İki arada, bir derede...

Efendim adettendir, her ne zaman yeni nesil bir starlet meydana çıksa ve sadece güzelliğiyle değil başka meziyetleri vesilesiyle yıldızı parlamış olsa, mutlaka bir önceki nesilden benzetilecek bir yıldız aranır. Julia Stiles özelinde, bu 'benzeşik üst nesil yıldız' Julia Roberts. Adaşlık durumunun yanı sıra, canlandırdıkları rollerin ve mimiklerini kullanma şekillerinin benzerliği, Stiles'ın adını duyurmaya başladığı sıralarda Julia Roberts'ın açtığı yoldan ilerlemekte olduğu şeklinde yorumlar yapılmasına yol açmıştı. Gelin görün ki, daha birkaç ay önce ülkemizde de vizyona giren "Mona Lisa Gülüşü" ("Mona Lisa Smile", 2003) filminde Stiles'ın Julia Roberts'la bir araya gelmesi, üstelik de filmde onun öğrencilerinden birini canlandırmasıyla iki aktris arasındaki yakınlık için basit bir benzerliğin ötesine geçen şeyler söylenmeye başladı. Evet, istese de istemese de Julia Stiles, Julia Roberts'ın tahtının varisi ilan edilmişti. Şimdi bize düşen, kendisi bundan memnun mudur değil midir şeklinde polemiğe girmeden, bu genç aktrisin yaşamına şöyle bir göz atmak ve Julia Roberts'a benzemenin yanında ne menem bir Havva kızı olduğunu anlamaya çalışmak...
Yazma tutkusu... Julia Stiles'ın yıldızının parlaması, "Dawson's Creek" benzeri gençlik dizilerinin yıldızının parlamasıyla aynı döneme denk geliyor. Genç nüfusun potansiyelini fark eden Hollywood yapımcıları, birbirinden oldukça farklı türleri harmanlayan ve teen-slasher gibi unutulmuş türleri küllerinden canlandıran bu dizilerden feyz alarak sinema endüstrisinde de benzeri bir trend başlattılar. İşte bu trendin rüzgârını arkasına alan Julia Stiles, "10 Things I Hate About You", "Down To You", "Hamlet", "O" ve "Save The Last Dance" gibi yapımlarda arka arkaya rol alarak, kısa sürede, pek çok kişinin gözünde gençlik filmlerinin tartışmasız kraliçesi olmayı başardı. Genç yıldızımız, Julia O'Hara Stiles adıyla 1981 yılının 28 Mart'ında New York City'de, seramikle uğraşan sanatçı bir anneyle öğretmen bir babanın ilk çocuğu olarak dünyaya geldi. Annesi evlerini aynı zamanda işleri için stüdyo olarak da kullandığından, Julia sanatsal açıdan oldukça verimli bir ortamda yetişti. Annesinin çevresindeki sanatçılar, 60'ların aktivist ruhunu hâlâ gündelik hayatlarına yansıtan kişiler olduğundan, bu ortamdan çok etkilenen Julia da daha küçük yaşlarda bir aktivist oldu ve yaşıtları Disneyland'de gezerken o, masaya oturup politikacılara mektuplar yazdı. Üstelik yazıyla yalnızca politik bir ilişkisi de yoktu, daha o yaşta yazmanın bir tür varoluş biçimi, bir hayat tarzı olduğunu fark eden Julia, bunu bir takıntıya dönüştürdü ve en ufak bir sorununda bile kâğıda kaleme sarılmaya başladı. Öyle ki, anne babası hoşuna gitmeyen bir şey yaptıklarında hemen odasına çekiliyor, masa lambasını yakıp onlara pek güzel şikayet mektupları yazıyordu. Bugün, yakın çevresinin Julia'nın en önemli özelliklerinden birinin ikna yeteneği olduğunu söylediğini düşününce, bunun temellerinin o günlerde atıldığını görmek zor değil.
Öğrencilik yıllarında da çevresinde olan biten hemen her şeyle ilgilenen Julia, ebeveynleri onu sürekli tiyatroya götürdüğü için erken yaşta Shakespeare'e gönlünü kaptırdı. O günlerdeki bu sevda, onun aktrisliğe kaymasında çok etkili olacak ve Julia henüz 20. yaşını doldurmadan tam üç Shakespeare uyarlamasında rol alacaktır. Kendisine aktrisliğin yolunun nasıl açıldığına dair bir anektodu aktarmadan, Julia'nın yazma takıntısının yaşamını yönlendirmede ne kadar etkili olduğunu tam olarak anlatabilmek mümkün değil. Şöyle ki, Julia 11 yaşında bir off-Broadway tiyatrosu olan ve deneysel işler sahneleyen La MaMa'da izlediği bir oyundan çok etkilenerek oyunun yönetmenine, çocuk oyuncuya ihtiyaç duyması halinde kendisine bir şans vermesini rica eden bir mektup yazar. Mektuba farklı kostümler içinde çektirdiği fotoğraflarını eklemeyi de ihmal etmez; adeta 11 yaşında kendi kendinin ajansı gibi çalışmaktadır. Bu taktik hedefi tam on ikiden vurur ve Julia ilk oyunculuk deneyiminin tiyatroda yaşar. 12'sinde profesyonel bir ajansa kaydolan Julia, henüz çocuk yaşta oyunculuktan para da kazanmaya başlar. Ancak bu yaşta profesyonelleşmek, beraberinde bir takım negatif özellikler de getirmektedir. Örneğin Julia yaşından beklenmeyecek denli hırslıdır, istediği bir rolü alamadığında adeta dünyası kararmaktadır. "Vampirle Görüşme" ("Interview with the Vampire", 1994) filmindeki Claudia rolünü, bir başka starlet Kirsten Dunst'a kaptırınca, bundan o kadar etkilenir ki, o ana kadar kendisine her tür desteği veren ailesi, Julia'nın hayatına müdahele edip aktrislikten vazgeçmesini istemeyi bile düşünürler. Ancak okul yaşamı ve özellikle de yazları katıldığı hippie kampları, kendine güveninin inşasında ve insanlarla ilişkilerini dengelemesinde çok faydalı olur.
