üretmeye ya da kimseye ders vermeye çalışmıyor.” Don Cheadle’ın projeye katılımı sayesinde, değişik düzeylerde pek çok oyuncu, kendilerine daha teklif yapılmadan, ilgilenip ilgilenmeyeceklerini görmek için senaryoyu okumak istemişler. Bu oyunculardan biri de, yıldız aktris Sandra Bullock olmuş ve o da senaryoyu okuduktan sonra Cheadle'ınkine yakın bir tepki vermiş: “Senaryoyu New York’ta okudum ve kesinlikle ayaklarım yerden kesildi, gerçekten kesildi. Bitirdiğimde, telefonu elime aldım ve onları arayarak, ‘Hangi rolü oynadığım önemli değil, sadece bu filmin bir parçası olmak istiyorum’ dedim. Karşınıza nadiren size ilham veren ve sokağa çıkıp durumu düzeltmeye teşvik eden yapımlar çıkıyor. Bunun bir parçası olduğum için şanslıyım. Gerçeğimiz o kadar öznel ki sanırım aslında olup biteni hissetmemiz ya da kabullenmemiz için bir felaket olması gerekiyor. Fazla rahatız, çok fazla rahatız.”
Haggis de filmi işaret ettiği gerçeklerin acı olduğunu ifade ediyor: “Bu, başkası hakkında bir film değil; çizginin öbür tarafındaki kötü insanlar hakkında değil. Bu film iyi insanlar hakkında; tanıdığımız, bizim gibi olan insanlar hakkında; kim olduklarını bildiklerini sanan insanlar hakkında. Sonra bu insanlar sınanıyor ve bu konuda hiçbir şey bilmediklerini anlıyorlar. Karakterlerden hiçbiri yaralanmaktan kurtulamıyor. Sonuçta bir korku toplumunda yaşıyoruz ve insanlar tıpkı Başkan’ımızın bizi kontrol etmek için yaptığı gibi bu korkuyu kullanıyor ve medya da bu korkuyu bizi yönlendirmek için kullanıyor. Bunu, bu korkunun çevremizdeki dünyayı algılayışımızı nasıl yansıttığını ve bozduğunu tartışmak istedim. Amerikalılar olarak insanları tanımlamaya bayılmamızdan nefret ediyorum. ‘İyi insan. Kötü insan’ demeye bayılıyoruz. En azından bu filmde, başkalarını yargılamayalım istedim. Kendimizi yargılayalım istedim.”
Irkçılık üzerine çok karakterli bir film...
Bu hafta vizyona giren “Çarpışma”, ekol olarak bu çok karakterli filmlerin açtığı yoldan gidiyor. Ancak filmin, çok karakterli anlatım yapısını, ana konusu olan 'ırkçılık'ı işlemek için devreye sokması, “Çarpışma”yı bugüne dek izlediğimiz benzer nitelikteki filmlerden biraz farklı bir yere koyuyor. Ancak bu 'ırkçılık' teması çok karakterli anlatım yapısına belirli bir farklılık getirirken, çok karakterli anlatım yapısının 'ırkçılık' temasını politik olarak çok da sağlam olmayan sulara çektiğini belirtmemiz gerekiyor. Şöyle ki, film, Brentwood’lu zengin sınıfa mensup bir ev kadını ve savcı kocası, İranlı bir dükkân sahibi, aynı zamanda sevgili olan biri zenci diğeri Latin kökenli iki polis memuru, zenci bir televizyon yöneticisi ve karısı, Meksikalı bir anahtarcı, iki zenci araba hırsızı, acemi bir polis ve ırkçı ortağı, Koreli orta yaşlı bir çift gibi, Los Angeles'ta yaşayan pek çok karakterden ve bu karakterlerin yaşamlarında ırkçılıkla yüzleşme anlarından oluşuyor. Ancak tüm bu karakterlerin öykülerini yan yana getirince ve bunu genelde travmatik bir anla bu anın anti-tezi konumundaki bir başka sahneyle dengeleyince, yaşadıkları farklı deneyimleri aynılaştıran bir sonuç ortaya çıkıyor. Filmin, ırkçılığa karşı duruşunun altını kalın kalın çizmek için böyle bir yola başvurduğu ortada; ancak bu yolun çıktığı yer, tek bir ırkçılık varmış ve bu ırkçılıktan sadece 'ötekini anlamaya çalışarak' kurtulabilirmişiz gibi bir nokta oluyor. Özellikle Matt Dillon'ın canlandırdığı ırkçı polis memuru Ryan'la, Thandie Newton'ın canlandırdığı Christine arasındaki karşılaşmalar bu durumun en bariz şekilde görüldüğü sahne ikilisini oluşturuyor. Şöyle ki, ilk sahnede Christine'i polis olmanın getirdiği gücü kullanarak taciz eden Ryan, daha sonra Christine'in hayatını kurtarmak durumunda kalıyor. Bu sahnelerden, Ryan'ın ırkçılığına dair bir açılım yakalamaktan çok; “ırkçı olsa bile o da insan” ya da “polis bugün taciz eder, ama yarın hayatrını kurtarabilir” gibi mesajlar çıkarmak da mümkün.
