Her adımında kendinden emin...

Yetenekli, zeki, muzip, inatçı, tabii ki güzel ve daha da fazlası. Henüz 14 yaşında, dünyanın en zor beğenen yönetmenlerinden biri olan Kubrick'i etkilemeyi başarmış bir yıldız adayını anlatmakta kullanılan sıfatlar ister istemez yetersiz kalıyor. Ancak şöhreti bu denli erken yakalamış Leelee Sobieski'den bahsederken ilk telaffuz etmemiz gereken sıfatlar 'mütevazi' ve 'ağırbaşlı' olmalı. Çünkü Leelee, ne TV'de parlayıp sinemaya geçen ve birdenbire dünyanın en iyi aktrisi olduğunu düşünen meslektaşları gibi ukala bir duruşa, ne de mutluluğu çalıştıkları setlerde düzenledikleri çılgın seks partilerinde arayan yeni yetme starlar gibi bir tatminsizliğe sahip. O, aldığı iyi eğitimin değerini bilen, yaşama dair farklı duyarlılıklar geliştirebilmiş bir genç kız. Tabii ki yeteneklerinin farkında; zaten kişiliğini biçimleyen ve bakışlarından etrafa yayılan hayat bilgisine kaynaklık eden hep bu farkında oluş. Bu sayede Sobieski, “Vampirle Görüşme” (“Interview with the Vampire”, 1994)” filminin seçmelerini geçemeyince yılmayıp Kubrick gibi bir yönetmeni etkilemeyi başarmış. Ne diyelim, en güzel yetenek çarçur edilmeyendir…
Ayrıcalıklı bir çocukluk 10 Haziran 1982, New York doğumlu olan Liliane Rudabet Gloria Elsveta Sobieski, ünlü Fransız ressam Jean Sobieski'yle Amerikalı yazar Elizabeth Sobieski'nin kızı. Böyle entelektüel bir ailede yetişmiş olmanın Leelee'yi sanatla iç içe bir yaşam kurmaya ittiğini kestirmek zor değil. Nitekim yaşıtları evcilik oynarken, Leelee ailesi sayesinde New York sanat çevresinin içine girmeye başlamış. Babası ve annesiyle birlikte sanat galerini gezen, Shakespeare'den sahneye konulan tiyatro oyunlarını izleyen Leelee, ayrıcalıklı bir çocukluk geçirdiğinin farkında: “Ailem hâlâ en iyi dostum gibi. Küçüklüğümden beri, annem ve babam beni ve kardeşimi sürekli kolladılar; ama bu içgüdüsel, sizi hiç sıkmadan huzura kavuşturan türden bir korumaydı. Bu sayede yaşamımın en zor dönemlerini fiziksel ya da duygusal açıdan zarar görmeden atlatabildim; onlara çok şey borçluyum.” Kafeteryada gelen şöhret... Ailesiyle bu kadar yakın olan herkes gibi, Leelee'nin de çocukluğu babası gibi bir ressam ya da annesi gibi bir yazar olacağını düşleyerek geçmiş. Zaten sinema macerası da aklını böyle hayallerle meşgul ettiği bir sırada gerçekleşen hoş bir tesadüfe dayanıyor. New York'un merkezinde devam ettiği the Trevor Day School'un kafeteryasında atıştırırken bir yetenek avcısının dikkatini çekiyor Leelee. İlk başta aktris olma düşüncesini yadırgasa da "kendisine bir şans vermeye karar veriyor" ve birdenbire kendini “Interview with the Vampire” filminin seçmelerinde buluyor. Her ne kadar rolü Kirsten Dunst'a kaptırsa da, henüz 12 yaşında olmanın rahatlığıyla yılmıyor Leelee (genlerinde en iyi karışım var çünkü: 'mütevazilik' ve 'inatçılık'). Kendisini TV'de kanıtladıktan sonra hayalkırıklığıyla karşılaştığı sinema alanına Tim Allen'ın "Jungle2Jungle (1997)" filmiyle dönüyor.
