Quentin Tarantino:
"Esin kaynaklarım beni nereye götürürse oraya gideceğim."
Sinema.com 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Quentin Tarantino'nun sıradışı filmi "Kill Bill"in ikinci bölümü, neyse ki ilk bölüm gibi gözümüzü yollarda bırakmadan, ABD'den bir hafta sonra vizyona giriyor. Pek çok yerde en iyi filmi olduğunu söylediği "Kill Bill"de, tutkuyla bağlı olduğu B tipi filmlerden çok şey alan Tarantino, bundan sonra da sinemaya atıfta bulunan filmler çekmeye devam edeceğini söylüyor.
Bugünkü başarınızı neye borçlusunuz? Videocuda çalışmanıza mı yoksa sokakta yaptığınız kavgalara mı? Yani, filmlerinizin esin kaynağı nedir? Seyrettiğiniz filmler mi yoksa kendi hayatınız mı? Bence yüzde elli, yüzde elli. Esin kaynağımın yarısı izlediğim filmlerden diğer yarısı da hayattan. Filmler içimdeki yaratma arzusunu dışa vuruyor. Filmler sayesinde günümüz sineması trendlerini takip ediyorum. Hayat ise bana ilham veriyor, yeni yeni fikirler sunuyor. "Kill Bill"in en iyi filminiz olacağını söylüyorsunuz. "Ucuz Roman"dan farkı nedir? Şu ana kadar yaptığım en temiz aksiyon filmi. İntikamla yanıp tutuşan bir kiralık katil hikâyesi aksiyon sahnelerini de beraberinde gerektirir. En “cool” filmim olacak. Milleti çılgına çevireceğim. Dövüş sahneleri için Çin Kung Fu filmlerinden esinlendim. Bu benim yeni film tarzı deneme yöntemim. Esin kaynaklarım beni nereye götürürse oraya gideceğim. Bu arada, en büyük meydan okumam, aklımdaki filmle sonunda elde ettiğim film arasındaki benzerlik. Çektiğiniz filmlerde gerçeğe olabildiğince yakın olmak için gerçek suçlularla, uyuşturucu bağımlılarıyla, gangsterlerle konuştuğunuzu duydum, doğru mu? Filmciler dışında çok fazla insan tanımam. Kendi yaşadıklarımdan yola çıkarak karakterler yaratıyorum. Bunlar sadece karakterler. Gerçeğe yakın gözükmeleri filmlerimde kullandığım dilden kaynaklanıyor. Çinli bir ortakla çalışmaya sizi iten nedir? Çin kültürüne olan yakınlığınız mı yoksa başka bir neden mi? Çin hakkında çok olumlu düşüncelerim var. Çin kültüründen etkilendiğim için buraya geldiğim söylenebilir. Ama asıl neden filmimde bir çok Kung Fu sahnesi olması. Kung Fu’nun üstadı da Çinliler. Nasıl etkileyici aksiyon sahneleri çekilir biliyorlar. Çinlilerin zıplama, vurma, yumruk atma stillerini beğeniyorum. Çinlilerle çalışma konusunda herhangi bir zorluk çektiniz mi? Çinli yetkililerle çok iyi ilişkilerim oldu. Kültürel geçmişimiz bu filmleri başka bir gözle izlememizi sağlıyor. Gerektiğinde çok diplomatça davranabilirim. Zaten burada konuk olarak bulunuyorum. Sorunlara gelince, iki seçeneğiniz vardır, ya yumruklarınızı sıkar ve kavgaya hazır olursunuz ya da el sıkışmak için daha bir çaba harcarsınız. Benim yolum ikincisi ve bu sayede burada konuk olarak bulunuyorum. Filmlerinizde felsefi açılımlar bulanlar var; örneğin “Pulp Fiction”da varoluşçu bir mesaj verdiğiniz söylüyor. Bu tür mesajlar verme gibi bir kaygınız var mı? Filmimin felsefi bir yanı olsun diye hiçbir zaman uğraşmadım. Hiçbir zaman filmimin burası ne demek istiyor, bu bölümün bir anlamı var mı diye düşünmem. İçimden gelen bir hikâyeyi anlatırım. Sette tanrıyı oynamak istemem. Oyunculara rollerinin bir görüşü ekrana taşıdığını filan söylemek istemem. Onlardan sadece oyuncu becerilerini sonuna kadar kullanmalarını isterim. En sevdiğiniz oyuncakla oynayan büyük bir çocuk gibisiniz ve filmlere olan ilginizden ve merakınızdan vazgeçmiyorsunuz. Dediğinize katılıyorum. Her şeyden önce ben bir film fanatiğiyim. Film seyretmeyen bir film yönetmeni bence korkutucu olurdu. Jean Luc Godard’ın, Brian De Palma’nın, John Woo’nun filmlerini beğeniyor ve kendinizi “Dünya sinemasının bir öğrencisi” olarak tanımlıyorsunuz. Bu yönetmenlerden neler öğrendiniz? Bendeki her şey, stil, sinema dilim, hepsi filmlerdendir. Diğer