Yine de filmin ABD'de, özellikle 11 Eylül sonrası Los Angeles’ında ırkçılığın ve etnik ayrımcılığın yaşamın içine ne kadar yerleştiğini göstermesiyle öne çıktığını belirtmemiz lâzım. Üstelik bu ırkçılığı gösterirken, çoğunlukla samimi ve içeriden bir bakış yakalamayı da başarıyor. Bunda, Clint Eastwood'un son Oscar ödüllerinin yıldızı olan filmi “Milyonluk Bebek”in (“Million Dollar Baby”, 2004) senaristi olarak hatırladığımız Paul Haggis'in “Çarpışma”yı kendi deneyimlerinden yola çıkarak çekmesinin de büyük etkisi var kuşkusuz. Şöyle ki, Haggis, “Çarpışma”nın senaryousunu kendi kişisel deneyimlerinden, korkularından ve gözlemlerinden yola çıkarak kaleme almış. Los Angeles'ta yaşayan yönetmenin kafasına, bir gün bir videocudan çıkarken silah dayanmış ve arabası çalınmış. Evine döndüğünde -filmde arabası çalınan bölge savcısı ve eşinin yaptığı gibi- tüm kilitleri değiştirmiş; sonrasında da arabasını çalan adamlar hakkında uzun uzun düşünmüş. Bu olay Haggis'i o kadar etkilemiş ki yıllar sonra, bu konuda yazmaya karar vermiş ve yazarken, üzerine günlerce düşündüğü arabasını çalan gençlerin bakış açısını sahiplenmeye çalışmış. Bu süreçle ilgili şunları söylüyor genç yönetmen: “O zamanlar 25 yıldır Los Angeles’ta yaşıyordum ve bize özgü ırk ve sınıf savaşlarına tanık olmuştum. Günlük hayatlarımızda birbirimize yaptığımız ayırımcılığın pek çok şekline tanık olmuştum. Bunu nasıl ussallaştırdığımızı ve bağışladığımızı, bu konuyla uğraşmamak için yaşamımızı nasıl düzenlediğimizi ve mevcut ırk sorunlarını nasıl yadsıdığımızı görmüştüm. Ama bu malzemeyi nasıl yazıya dökeceğimi 11 Eylül olaylarına kadar çözememiştim. Zira film aslen ırk ya da sınıfı değil, korkuyu ve tanımadığımız insanları konu alıyor. Hoşgörüsüzlüğü ve şefkati, hepimizin yargılanmaktan ne kadar korktuğunu ama başkalarını yargılamakta hiçbir tezat görmeyişini işliyor.”
"Bu filmin bir parçası olmak isteyen" yıldız isimler...