Sinema macerası başlıyor... 1996 yaşında, 15 yaşındayken ilk sinema deneyimini yaşar. Jeanne Moreau, Claire Danes, Jude Law gibi önemli oyuncuların yer aldığı "I Love You, I Love You Not" filminde Claire Danes'in en iyi arkadaşını canlandırır, ama bu rolde pek de dikkat çekmez. Ardından, hemen bir yıl sonra, "Sessiz Düşman"da ("The Devil's Own") Harrison Ford'un canlandırdığı Tom O'Meara'nın kızı Bridget rolünde daha fazla öne çıkar. Aynı yıl, ABD'de televizyon dünyasının önemli isimlerinden Oprah Winfrey'in yapımcılığını üstlendiği- çocukların istismarını konu alan "Before Women Had Wings"de rol alır. Bu rolle yüzü iyice tanınsa da asıl çıkışını, aynı zamanda ilk başrolü olan "Wicked" ile 1998 yılında yaptı. Annesi ölünce onun yerine geçen, günden güne bu role kendini kaptırarak işi babasını baştan çıkarmaya kadar vardıran uçarı Ellie Christianson karakterinde oldukça başarılı bir performans çıkaran Julia, bu rolle, sinema dünyasında kalıcı olduğunu dosta düşmana gösterir. M. Night Shyamalan'ın "Altıncı His"ten ("The Sixth Sense") önce çektiği "Wide Awake"de (1998) küçük bir rol aldıktan sonra Shakespare'in 'The Taming of the Shrew' adlı oyunundan uyarlanan "Senden Nefret Etmemin On Sebebi"nde ("10 Things I Hate About You", 1999) Heath Ledger'ın canlandırdığı Pat ile kavgayla başlayan büyük bir aşk yaşayan, içine kapanık Kat'i canlandırır ve oldukça başarılı olur. Freddie Prinze Jr.'la birlikte çalıştığı ve kendinden oldukça farklı olan birine gönlünü kaptıran Imogen'i canlandırmak üzere "Down to You" (2000) filminde rol aldığında artık iyice tanınmıştır. Aynı yıl "Hamlet"in modern, ama zengin oyuncu kadrosuna rağmen pek başarılı bulunmayan uyarlamasında Ophelia'yı ve usta yönetmen David Mamet'in Hollywood'la inceden dalgasını geçtiği "State and Main" filminde de Alec Baldwin'i baştan çıkaran bir garson kızı canlandırır.
Hayat sadece sinema değil... Bir yıl sonra Madonna'nın yapım şirketinden "Going Down" filminde, eğitimini finanse etmek için fahişeklik yapmak zorunda kalan New York'lu genç bir kızı canlandırma teklifi alır. Kendisi için fazla çıplaklık içerdiğini düşünerek bu rolü geri çevirir ve MTV yapımı "Save The Last Dance For Me"de (2001) balerin olmak isteyen, ancak gönlünü hip hop'çu bir zenciye kaptıran Sara Johnson karakterinde oldukça başarılı bir performans çıkarır. Öyle ki film, yılın hitlerinden biri olarak görülen Tom Hanks'in başrolde yer aldığı "Cast Away"i yerinden ederek 'box-office'in zirvesine yerleşir. Her ne kadar çevresinden siyah bir gence aşık olduğu bu rolü kabul etmesi nedeniyle bazı ne idüğü belirsiz çatlak sesler yükselse de, Julia doğrularının peşine düşmeyi küçük yaşlarda öğrenmiştir. Bu filmin hemen ardından, üçüncü kez bir William Shakespeare uyarlamasında, 'Othello'dan uyarlanan "O"da, sadece beyazların olduğu bir okula, basketboldaki başarısı nedeniyle kabul edilen siyah bir gence aşık olan Desi Brable'i canlandırır. Her ne kadar kariyeri rayına otursa da, Julia genelde popüler kulvarda yer alan filmlerde rol aldığı için, yetiştirilişine uygun olan bir entelektüel tatmin yaşamamaktadır. Bu ihtiyacını kapatmak için 2000 yılında, ABD'nin en prestijli üniversitelerinden Columbia'ya, İngilizce alanında çalışmak üzere kaydolur, üstelik Anna Paquin ve Joseph Gordon-Levitt gibi oyuncu dostlarıyla sınıf arkadaşı da olur. Yine aynı yıl, ülkemize de uğrayan Habitat kurumunun bir toplantısı için Costa Rica'ya gider ve burada evsiz insanların sorunlarını çizmek için çalışır. Bir yandan da ilk göz ağrısı tiyatroyu da ihmal etmemeye özen gösterir. Yakın dönemde ülkemizde de tartışmalar yaratan 'Vajina Monologları' ('The Vagina Monologues') oyununda rol alan Stiles; bir yandan İspanyolca dersleri alıp, bir yandan da Bronx'ta bir kadın futbol takımında futbol oynamaya başlar. Adeta hayatını sinemadan ibaret olmadığını keşfetmiş gibidir. 