yönetmenlerden çok şey öğrendim. Aynı zamanda, kendi tecrübelerimden yola çıkarak bu öğrendiklerimi değiştiriyor ve kendi stilime uyarlıyorum. Bir yönetmen olarak açık fikirli olmalıyım. Her şeyi araştırmalı, çok açık olmalıyım. Beraber çalıştığınız oyunculardan bize bahseder misiniz? Hepsi çok iyi oyuncular ve onlarla çalışmak çok rahatlatıcı. O yüzden dönüp dolaşıp hep aynı oyuncularla çalışıyorum. Uma Thurman benim baş kadınımdır; Gorng Li, Zhang Yimou için neyse, Belmondo, Godard için neyse, Uma da benim için o. Bir çok filmde rol aldınız. Hangi rolünüz size en yakın olanıydı? Bu roller benim kendi kişiliğimden uzak rollerdi. Benim için bir rol, kendi hayatımın dışında olan bir şeydir. Bu karakteri oynarken sadece onu düşünürüm, kendimi değil. Yani kendi hayatıma yakın bir rol oynamadım. "Pulp Fiction"daki tip ben değilim yani. Hep karanlık filmler mi yapacaksınız? Filmlerimin karanlık olduğunu sanmıyorum. Aslında, suç filmleri. “Reservoir Dogs” ve “Pulp Fiction” bu tarzda filmler. Şok edici, ürkütücü suç sahneleri içeriyorlar. Artık başka tarz filmler deneyeceğim. “Kill Bill” bir aksiyon/kung fu filmi. İlerde daha çok bu tarz filmleri deneyeceğim, ufkumu genişletmek için. Videocudaki hayatınızı ekrana taşısanız çok romantik bir hikâye olurdu. Otobiyografik bir şey yapmak istemiyorum. Kendimi oynamak istemiyorum. O yıllar üzerine bir film yapmak istesem hikâyeyi ve tipleri değiştirirdim. Videocudaki o yıllar unutulacak yıllar değil... Pek fazla parası olmayan ama beraber takılmaktan hoşlanan bir grup genç insan. En beğendiğiniz Çin filmi hangisi? Çin’de bir çok yönetmen var ve bir o kadar da film. Zhang Yimou’nun yaptıkları çok iyi. Çok “cool” olduğunu düşünüyorum, hatta sandığımdan da cool. Jiang Wen, Çin’in en iyi yönetmeni. Onun yönettiği “In the Heat of the Sun” çok iyidir. Eski zamanlarda geçen eski bir hikâyeyi anlatır. Ama gençlerin karakteri üzerine çok şey söyler. Genç her yerde aynıdır. Irk, ülke fark etmez. Yeni kuşak Çinli yönetmenlerin eserleri hep çok iyi. Geçen gün yeni bir film izledim, adı “100”, çok başarılı ve eğlenceliydi. Çin’de sizin gibilere “Holigan Sanatçılar” diyorlar. Jiang Wen de bunlara iyi bir örnek. Eğer Çin’de doğmuş olsaydınız “Pulp Fiction”ı yapamayacaktınız. İçinde bulunduğunuz ortam buna el vermeyecekti. O zaman da ‘kızgın gençler’den biri olacaktınız belki de. Çin’de ‘Çin'in Tarantinosu’ olmaya aday bir çok ‘kızgın genç’ var. Bu "kızgın gençler"e neler söylemek istersiniz? Durun bir düşüneyim. Eğer hiçbir şansları olmadığını düşünüyorlarsa o zaman gerçekten de hiç şansları olmaz. Siz benden daha iyi biliyorsunuz. Bu en büyük hata olur. Hollywood büyük bir ticari makine. Neden benim gibi fazla eğitimi olmayanlara kucak açsın ki? Şansım olmadığını düşünmüş olsaydım bugünkü Tarantino olamazdım. Hep kendi şansımı kendim yarattım. İnancımı hiç kaybetmedim ve bir gün kaza eseri fırsatı yakaladım. Genç insanlar ikna etmeyi ve fırsatlar yaratmayı öğrenmeli. Birkaç yıl önce benim özelliklerimi taşıyan Çinli "kızgın gençler" istedikleri filmi çekemezlerdi. Ama şimdi koşullar değişti. Biz film çekmeye buraya geldik. Çok yakında istedikleri filmi çekebilecekler. Çok yakında, belki de şimdi... New Cinema Magazine’in Temmuz 2002 sayısında yayımlanan söyleşiden derlenmiştir.
Henüz kimse yorum yapmamış.

TV'de bugün
Philadelphia (01 Aralık 2008 Cnbc-e, 22:00)

Tom Hanks’e En İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar ödülü getiren "Philadelphia", bir dönemin AIDS hastalığına hukuki ve toplumsal bakışını gözler önüne seriyor. Bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de yayınlanacak olan "Philadelphia" yı kaçırmayın!

Replik
Kayıp Nişanlı
Gözyaşları söyleyemediğin şeyleri anlatır.
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com