Ustalara Saygı bölümünde dört filmiyle Neil Jordan

Kutlukhan Kutlu 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
1982 tarihli "Angel"dan bu yana, hep bulanık bir sınırda yürüdü. 90'lı yıllarla birlikte giderek yükselen o ironi kalkanından nasibini almamış bir yönetmen olmasının sonucunda da çok güçlü anlar yaratabiliyor. İrlandalı roman ve senaryo yazarı, yönetmen Neil Jordan'ın dört filmini "'Ustalara Saygı'" başlığında izliyoruz.
1982 tarihli “Angel”dan bu yana, Neil Jordan hep bulanık bir sınırda yürüdü. Tür filmleri çekse de alışılmış şekliyle tür sineması yapmayan, tür sinemasının geleneklerini gayet iyi bilmesine rağmen onun yapısını bozmaktan geri durmayan bir yönetmen.
Belli bir janrın motiflerinin içinde yüzdüğü “Vampirle Görüşme” ve “Rüyamda” gibi filmlerinde bile, filmin kıyısında yer aldığı türde görmeye pek de alışık olmadığımız tercihlere ve önceliklere rastlayabiliyoruz (Vampirle Görüşme’de vampir filminin en alışılmış teması olan “yalnızlık”ı, merkeze yerleştirdiği “aile” konusunun bir uydusu haline getirmesi gibi).
Yazarlıktan (roman ve öykü yazarlığından) gelen Jordan için, aslolan öykü anlatmak – öyle ki bu durum zaman zaman bir itici güç olmaktan çıkıp, düpedüz filmlerinin konusu haline bile geliyor. Jordan için öykü, üzerinde uzun uzadıya uğraşmaya değer, elde yeterince evrilip çevrilerek mükemmelleştirilebilecek bir yapı. Doğası gereği beylik temalara meyletmesini beklediğiniz konularda bambaşka yönlere saparken de, hiç beklemeyeceğiniz ölçüde beylik şeylerle karşınıza çıkarken de aynı ölçüde açık, tasasız görünen bir öykü anlatma edebi onunki. Hiç çekinmeden en aşırı uçlara gidebiliyor, en “tehlikeli” duygusal anlara balıklama dalabiliyor; seyircinin – hedeflenmemiş – bir kahkaha patlatabileceği anlara da, karaktere ve filme tamamen yabancılaşabileceği sahnelere de yer vermekten kaçınmıyor. 90’lı yıllarla birlikte giderek yükselen o ironi kalkanından nasibini almamış bir yönetmen olmasının sonucunda da çok güçlü anlar yaratabiliyor.
Kurtlar Sofrası
İrlandalı yönetmenin sinemasının bir kolu, gündelik gerçekliğin sınırlarından dışarı yapılan gezintilerden oluşturuyor. Burada seyirciyi kollektif bilinçaltı diyarının çarpıcı sembolleri bekliyor. Gerçeklik hissi, yerini tuhaf, göz göre göre ikiyle çarpılmış bir kurmacaya bırakıyor ve kendimizi rüyaların, hayallerin, masalların ve hatta deliliğin boyutunda, rasyonel varoluş kurallarından kopmuş halde buluyoruz. Jordan sinemasının bu kolunun ilk ve muhtemelen en çarpıcı örneği, 1982 yapımı “Kurtlar Sofrası”. Ünlü ‘Kırmızı Başlıklı Kız’ masalını genç kızların korkutulmak suretiyle seksten uzak tutulması için inşa edilmiş bir yapı olarak ele alan film, seyirciyi tamamen bilinçaltının hüküm sürdüğü bir boyutta gezintiye çıkarıyor. Kaçınılmaz bir şekilde dev fallik sembollerle dolu karanlık ve tehditkâr ormanın kıyısında, çocuksu masumiyetin beyazlığı ile kadınlığa geçişin kırmızısı arasında bir çatışmanın yaşandığı bu masal / kurtadam öyküsü, Jordan’ın bir öykü anlatıcısı olarak temel takıntılarının çoğunu içeriyor.
A 4 Pt . 10:00
Küçük Kasap
Gerçekliği bilinçaltıyla yoğurulmuş, başkalaşmış bir zemin olarak sunan tek Neil Jordan filmi “Kurtlar Sofrası” değil. “Küçük Kasap”ın dünyası, hayalgücünün hâlâ gerçeklik üzerinde söz sahibi olduğu, günlük olayları rasyonalize etmeye yarayan o normallik süzgecinin henüz rakipsiz hakimiyetini ilan etmediği bir dünya – bir çocuğun dünyası. Sonra Jordan çocukluğun bu renkli gerçekliğini alıyor ve anneyle babayı da denklemden çıkararak yavaş yavaş deliliğin alanına doğru taşıyor. Jordan bize bir taraftan hayatındaki büyük talihsizliklerin içinden şiddetle, “intikam” fikriyle çıkmaya çalışan Francie’nin penceresini; bir taraftan da yetişkinlerin nesnellik terbiyesiyle törpülenmiş penceresini göstererek, kapkara bir mizah yapıyor.
A 8 Cu. 10:00
S 16 Ct. 16:00
Mona Lisa
Jordan’ın sinemasının bir başka kolu, suç öyküleri. Ancak onlar da kalıplaşmış tür sinemasının örnekleri değil. Mesela hapisten yeni çıkan ve ancak pahalı bir telekızın şöförü olarak iş bulabilen George’un ve söz konusu telekız Simone’un öyküsü olan “Mona Lisa”, tipik bir suç öyküsü şemasına sahip olsa da, Jordan’ın diyalog yazarken ya da belli bir duyguyu anlatırken janr klişelerine pek yüz vermemesinden dolayı yönetmenin çoğu işi gibi “biraz farklı dokuya sahip bir tür filmi”. Öyle ki “Mona Lisa”yı hem bir kara film, hem de düpedüz bir aşk filmi olarak izleyebilirsiniz.
A 5 Sa. 10:00
Ağlatan Oyun
“Mona Lisa”daki durum, yönetmenin adını dünyanın dört bir yanına duyurmasını sağlayan “Ağlatan Oyun” için de geçerli. IRA üyesiyle kaçırdıkları kişi arasındaki dostluğu işleyen bir öykü olarak başlayan film, beklenmedik bir şekilde mekan değiştirip bir aşk öyküsüne dönüşüyor, ama filmin başlangıcının gölgesi sonraki olayların üzerinden bir an bile eksik olmuyor. Yönetmenin filmlerinin çoğunda yer verdiği Stephen Rea’nın (onun için ‘Neil Jordan sinemasının yüzü’ denebilir) başrolünü oynadığı film, hem oyunculuğu, hem de Jordan’ın öykünün birbirinden tamamen farklı bölümlere hakimiyeti ve bu bölümleri birbirine pürüzsüzce bağlamadaki ustalığıyla büyük ilgi toplamıştı. Ama şüphesiz film hakkında en çok konuşulan (ve görmeyenlerden gizli tutulan), filmin ortalarındaki o unutulmaz sürprizdi.
A 7 Pe. 10:00
S 9 Ct. 19:00
Henüz kimse yorum yapmamış.


Philadelphia (01 Aralık 2008 Cnbc-e, 22:00)
Tom Hanks’e En İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar ödülü getiren "Philadelphia", bir dönemin AIDS hastalığına hukuki ve toplumsal bakışını gözler önüne seriyor. Bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de yayınlanacak olan "Philadelphia" yı kaçırmayın!

Damadı Öpebilirsin
Artık olmadığım biri gibi yaşamak istemiyorum.
Artık olmadığım biri gibi yaşamak istemiyorum.








Seanslar
Fragman