2001 yılında rol aldığı karanlık gerilim filmi "The Business of Strangers", Julia'nın artık gençlik filmlerinden yetişkinlik filmlerine terfi etmeye başladığının ilk sinyallerinin verir. 2002'de, ülkemizde de izlediğimiz "Geçmişi Olmayan Adam"da ("The Bourne Identity") küçük bir rolde yer aldıktan sonra, 2003'ü üç filmle kapatır: "A Guy Thing"de bekârlığa veda partisinde sabah yanında farklı bir kadınla uyanan ve nişanlısına ihanet ettiği paranoyasına kapılarak bunu düzeltmek için komik durumlar yaratan şaşkın gencin, sabah yanında uyandığı kadını (Becky) ve Marleen Gorris'in yönettiği "Carolina"da, filme adının da veren, ünlü olmak için Hollywood yollarına düşen egzantrik bir ailenin kızını canlandırır. Yazının başında da belirttiğimiz gibi, varisi olarak gösterildiği Julia Roberts'ın bir sanat tarihi öğretmenini canlandırdığı "Mona Lisa Gülüşü"nde, Stiles da Kirsten Dunst ve Maggie Gyllenhaal gibi aktrislerle birlikte onun kadınlık bilinci aşılamaya çalıştığı öğrencilerinden biridir.
2004 Mayıs'ının sonunda vizyona giren "Prens ve Ben", Stiles'ın bir süredir uzak durduğu gençlik filmlerine bir dönüş olma özelliği taşıyor. Ancak filmde canlandırdığı Paige Morgan'ın karakterine bakınca, Julia'nın neden böyle bir rolü kabul ettiğini anlamak zor değil: Paige Morgan, Wisconsin'de yaşayan ve her zaman kendisini istediği hayata götürecek adımlar atan, doktor olmaya kafayı takmış bir üniversiteli. Her ne kadar üniversiteye kimliğini gizleyerek kaydolan Danimarka'nın Veliaht Prensi Eddie'yle yaşadığı aşk, ilk anda bu hedefinden sapmasına yol açar gibi olsa da, Paige aşkıyla kariyeri arasında bir denge bulacak insiyatife sahiptir ve yeri geldiğinde prensi bile dize getirmeyi bilir; tıpkı Julia'nın gerçek hayatta olduğu gibi... "Geçmişi Olmayan Adam"ın ("The Bourne Identity") devam filmi "Medusa Darbesi"nde ("The Bourne Supremacy"), ilk filmde de canlandırdığı Ajan Nicky karakterini canlandıran Stiles, iki film arasında aktris olarak belirli bir olgunluk kazandığından, ilk filmdeki üniversite öğrencisi ajan kimliğinden sıyrılarak daha olgunlaşmış bir halde karşımıza çıkıyor. Her ne kadar, "Prens ve Ben" gibi yapımlarda rol alarak, gençlik filmlerine yeniden göz kırpsa da, Stiles'ın kariyerinde "Medusa Darbesi"yle ivme kazanan yeni bir sayfa açtığını düşünmek mümkün. Nitekim "Omen 666"da, daha olgun, dünyanın kaderini etkileyecek bir kararla yüz yüze kalan bir anne olarak karşımıza geldi Stiles. Bu filmdeki performansı, onu 'yeni nesil starlet' olmaktan çıkaracak, daha farklı filmlerde izleyeceğimizi öngörmemize olanak sağlıyor. Çocukluğundaki yazma tutkusunun samimi olduğuna inandıysanız, eminiz siz de bu öngörüye katılacaksınız.



Robert De Niro, Jeremy Irons, Ray McAnally ve Aidan Quinn'in oynadığı Görev (The Mission) adlı film bu akşam 21:00'da Tv8 ekranlarında...

Her sokak kösesinde, her evde, ölümcül bir günah görüyoruz ve hoşgörüyoruz. Hoşgörüyoruz çünkü sıradan, çünkü olağan. Sabah, öğle ve aksam hoşgörüyoruz. Hayır, artik olmaz. Ben örnek oluyorum ve yaptığım şey şaşırtacak, incelenecek ve izlenecek... Sonsuza dek...
John Doe






Seanslar
Fragman
