Liv Tyler
Ölümsüz güzelliğin tarifi...
Sinema.com 25 Mart 2004, Perşembe 00:00
Güzeller güzeli Liv Tyler, bu hafta "Babasının Kızı" ("Jersey Girl") filminde, eşi tarafından terk edilince küçük kızıyla birlikte ne yapacağını bilemez bir halde ortada kalan ve git gide dibe vuran Ollie'ye (Ben Affleck) 'hayat öpücüğü veren' Maya rolünde, sevgi dolu bir karakter olarak karşımızda...

Başlığı böyle attık ama adama sorarlar, "Güzelliğin tarifi yapılabilir mi?" diye. Madem Liv Tyler'dan bahsedeceğiz; biliyoruz, pek çokları için güzel demek Liv Tyler demektir. Bir anket yapmış olsak ve "Yüz kişiye sorduk..." diye söze başlasak, lafın devamını çoğunluğun onu güzel bulduğunu söyleyerek getirirdik muhtemelen, yok hatta muhakkak. Pekâlâ, kısıtlı betimleme gücümüze rağmen Liv Tyler'ı düşünelim, onun siluetini zihnimizde canlandıralım bir (elimizde hazır fotoğraflar da varken işimiz zor değil): Dudaklar, dolgun dudaklar...Uzun bacaklar...koyu kestane saçlar...ipeksi koyu kestane saçlar denilebilir...ve masmavi gözler tabii ki...pürüzsüz, açık renkli bir ten...gayet uzun bir boy, ince bir bel, iri kemikler ama yuvarlak hatlar...kalem gibi kaşlar...Güzel... çok güzel... Güzelliğinden habersiz bir güzel Liv Tyler sanki çoğunluğun o ya da bu nedenden ötürü kendisini güzel hem de çok güzel bulduğundan habersiz gibidir. Daha doğrusu geçtiğimiz yıllarda sinemalarımızda da izlediğimiz “Onunla Bir Gece”ye (“One Night at McCools”, 2001) kadar böyle gözüküyordu. 

1977 doğumlu Liv'in çocukluktan ergenliğe geçişi büyük bir trajedi ile biçimlenmiştir. O ana kadar babası sandığı adamın gerçek babası olmadığını, asıl babasının ‘Aerosmith’ grubunun çirkinliğiyle ünlü solisti Steve Tyler olduğunu 12 yaşındayken öğrenir Liv. Eski bir model hatta Playboy güzeli olan annesi, eski babası ve yeni babası ile olan zoraki yüzleşmeleri şüphesiz onun için hayatını allak bullak edici olmuş, bu süreç son derece sancılı, zor ve çetin geçmiştir. Gerçeği öğrendikten ve bu gerçeğin o yaştaki bir insanda kolaylıkla yaratabileceği buhranları atlattıktan sonra gerçek babasının soyadını taşımaya karar veren Liv, yanına annesini de alarak yeni soyadıyla birlikte New York'un yolunu tutmuş ve ısrarlı tekliflere dayanamayarak 14 yaşında ana mesleği olan modelliğe başlamıştır. Tyler soyadının hikâyesi böyle. Güzelimize Liv isminin verilmesi ise annesinin doğum yaptığı sırada dikkatsizce ortalarda bir yerlerde bırakılan ve doğum sancılarının çığlıklar arttırdığı annesinin sabit bakışlarının hedefi haline gelmiş olan bir derginin kapağında o hafta tesadüfen aktris Liv Ullmann’ın fotoğrafının bulunmasından kaynaklanmıştır. İyi niyetli gönüller bu vesileyle "Liv Tyler da inşallah ilerde Liv Ullmann kadar iyi bir oyuncu ve hatta yönetmen olur" dileğini tam da burada dillendirebilir. Bizse ara vermeden Liv'in yaşam hikâyesine devam etmek istiyoruz...Pek tabii izninizle... Meşhur Klip Mankenlikten sıkılıp oyunculuğa heves etmesi ve bu hevesinden çok güzelliği yüzünden önüne açılan kapılardan birer ikişer geçmesi ilk “Şişman” (“Heavy”, 1995) adlı filmle oldu sayılır. Eski bağımsız yeni Hollywoodcu James Mangold'un bu filminde şişman, içine kapanık, kendi halinde saf bir genç adamın hayatına mana katan yegane şeydir. Güzelliğinin farkında olmama, farkındaysa bile aldırmaz ve etrafında kopan fırtınayı iplemez hali de ilk bu filmle birlikte peyda olmuştur. Tabii bir de babasının şu meşhur klibinden söz etmek gerekir. Tüm zamanların en sevilen kliplerinden birine sahip olan ‘Crazy’ şarkısının işte bu görüntülerinde daha henüz 16 yaşındadır; saf ve masumdur ve gücünün farkında bile değildir. Güzelliğinden doğan gücünü kontrol edemez, onu kullanamaz, çünkü aslında güzelliğine pek de inanmaz gözükür bu klipte de. Ama çok çok önemli isimler onun güzelliğine ve -hadi ayıp olmasın- yeteneğine inanmışlardır. Usta İtalyan Bertolucci için, “Çalınmış Güzellik” (“Stealing Beauty”, 1996) filminin başrolü için yaptığı seçmelerde Liv'i gördüğü zaman heyecandan halıya takılıp düştüğü rivayet edilir. Sonra kendini toparlamış karşısındaki alımlı genç kızla hayat, sinema ve gelecek üzerine sohbet etmiştir. Sohbetin sonunda ise Amerika'dan kalkıp İtalya'nın cennet bölgelerinden Toscana'ya gelen, hayatı ve kendisini tanıma sürecine giren ve bu amaçla içsel bir yolculuğa çıkan; bu arada bekaretini teslim edeceği genç bir aşık arayan kız rolü Liv'in olmuştur. 

