Melek imajını kırıyor...

"Sleepless in Seattle", "French Kiss", "Addicted to Love", "You’ve got mail" gibi romantik komedilerin ve "When a Man Loves a Woman” ve "City of Angels" gibi romantik dramaların taçsız kraliçesi Meg Ryan’ın, son yirmi yılın en çok sevilen, dünya üzerindeki bir dolu sevgilinin el ele, kol kola, diz dize DVD’den ya da VHS’ten tekrar tekrar izlemekten bıkmadığı, her sevenin kendinden bir şeyler bulduğu “When Harry met Sally” filminde, pek çoklarının sinema tarihine geçtiğini düşündüğü unutulmaz bir sahnesi vardır: Harry ile Sally bir restoranda oturmuş sohbet etmektedirler. Harry yataktaki hünerinden bahsedip böbürlenirken ve hiçbir kadının yatakta kendisini aldatamayacağını anlatırken, Sally birdenbire orgazm taklidi yapmaya başlar. Herkesin ortasında ve hiç çekinmeden çığlıklarla, inlemelerle, derin derin soluk alış verişlerle ortalığı ayağa kaldırır. Harry’nin ağzı açık kalır. Kafedekilerin ve izleyenin de öyle tabii ki...
Erkeklerin zihnini kemiren bu en büyük soruya acı bir yanıt vermiş olsa da; Meg Ryan yine de onların pıtı pıtı, sevimli, şefkatli, favori oyuncusu olmaya devam etti, ediyor (ediyor mu?). Erkeklerin gözünde en güvenilir, sadık, yüzüne bakıldığında en mutlu eden kadın Meg Ryan. O, evlenilecek kadın. Bir ömür boyu beraber yaşanılacak kadın. Anlayışı, masumiyet timsali olması, pürüzsüz cildi ve sevecenliğiyle bir prenses adeta... Bugüne dek oynadığı filmlerle dünya erkeklerinin hakkında vardıkları ortak görüşe hep sadık kaldı. Salt rolleriyle değil, yakın zamana dek gerçek hayatındaki davranışlarıyla da perçinledi bunu. Daha kariyerinin en başlarında "Innerspace” filmindeki rol arkadaşına aşık olmuştu. O zamanlar alkol batağında olan bu zor adama yardım elini uzattı, "Aşk her şeye kadirdir" diyerek müthiş bir sabır ve şefkatle ona ve biricik aşkına sahip çıktı. “When a Man Loves a Woman” filmindeki alkolik eş rolündeki başarısı, benzer acılara tanıklık etmiş olmasıyla bağdaştırıldı sonraları. Kamuoyunun gözünde sadık bir eş ve örnek bir anne olarak yer aldı. Filmlerindeki iflah olmaz romantizmi, ilişkilerinde mutluluğu arayıp da bulamayan günümüz insanın şifası oldu.
Aslında gazetecilik eğitimi alan, oyunculuk kariyerine televizyon dizileri ile başlayan ve sonradan romantik komedilerin kraliçeliğine terfi eden bu genç kadın, terk edilen, ilişkilerinde hayal kırıklığına uğrayan, doğru insanı bir türlü bulamayan, mutsuz, yalnız erkeklerin gözünde, evet, hiç şüphe yok bir melek. Beyazlar giymiş bir arzu nesnesi, mutluluk vadeden, insanı sarıp sarmalayan, masallar diyarına götüren bir melek...
Ama biricik meleğimiz, sevgili prensesimiz Meg Ryan bizi hayal kırıklığına uğratıyor, son zamanlarda herkesi şaşırtıyor. “Ben” diyor, “bir melek değilim.” “Sıkıldım artık bu imajdan, üzerime yapıştırılan bu yaftadan” diyor. Rahat bırakın beni artık,” diye haykırıyor. Geçtiğimiz yıl 10 yıldır evliği olduğu Denis Quaid’den ayrıldı. O örnek yuvasını arkasına bakmadan terk etti. Gitti kendini sert erkek, tutkulu adam Russell Crowe’un kollarına attı. Söylentilere göre, yaşadıkları hızlı aşkın ardından ‘evlilik’ kelimesini telaffuz eder gibi olan Meg’e bir anda sırtını çevirmiş Russell. Melek iken Meg olan oyuncu, üzerindeki imajdan tam olarak kurtulabilmek için olmadık bir işe kalkışıyor, ünlü bir porno yıldızının hayatını anlatan bir filmde başrolü oynamak istediğini söylüyordu. Ah, başımıza bunlar da mı gelecekti (!) derken Ryan, porno yıldızını canlandırdığı bir filmle olmasa da, artık neslinin çoktan tükendiğin düşündüğümüz bir tür olan erotik gerilimle, yani Meg Ryan ismiyle en son düşünülecek bir türde karşımıza çıkıyor. “Tutku Esirleri”nde içine kapanık bir hayat süren İngilizce öğretmeni Frannie Avarey’i canlandırıyor Ryan. Bir seri cinayet vakasını soruşturan dedektif Giovanni Maloy’la tanışması, bu kapalı dünyayı biraz da olsa kırmasını ve cinsellik üzerinden (bu kez romantizm değil) kendi kimliğini yeniden keşfetmesini sağlıyor. İmajlar, görüntüler, etiketler bombardımanı altında, yanılgıların biçimlendirdiği hayatlarımızda mutlu mutlu ve uslu uslu yaşarken, gerçeklerden bihaberken, algılarımızı dahi göz göre göre düzen koruyucularına teslim etmişken; Meg Ryan hepimizi üzüyor. İmajlar dünyasında gerçekler insanın canını sıkıyor. Buyrun bakalım kendiniz olunuz. Kolaysa, sıkıysa olunuz...
- Penelo Cruz: İspanyol esintisi...
- Bizi hep güldür Adam Sandler!
- Jack Nicholson: Beyazperdenin göz bebeği…
- Meryl Streep: Yaşayan bir Efsane
- Eddie Murphy Şimdi de bir uzay aracı...
- Will Smith ve eklektik yaşam arayışı...
- Mustafa Altıoklar Farklı türlerin faal yönetmeni
- Sinemanın küçük kızı büyüdü...
- Mark Wahlberg: Boston serseriliğinden beyazperdeye...
- Al Pacino: Efsaneleşen bir "Baba"nın öyküsü...
- Harrison Ford: 65 yaşında, 20 yıl aradan sonra tekrar Jones...
- İdealist, zeki, iflah olmaz bir romantik: Ewan McGregor
- Jet Li: Hollywood'la Çin arasında...
- Michel Gondry
- Giovanna Mezzogiorno: İtalya'nın kara meleği!


Tom Hanks’e En İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar ödülü getiren "Philadelphia", bir dönemin AIDS hastalığına hukuki ve toplumsal bakışını gözler önüne seriyor. Bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de yayınlanacak olan "Philadelphia" yı kaçırmayın!

Sen benimdin, rüyanın görkemiyle doldum. Ben rüyada sultandım, Uyanınca hiç oldum.








Seanslar
Fragman

