Matt Damon
Kimlik bunalımı hiç bitmeyecek...
Sinema.com 5 Ekim 2004, Salı 00:00
Şu sıralar "Medusa Darbesi" ("The Bourne Supremacy") filmiyle gündemde olan Matt Damon, tıpkı bu filmde canlandırdığı Jason Bourne karakteri gibi, mesleğinde kimliksiz olmayı, tek bir tipe yapışıp kalmamayı fazlasıyla önemsiyor. Genç aktörün kariyeri, bu tavrının en güzel kanıtı...

Matt Damon’ın, 90’ların başında, yakın dostu Ben Affleck’le birlikte sinemanın orta yerine bomba gibi düşmesi, Hollywood’un son yıllarda gördüğü en sürpriz çıkışlardan biriydi. “Can Dostum” (“Good Will Hunting” 1997) filmi, onlara milyon dolarlık gelir, Gwyneth Paltrow ve Winona Ryder gibi yeni nesil starlet sevgililer ve bir de Oscar getirdi. Hollywood gibi insan öğütmesiyle meşhur bir çarka ilk adımında böylesine başarılı olan biri daha ne ister ki? Affleck’i bir kenara koyup, Damon’ın isteklerini yaşamöyküsü üzerinden keşfe çıkıyoruz… 

Damon ve ruh ikizi oyunculuk yollarında Matthew Paige Damon, 8 Ekim 1970’te, Boston, Massachusetts’te dünyaya geldi. Babası bir banka yatırımcısı, annesi ise Lesley College’de eğitim bilimleri alanında çalışan bir profesördü. Kendisinden üç yaş büyük olan abisi Kyle’la birlikte tipik bir üst-orta sınıf Amerikan ailesi tablosu çiziyorlardı. Ne var ki bu mutlu tablo çok uzun sürmedi ve Matt, hayatındaki ilk büyük travmayı oldukça erken yaşadı. Henüz 2 yaşındayken, annesi ve babası boşanma kararı aldı ve o, annesiyle birlikte Cambridge’te Harvard Üniversitesi’nin yakınlarında bir semte taşındı. Okulda, annesinin mesleği sayesinde, hayli başarılı bir öğrenciydi Matt; üstelik ‘inek’ kategorisinde de değildi. Boş zamanın değerinin bilincine çok erken yaşta varmıştı ve derslerinden arta kalan zamanlarında beyzbolla ilgileniyordu. 10 yaşına geldiğinde, yaşamını değiştirecek ikinci bir olay oldu ve Matt, kader arkadaşı olacak Ben Affleck’le tanıştı. O günden itibaren, Matt ile Ben’in yedikleri içtikleri ayrı gitmeyecekti. Birlikte beyzbol ve bilgisayar oyunları oynamaktan, genelde ‘çöplük’ filmlerin gösterildiği ‘iki film birden’ seanslarının müdavimi olmaya kadar çok şey paylaştılar. Ve oyunculuk aşkları da birlikte büyüdü. Oyunculuk meraklarını daha sağlam bir zemine oturtmak için ‘Rindge And Latin’ adlı hazırlık okuluna gitmeye başladılar. Burada dramaturji hocaları Gerry Specca’ya kendilerini sevdirince, bazı reklam projelerinde çalıştılar ve bir yerel filmde, ilk kez yine birlikte kamera karşısına geçtiler. 16 yaşına geldiğinde, Matt artık ne yapması gerektiğine karar vermişti: Ailesinin tüm itirazlarına rağmen, oyuncu olmak isteyenlerin ABD’deki iki adresinden birinin, New York’un yolunu tuttu. Kendinden önce New York’a gelmiş olan Affleck’in ajansına kaydoldu ve kısa sürede ilk rolünü kaptı. Julia Roberts’ın yıldızının parlamaya yeni yeni başladığı dönemde rol aldığı filmlerden olan “Mystic Pizza” (1988). Aynı yıl, bir başka ünlü oyuncunun, Diane Keaton’ın Liam Neeson’la birlikte rol aldığı “The Good Mother”da adının jenerikte bile gözükmediği küçük bir roldeydi. 

