Kayıt
"Milyonluk Bebek"
Huzur, geç gelen bir şeydir...
Murat Erşahin 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Yedi dalda Oscar adayı olan "Milyonluk Bebek", Clint Eastwood, Hilary Swank ve Morgan Freeman'ı biraraya getiriyor. Film, iki yalnız insanın varolma çabası üzerinden, içsel bir kahramanlık öyküsü anlatıyor.
Clint Eastwood’un yönetmen olarak 25’inci, oyuncu olarak da 57’nci filmi olan “Milyonluk Bebek”, 27 Şubat’ta sahiplerini bulacak 77. Akademi Ödülleri’nde tam yedi dalda ('En İyi Film', 'En İyi Yönetmen', 'En İyi Erkek Oyuncu', 'En İyi Kadın Oyuncu', 'En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu', 'En İyi Uyarlama Senaryo', 'En İyi Kurgu') Oscar adayı. İncelikli karakter analizleri ve güçlü sinema diliyle Eastwood’un yönetmenlik kariyerindeki en iyi filmi belki de “Milyonluk Bebek”. Filmin, oyunculuk yönetimi de üst düzeyde. Eastwood’un ekonomik ve mesafeli oyunu, Morgan Freeman ve Hilary Swank’in unutulmaz performansları filmin değerini bir kat daha artırıyor. Özellikle Hilary Swank, ‘boks aşığı Maggie Fitzgerald’ rolünde tek kelimeyle muhteşem. Sanırım, Swank, filmdeki performansıyla “Erkekler Ağlamaz”ın (“Boys Don’t Cry”) ardından ikinci Oscar’ını da kazanacak. F.X. Tool’un ‘Rope Burns’ adlı öykülerinden Paul Haggis’in beyazperdeye uyarladığı film, her şeyiyle ‘bir Clint Eastwood filmi’. Eastwood, yapımcı, yönetmen ve oyunculuğunun yanı sıra, film müziğine de imza atmış. 92’de “Affedilmeyen” (“Unforgiven”) ile ‘En İyi Yönetmen Oscarı’nı kazanan Eastwood, “Milyonluk Bebek” ile bence çıtayı yükseltmeyi sürdürüyor. Oscar öncesi ‘En İyi Yönetmen’ dalında en büyük rakibi Martin Scorsese’yi sollayarak ‘Altın Küre’ kazanan Eastwood, 27 Şubat Pazar gecesi dağıtılacak heykelciklerde de usta meslektaşı ile çekişecek gibi. İki yalnız ele ele verirse... Frankie Dunn, müthiş boksörler yetiştirmiş, kendini boksa adamış biridir. Öğrencisi olan dövüşçülere öğrettiği en önemli ders ise, her şeyin ötesinde, ringde kendilerini korumalarıdır. Hiç kimseyle fazla yakınlaşmayan adamın tek dostu ise yardımcısı Scrap’tir. Çok sevdiği kızıyla yıllar önce kopmuştur ilişkisi. Ona ulaşamamanın verdiği acıyla yaşamaktadır. Frankie’nin spor salonuna bir gün Maggie adında bir kız gelir. İyi bir boksör olmak istemektedir Maggie. Yoksulluğu ve yalnızlığını ‘şampiyonluk’ hayalleri süslemektedir. Otuzlu yaşların ortasına hızla ilerleyen Maggie, Frankie’den kendisini çalıştırmasını ister. Frankie, istemeden de olsa kızı çalıştırmayı kabul eder. Ne istediğini çok iyi bilmektedir Maggie ve bu yolda her türlü sıkıntıyı çekmeye hazırdır. İki yalnız insan el ele verirler ve bir düşü gerçek kılmaya çalışırlar. Morgan Freeman’ın canlandırdığı ‘Scrap’ tarafından anlatılan öykünün bir yerinde geçen “huzur, geç sahip olunan, geç gelen bir şeydir” cümlesi, filmin özünü oluşturuyor aslında. Hayatın türlü zorlukları, keskin virajları ve adaletsizlikleri altında boğuşan ve nefes almaya, ait olmaya, başarmaya, sevmeye çalışan insanoğlu, aradığı huzuru ne kadar da geç buluyor; bazen de bulamıyor tabii. Ölüm anında yakalıyor insan bazen huzuru ve anlıyor ki, en büyük dövüşümüz hayata karşı olanı. En sevdiklerimiz bazen ne kadar uzak bizden veya en sevdiklerimiz bizi asla sevmeyenler. Adı konmayan mesafeler, kırılganlıklar ve nefretler arasında bir arada olmak ve sevmek ne denli zor. En büyük cesaret, inandığın değerler için her şeye kafa tutmak mı acaba? Dayak yiyeceğini bilerek senden daha güçlü olan hayatın karşısında dimdik durabilmek. Ya da en sevdiğin için yapamayacağın şeyleri yapmak, aklına gelmeyen şeyleri mesela. Bir dönemin son temsilcileri Frankie’nin boks salonuna gelen boksör adayları, gözlerini mutlak başarıya dikmiş, bu rüyayla yaşayan insanlar. Çoğu kaybetmiş tipler. Yoksul kenar mahalle çocukları. Frankie bir yetenek avcısı. Elinden tuttuğu ve yeteneği olduğunu gördüğü boksör adaylarını ‘sıkı’ birer dövüşçü, iyi bir boksör, bir şampiyona dönüştüren tecrübeli bir eğitmen. Her şeyin ötesinde ‘insan’ biri Frankie. Cesaretin ve erdemin ne olduğu konusunda kesin ve doğru hükümleri olan Scrap’in tek dostu. Salonun sürekli müşterilerinden cılız boksör adayı, zeka özürlü ‘Danger’a gösterilen içsel saygı ve sevgi aslında Frankie ve Scrap’in hayata bakışlarını özetliyor. Önemli olanın ringe çıkmak olduğunu biliyorlar çünkü ve ringde kendini korumak olduğunu. Eski adamlar Frankie ve Scrap. Onurlu, dürüst, sert ama sevgi ve şefkat dolu iki eski adam. Yalan söylemeyen, güçsüzü kollayan, üç kâğıtçılık yapmayan, dobra erkekler. Kapanan bir dönemin son temsilcileri. İkisi arasında geçen ‘çorap diyalogu’ pek çok şeyi özetliyor zaten. Frankie’nin Maggie ile kurduğu öğretmen-öğrenci ilişkisi aslında bir baba-kız ilişkisi. Kendisinden kopmuş kızının silueti Maggie. Frankie’de, Maggie’nin göçüp gitmiş babası. İki yalnız insanın varolma çabaları bir açıdan “Milyonluk Bebek”. Huzuru, mutluluğu aramak ve bulmak üzerine yüreklere seslenen içli ve olabildiğince gerçekçi bir masal. İçsel bir kahramanlık öyküsü. Gerçeğin olanca şiddeti ve soğukluğuyla yüzümüze indirdiği kroşe, sert bir aparküt. İnsanı sersemleten, ağlatan ve insan gibi hissettiren önemli bir film.
Henüz kimse yorum yapmamış.
TV'de bugün
Takvim Kızları (11 Ekim 2008 20:45 Tv8)
Helen Mirren, Julie Walters, John Alderton, Linda Bassett, Annette Crosbie ve Philip Glenister'ın oynadığı "Takvim Kızları" adlı film bu akşam 20:45'te Fox ekranlarında...
Replik
Ayrı Hayatlar
Bazen öyle görünsede kimsenin hayatı mükemmel değildir.
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com