ABD'deki ırkçılığı, her ne kadar üzerine yeterince düşünülmemiş yerleri olsa da, cesaretle ele alan böyle bir filmin Hollywood'da çekilebilmesi için yapımcılar, tabii ki yıldız isimlerin projeye dahil olmasına çalışmışlar. Arzu edilen oyuncular listesinin başında Don Cheadle varmış. Senaryoyu okuduktan sonra Cheadle “Senaryoyu sevdim ve hangi rolü isterseniz oynarım. Siz seçin, ben hepsini oynarım. Bu projenin bir parçası olmak istiyorum,” deyince projenin gerçekleştirilmesinin de önü açılmış. Bakın, Altın Küreli siyahi aktör, “Çarpışma”da rol alması hakkında neler söylüyor: “Senaryo gerçek durumlarda gerçek insanların gerçek şeyler söylediği hissini uyandırıyordu. Bu benim için bir cazibe kaynağıydı. Ortada polemik yok ve film ırklar hakkında bir tür soruşturma da değil. Paket çözümler üretmeye ya da kimseye ders vermeye çalışmıyor.” Don Cheadle’ın projeye katılımı sayesinde, değişik düzeylerde pek çok oyuncu, kendilerine daha teklif yapılmadan, ilgilenip ilgilenmeyeceklerini görmek için senaryoyu okumak istemişler. Bu oyunculardan biri de, yıldız aktris Sandra Bullock olmuş ve o da senaryoyu okuduktan sonra Cheadle'ınkine yakın bir tepki vermiş: “Senaryoyu New York’ta okudum ve kesinlikle ayaklarım yerden kesildi, gerçekten kesildi. Bitirdiğimde, telefonu elime aldım ve onları arayarak, ‘Hangi rolü oynadığım önemli değil, sadece bu filmin bir parçası olmak istiyorum’ dedim. Karşınıza nadiren size ilham veren ve sokağa çıkıp durumu düzeltmeye teşvik eden yapımlar çıkıyor. Bunun bir parçası olduğum için şanslıyım. Gerçeğimiz o kadar öznel ki sanırım aslında olup biteni hissetmemiz ya da kabullenmemiz için bir felaket olması gerekiyor. Fazla rahatız, çok fazla rahatız.”
Haggis de filmi işaret ettiği gerçeklerin acı olduğunu ifade ediyor: “Bu, başkası hakkında bir film değil; çizginin öbür tarafındaki kötü insanlar hakkında değil. Bu film iyi insanlar hakkında; tanıdığımız, bizim gibi olan insanlar hakkında; kim olduklarını bildiklerini sanan insanlar hakkında. Sonra bu insanlar sınanıyor ve bu konuda hiçbir şey bilmediklerini anlıyorlar. Karakterlerden hiçbiri yaralanmaktan kurtulamıyor. Sonuçta bir korku toplumunda yaşıyoruz ve insanlar tıpkı Başkan’ımızın bizi kontrol etmek için yaptığı gibi bu korkuyu kullanıyor ve medya da bu korkuyu bizi yönlendirmek için kullanıyor. Bunu, bu korkunun çevremizdeki dünyayı algılayışımızı nasıl yansıttığını ve bozduğunu tartışmak istedim. Amerikalılar olarak insanları tanımlamaya bayılmamızdan nefret ediyorum. ‘İyi insan. Kötü insan’ demeye bayılıyoruz. En azından bu filmde, başkalarını yargılamayalım istedim. Kendimizi yargılayalım istedim.”Henüz kimse yorum yapmamış.
- Penelo Cruz: İspanyol esintisi...
- Bizi hep güldür Adam Sandler!
- Jack Nicholson: Beyazperdenin göz bebeği…
- Meryl Streep: Yaşayan bir Efsane
- Eddie Murphy Şimdi de bir uzay aracı...
- Will Smith ve eklektik yaşam arayışı...
- Mustafa Altıoklar Farklı türlerin faal yönetmeni
- Sinemanın küçük kızı büyüdü...
- Mark Wahlberg: Boston serseriliğinden beyazperdeye...
- Al Pacino: Efsaneleşen bir "Baba"nın öyküsü...
- Harrison Ford: 65 yaşında, 20 yıl aradan sonra tekrar Jones...
- İdealist, zeki, iflah olmaz bir romantik: Ewan McGregor
- Jet Li: Hollywood'la Çin arasında...
- Michel Gondry
- Giovanna Mezzogiorno: İtalya'nın kara meleği!


Ne Yaptığını Biliyorum ( 4 Aralık 2008 22:00 CNBC-e)
CNBC-e'de bu akşam 22:00'da Ne Yaptığını Biliyorum adlı 1997 yapimi korku-gerilim filmi ekrana geliyor.
CNBC-e'de bu akşam 22:00'da Ne Yaptığını Biliyorum adlı 1997 yapimi korku-gerilim filmi ekrana geliyor.

Herkes cennete gitmek ister, ama hiç kimse ölmek istemez.









Seanslar
Fragman