Hayalkırıklıklarının ardından “Can Dostum”la gelen şöhret Yakın dostu Ben Affleck’le ayrıldıkları bir nokta, Damon’ın, Affleck’in aksine, hayatta sürekli bir B Planı’nın olması ve bunu uygulamaktan geri durmamasıydı. Daha iyi roller alabilmesi için eğitim hayatındaki başarısını öne çıkarabileceğini fark ettiğinde, eski hayatına geri dönüp, kabul aldığı Harvard’a girmeye ve oradan Yale Üniversitesi’ndeki ünlü Drama Okulu’na geçiş yapmaya karar verdi; tabii ki bu kararın oyunculuk kariyerini sekteye uğratmasına izin vermeden… Bu esnada “Rising Son” (1990) adlı bir televizyon filminde ve “School Ties” (1992), “Geronimo: An American Legend” (1993) aldı sinema yapımlarında küçük rollerde yer aldı. Bir western olan “Geronimo”da, Jason Patric, Gene Hackman ve Robert Duvall gibi usta isimlerle birlikte, hiç de yabana atılmayacak bir rolde yer alınca, artık ‘olduğuna’ kanaat getirerek, bitirmesi için 12 kredi daha alması gereken Harvard Üniversitesi’ndeki eğitimine ara verdi ve “Geronimo”nun büyük ses getireceğini düşünerek Los Angeles’ın yolunu tuttu. Ancak westernlerin dönemi çoktan kapanmıştı ve iyi bir film olmasına rağmen “Geronimo”, Damon’ın beklediği etkiyi yaratmadı. Bu, aynı zamanda Matt için karanlık bir dönemin başlangıcı anlamına geliyordu. Önce, Sam Raimi’nin yönettiği ve yine western öğeleri taşıyan “Hızlı ve Ölü” (“The Quick And The Dead”, 1995) filminde Leonardo DiCaprio’ya şöhreti getirecek ‘The Kid’ rolünü reddeti; ardından da “To Die For”un (1995) seçmelerinde Joaquin Phoenix’e ve “İlk Korku”nun (“Primal Fear”, 1996) seçmelerinde de Edward Norton’a rol kaptırdı. Bu arada sadece pek de önemli olmayan bir televizyon filminde “The Good Old Boys”da (1995) rol alabildi. “The Good Old Boys”da çalışırken Teksas’ta kaldığı otelde kariyerini sorgulamak için bol bol zaman buldu. Gerçekten de 19 yaşındayken kazandığından çok daha az para kazanıyor, üstelik istediği filmlerde de rol alamıyordu. Eh, roller ona gelmiyorsa, kendisi için bir rol yaratabilirdi; en azından yazıyla arası bir senaryo yazabilecek kadar iyiydi. Kararını verdi ve işe koyuldu. Yazdığı birtakım senaryo eskizlerinin üzerinden geçerken, kendisi için birkaç yıl önce Harvard’dayken yazdığı, Harvard’da hizmetli olarak çalışan matematik dahisi bir gençle ilgili senaryoyu yeniden ele almaya karar verdi. Öncelikle bir gerilim olarak tasarladığı bu senaryo, Affleck’le birlikte üzerinde çalıştıkça başka bir şekil almıştı. 1992 yılında tamamladıkları bu senaryo için hiçbir yapımcıyı ikna edemeyince, rafa kaldırmışlardı. İşte Damon, şimdi yeni bir gözle inandığı bu senaryoya asılmaya karar veriyordu. Sonunda çabası sonuç verdi ve Castle Rock, Good Will Hunting isimli bu senaryoyu satın almaya karar verdi. Yalnız önemli bir sorun vardı: Yapımcılar senaryodaki iki ana karakteri Damon’la Affleck’in canlandırmasını istemiyorlardı. Bu, tüm planlarını altüst edecek bir istek olduğu için Castle Rock’ın teklifini reddetmek zoruna kaldılar. Bu arada Ben Affleck, bağımsız Amerikan sinemasının önde gelen yönetmenlerinden Kevin Smith’in filmlerinde görünmeye başlamış ve yeni bir çevreye girmişti. Kevin Smith, Affleck’le Damon’ın senaryosunu Miramax’ın patronu Harvey Weinstein’a götürdü. Weinstein senaryoyu beğendi, fiyatını da uygun buldu. Üstelik arkasında aynı zamanda dost olduğu Smith ve yeni yeni tanıyıp sevdiği Ben Affleck vardı. Damon da aradan geçen zamanda boş durmamış ve “Courage Under Fire” (1996), “Glory Daze” (1996), “Chasing Amy” (1997), “The Rainmaker” (1997) gibi filmlerde rol almıştı. Dolayısıyla, Affleck ile Damon’ın filmde rol almaları Weinstein’a gayet mantıklı göründü. 