Kubrick ve Eyes Wide Shut “Derin Darbe” (“Deep Impact”, 1998), “A Soldier's Daughter Never Cries” (1998) ve "Never Been Kissed Before” (1999) gibi filmlerde küçük rollerde göz dolduran Sobieski için 1999 yılı kariyerinde tam bir dönüm noktası oldu. CBS televizyonunda yayınlanan "Joan of Arc” (1999) dizisindeki rolüyle Emmy ve Golden Globe gibi iki prestijli ödüle birden aday gösterilen Leelee'nin bizim buralarda dikkat çekmesiyse ilk kez “ Gözü Tamamen Kapalı” (“Eyes Wide Shut”, 1999) filmiyle oldu denebilir. Tabii bunun için, gelmiş geçmiş en zor beğenen yönetmenlerden olan Kubrick'in gözüne girmesi gerekti. Deneme çekimi yapılan yüzlerce kız arasından sıyrılmayı başaran güzel aktris, Kubrick'le çalışmanın kendine olan güveninin hiç düşünmediği kadar artmasını sağladığını her fırsatta dile getiriyor: “Henüz 14 yaşındaydım ve çok deneyimsizdim. “Eyes Wide Shut” gibi bir filmin setinde nasıl davranmam gerektiğine dair en ufak fikrim yoktu; çok gergindim. Bunu aşabilmek için, Stanley Kubrick, normalde bundan nefret emememe karşın, beni kendi performansımı monitörden izlemeye ikna etti. Sanırım bu sayede çok özgün bir karakter yarattım. "Eyes Wide Shut”taki deneyimimden sonra üç ay hiçbir şey yapamadım. Adeta donakalmıştım; Kubrick, dış görünümümle ilgili öyle bir bilinç geliştirmemi sağlamıştı ki gerçek kimliğime dönebilmek için o bilincin dışına çıkmam gerekti." Leelee, "Eyes Wide Shut”ta çok küçük bir rolde yer almasına rağmen cazibesiyle herkesin aklında yer etti, hem de 'lolita oyuncu' olarak. Tabii ki onun bu başarısında 'ayrıntı manyağı' Kubrick'in filmindeki en küçük ayrıntıyı dahi özenle işlemesinin de çok büyük katkısı olmuştu.
Sobieski'nin kariyeri hız kazanıyor... Leelee, “Eyes Wide Shut”ın hemen ardından, 2000 yılında, “Cennetin Ötesi” (“Here on Earth”)" filmindeki başrolle sinema dünyasında kalıcı olma yönündeki inancını gözler önüne sermiş oldu. 2001 yılında ise resmen bu inancının meyvelerini toplamaya başladı. Önce Sundance Film Festivali'nin açılış filmi olan "My First Mister"de rol aldı. Her fırsatta, kendini muzip hissettiği için garip giyinmekten hoşlandığını söyleyen Leelee, bu filmde tam da kişiliğine uyan bir karakteri canlandırıyordu. "My First Mister"ı peş peşe iki gerilim filminde aldığı başroller izledi: “Asla Yabancılarla Oynama” (“Joy Ride”) ve "Glass House". Genç aktris, ülkemize uğramayan "Glass House"dan sonra "Uprising" isimli bir TV filmi ile "L'Idole" isimli beğeni toplayan bir dramada yer aldı. Bu hafta, tıpkı “Joy Ride” gibi biraz gecikmeli olarak ülkemizde vizyona giren “Genç Hitler”de John Cusack ve Noah Taylor’a eşlik eden Sobieski, ilk gösterimi 2002 yılının Toronto Film Festivali’nde yapılan bu filmde, Yahudi sanat taciri Max Rothman’ın metresi Liselore Von Peltz’i canlandırıyor. Şu sıralarda birkaç ülkede gösterilen "Les Liaisons dangereuses" adlı TV diziside Catherine Deneuve, Rupert Everett ve Nastassja Kinski gibi usta oyuncularla birlikte rol alan genç Sobieski; yaptığı tercihlerle kariyerine nasıl bir yön vermek istediğinin altını çiziyor: O, yıllara yenilmeyen bir oyuncu olmak istiyor!


TV 8'de bu akşam 23:00'da Alejandro Gonzales Inarritu’nun ilk yönetmenlik çalışması olan Paramparça Aşklar Köpekler (Amores Perros, 2000) ekrana geliyor.

İlyas: elimi uzatsam benimle gelir mi?
Asya: seninim işte alıp götürsene beni...










