Selma Blair
Sislerin arasında çekici bir güzel...
Sinema.com 20 Ocak 2006, Cuma 00:00
Bakışlarıyla bir çok izleyiciyi ikiye bölen, doğallığıyla rol yapmaya gereksinim duymadığı izlenimi veren bu yetenekli oyuncuyu gözden kaçırmamak gerek . Selma Blair bir John Carpenter yeniden yapımı olan "Sis" ile yeniden huzurlarımızda...

Olanca cazibesine karşın adını hakkıyla duyuramaması Hollywood star sisteminin bir yansıması. Filmlerini hatırlarsanız ya 'esas oğlan' ile 'esas kızın' arasına giren 'tekinsiz' kişi veya senaryoya destek atan rolün icraatçısı. Buna 'yardımcı oyuncu' veya 'karakter oyuncu' sıfatı denk düşse de ondan hep daha fazlasını istemek geliyor içimizden. Oyunculuk yeteneği ve fiziğiyle, baştacı ettiğimiz starlardan bilakis hiç de geri kalır yanı olmadığı biliniyor. Galiba o derin mavi gözlerinin önüne düşen koyu renkli saçlarının kontrası belki de klişelere saplanmamızın nedeni. 

Selma Blair sonunda Hellboy'un aşık olduğu güzel Liz Sherman rolünden çok sonra "Sis"te radyocu Stevie'yi canlandırıyor. Onun gerektiğinde kötücül ve gizemli veya tam tersi anında sıcacık olabilen mavi gözleri her zaman olduğu gibi ön planda. Ancak o alıştığımız müzip, komik ve neşeli hallerinden pek eser yok, daha çok hayaletimsi bedenlerle boğuşmanın gerilimini taşıyor üzerinde güzel yıldız. Bu pek bir şey vaat etmeyen filmle ilgili detaylara girmeden Blair'in yaşamından ve kariyerinden kesitler vererek devam edelim: 

Fotoğraf sanatçısı olmak üzere kendini New York'a attıktan sonra her şeyden vazgeçip ciddi oyunculuk dersleri alırken saçını sarıya boyamasını istemiş bazı akıl hocaları. Maksat gözlerinin 'delici' anlamını ehlileştirmek. Neyse ki vazgeçmemiş. Daha okuldayken keşfedilerek reklam filmlerinden sonra sinemaya geçmiş. Mesela 1997 yılında " Vücut Dili"nde küçük bir rol üstlendiğinde onu pek fark etmesek de yapımcıların dikkatini çekmiş. Yine aynı yıl baştacı edilen bağımsız "Strong Island Boys"da onu izleyenler çok etkilenmiş. Mesela aktör Alec Baldwin onu 'Marlene Dietrich ile Debra Winger karışımı' olarak nitelemiş. 

Malesef (belki de malesef dememek gerek ama) bu alemde hevesle hatırlanan çıkışları çoğunlukla popüler kültürün yücelttiği enstantanelerden oluşuyor. Mesela Sarah Michelle Gellar'la ünlü "Seks Oyunları" adlı filmde öpüştükleri sahne artık bir kült. Biliyorsunuz MTV ödüllerinde de baştacı edildi ve 'en iyi öpüşme' ödülü de aldı. Film Fransız yazar Choderlos de Laclos'nun artık klasikleşen "Tehlikeli İlişkiler" romanının Hollywood uyarlaması. Selma Blair ise hani Stephen Frears'ın yönettiği 1988 tarihli unutulmaz versiyonundaki Uma Thurman'ın rolünu üstlenmişti. Lakin şımarık liseli gençlerin 'baştan çıkarma' oyununda o ünlü Cecile karakterini ziyadesiyle şapşal bir yeniyetme biçiminde icra etmesine (veya ettirilmesine) kalbimiz dayanmakta güçlük çekmişti. Popüler deyince hatırlarsanız Cameron Diaz'ın samimi arkadaşı olarak "Ateşli ve Tatlı" filminde dilindeki 'piercing' nedeniyle sevgilisiyle 'sorun' yaşadığı sahne medyanın öne çıkardığı olaylardan birisi olmuştu. 

Selma Blair 32 yaşında. Şöyle dünya vizyonuna çıkması ise üç yıl önceki "Bu Nasıl Sarışın?" adlı filmde 18'lik kolejli kızı oynamasıyla gerçekleşmişti. Kısaca minyon, 'çıtır' bir hali var. Sarışınlara karşı olumsuz önyargıları eleştiren filmde koyu renk saçlarıyla Reese Witherspoon'un rakibiyse de o itici 'femme fatal' hali gidiyor, finalde kadın dayanışmasının bir parçası oluyordu. 

Kendisi kuşkusuz bağımsız yapımlardaki performansıyla yükselen bir oyuncu. Mesela ilk IFistanbul film festivalinde seyirciyle buluştuğunda onu şöyle adamakıllı izleyebilmiştik. Todd Solodz'un kurgu ile gerçek arasındaki farkı sorguladığı "Öykü Anlatımı'de de Afro-Amerikalı profesörle olan yatak sahnesi ile muhafazakar çevrelerin diline düşse de sonunda Hollywood'a odaklı olmayan kariyerini genel takdire sunuyordu. Son olarak 'aykırı' ve özgün Amerikan bağımsızı John Waters'ın yeni filmi "A Dirty Shame"le İstanbul Film Festivali'ne, dünyanın en kocaman göğüslerine sahip kadınlarından birini canlandırarak konuk olduğunda her rolün kadını olduğunu dosta düşmana bir kez daha göstermeyi başardı... Bakışlarıyla bir çok izleyiciyi ikiye bölen, doğallığıyla rol yapmaya gereksinim duymadığı izlenimi veren bu yetenekli oyuncuyu, "Sis" gibi vasat filmlerle de gündemimize gelse, gözden kaçırmamak gerek hani.

Henüz kimse yorum yapmamış.

TV'de bugün
Philadelphia (01 Aralık 2008 Cnbc-e, 22:00)

Tom Hanks’e En İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar ödülü getiren "Philadelphia", bir dönemin AIDS hastalığına hukuki ve toplumsal bakışını gözler önüne seriyor. Bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de yayınlanacak olan "Philadelphia" yı kaçırmayın!

Replik
Dövüş Klübü
Bizim neslimiz Büyük Depresyon'u ya da Büyük Savaş’ı yaşamadı. Bizim savaşımız ruhsal bir savaş. Bizim depresyonumuz kendi hayatlarımız...

Tyler Durden

« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com