İki kafadar, sonunda bombayı patlatmışlardı. Gus van Sant’in yönettiği film, ABD’de, 1997’nin yılbaşında vizyona girdi ve kısa sürede 100 milyon doların üzerinde gişe hasılatı getirdi. Damon ve Affleck, sinemanın yeni yıldızları olarak gündemin en üst sıralarına oturdular. Akademi de bu başarıya seyirci kalmadı ve iki dostu, En İyi Senaryo Oscarı’yla ödüllendirdi. Sonunda her şey yoluna girmişti. Oscar töreninden çok önce, Steven Spielberg, Damon’a yeni filmi “Er Ryan’ı Kurtarmak”ta (“Saving Private Ryan”, 1998) filmi adını veren Er Ryan rolünü teklif etmişti. “Can Dostum”un üzerine, o yılın en çok tartışılan filmi olan “Er Ryan’ı Kurtarmak”ta rol alınca, Damon birdenbire yılın en çok konuşulan isimlerinden biri oldu. Bu, tek bir şeyi gösteriyordu O artık bir stardı. Kimliksiz bir aktör Bir kere starlık mertebesine eriştikten sonra, rol aldığınız filmlerin siz rol aldığınız için mi, yoksa gerçekten hak ettikleri için mi başarılı olduğu bulanıklaşır. Ama Damon özelinde, bunun böyle olmadığını söylememiz gerekiyor. Peş peşe gelen, kumarla ilgili yapılmış en iyi filmlerden olan, John Dahl’ın yönettiği “Rounders”, Kevin Smith’in en orijinal filmlerinden biri olan “Dogma” (1999), ve Damon’ın Tom Ripley rolünde ışıl ışıl parladığı “Yetenekli Bay Ripley” (“The Talented Mr. Ripley”, 1999), aktörün başarısının tesadüf olmadığını kanıtlayan filmler olarak akıllarda yer etti. “Titan A.E.” (2000), “The Legend of Bagger Vance” (2000), “All the Pretty Horses” (2000), “Finding Forrester” (2000), “Ocean's Eleven” (2001) da hem çizgisini koruduğunun, hem de artık destek olsun diye dostlarının filmlerinde şöyle bir gözükmeye başladığı bir döneme girdiğinin işareti olarak değerlendirildi. Gerçekten de Damon, sık sık filmlerde rol alsa da, seçimlerini yüzünü eskitmeyeceği şekilde yapmasını çok iyi biliyordu. 2002 yılında rol aldığı ve ülkemizde !f İstanbul Bağımsız Film Festivali sayesinde izleyebildiğimiz “Gerry” filmi, Gus van Sant’in Damon’ı Ben Affleck’in kardeşi Casey Affleck’le birlikte çölün ortasına adeta attığı film olarak akıllarda yer etti. Artık, bir star gibi para kazanabileceği filmlerde rol almanın da zamanı gelmişti. 2002’nin en önemli aksiyon filmi olarak hatırlanan ve bir üçlemenin ilk filmi olan “Geçmişi Olmayan Adam”daki (“The Bourne Identity”) rolü, aktöre tam 10 milyon dolar kazandırdı. Başrolünü geri çevirdiği “The Majestic”e anlatıcı ses olarak ve atlarla ilgili bir animasyon olan “Spirit: Stallion Of The Cimarron”a filme adını veren Spirit adlı atın sesi olarak dahil oldu. “Tehlikeli Aklın İtirafları” (“Confessions of a Dangerous Mind”, 2002), “Eurotrip” (2004) ve “Babasının Kızı” (“Jersey Girl”) filmlerinde hatır için bir gözüktü ve Farrelly Kardeşler’in “Takıldım Sana” (“Stuck On You”, 2003) filminde, Greg Kinnear’la birlikte dozu ayarlanmamış komikliklerle beyazperdeye düştü. Son olarak “Geçmişi Olmayan Adam”ın devam filmi “Medusa Darbesi”nde “The Bourne Supremacy” (2004), hafızasını kaybetmiş ajan Jason Bourne olarak karşımıza çıkan Damon, donuk performansıyla yine epey inandırıcı olmayı başarıyor. Üçüncü filmde de kendine yenileyerek yine ikna edici olmayı başarırsa, Damon’ın sinemaya yeni tarz bir aksiyon kahramanı olarak dahil olduğunu söyleyebiliriz. Kendisini pek yakında, “Ocean's Eleven”ın devam filmi “Ocean's Twelve” ve Terry Gilliam’ın yeni filmi “Grimm Kardeşler”de (“The Brothers Grimm”) izleyeceğiz. Fantastik komedi türündeki bu filmin çekimlerini henüz tamamlayan Damon, şu an hazırlık aşamasında olan gerilim filmi “Syriana”da ve Martin Scorsese’nin yeni gangster filmi “The Departed”da, üstelik yıllar önce “Hızlı ve Ölü”deki rolünü adeta hediye ettiği Leonardo DiCaprio’yla birlikte rol alacak. 

Damon’ın rol aldığı filmlerin, böylesine farklı türlerden olması, aktörün asla bir tip oyuncusu olarak hatırlanmak istenmediğinin göstergesi. Tıpkı ‘Bourne’ üçlemesindeki Jason Bourne karakteri gibi, bir aktör olarak kimliksiz olmayı yeğliyor. Ancak Bourne’unkinin aksine, bunun oldukça olumlu bir kimliksizlik olduğunu ve Damon’ın başarısındaki anahtar özelliklerden biri olduğunu akılda tutmak gerekiyor.

Henüz kimse yorum yapmamış.
Haftanın Filmi
Hancock
Hancock
7.4/10
TV'de bugün
Altın Yumruk İstanbul'da (6 Temmuz2008 21:20 Kanal 1)
Kanal'1 de bu akşam saat 21:20'de Jackie Chan'den soluk soluğa izleyeceğiniz bir macera Altın Yumruk İstanbul'da ekrana geliyor.
Replik
Temmuz'da
Hayattaki en güzel şeyler bedavadır!
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com