Sonra Tom Hanks ilk yönetmenlik denemesi olan ve taşradan çıkıp küçük çaplı bir üne kavuşan Rock grubunun hikayesini anlattığı “That Thing You Do”da karizmatik solistin sevgilisi rolünü verir Liv'e. (Peş peşe sözünü ettiğimiz, ilki hakikaten iyi, ikincisi ise önemsiz ama sevimli bu iki filmin ortak özelliği her ikisinden de şu dersi çıkarabiliyor olmamızdır: Hep sağa değil biraz da sola bakın, hep batıya değil biraz da doğuya bakın, hep Mersin'e değil biraz da tersine gidin...Filmleri izleyenler bu basit gerçeği kavradıklarında hayatlarının güzelleştiğini görecekler. Bunu küçümsemeyin, yazarınıza güvenin) Oliver Stone'ın “U Dönüşü”ünde (“U-Turn”, 1997) istasyonda geçen bir sahnede figüranlık yapar. Besbelli ki genç oyuncu geçerken şöyle bir sete de uğrayıvermiştir de, yönetmen de onu uğur olsun diye filminin içine sıkıştırıvermiştir. Woody Allen “Herkes Seni Seviyorum Der” (“Everybody says I love you”) müzikalinin kurgusu sırasında Liv'in yer aldığı sahneleri çıkarmak zorunda kalır; ama zarif adamdır vesselam, ona bir açıklama ve özür mektubu yazmayı ihmal etmez. Woody ne yapsın? Filmin süresini kısmak gerekmiştir. Altman'ın da tercihi "O" Liv Tyler'ın biyografisini biraz daha hızlı tarayalım… “Armageddon” (1998) onun ilk büyük bütçeli Hollywood yapımıdır ve klişeler sosuna bulandırılmış, hem aksiyon hem bilimkurgu olan, hem dram hem de romantizm dolu bu ucube yapım ona şöhret ve daha da çok para kazandırır. Ne var ki bağımsız yapımlardan Hollywood'a doğru yaptığı bu keskin dönüşü usta yönetmenlerin gözdesi olmaya devam etmesini engellemez. Son ‘auteur’lerden olan Robert Altman ona hem “Cookie's Fortune”da (1999) hem de “Dr.T ve Kadınları”nda “Dr. T and his Women” (2000) roller verir. Altman’la üst üste iki kez çalıştıktan sonra, “Onunla Bir Gece”de (“One Night at McCools”, 2001) bu defa masumiyetini, saflığını ve genç kızlığını geride bırakmış, aldığı kiloların yardımıyla dolgun dolgun etlerini öne çıkaran, seksapelinin farkına varmış ve bunu akıllıca kullanan bir Liv Tyler karşımıza çıktı. Bir nevi kara komedi olarak değerlendirilebilecek filmde, Tyler da kara filmlerden arak ‘femme fatale’vari, çevresindeki erkekleri parmağının ucunda döndüren bir dişiyi canlandırıyordu. Elflerin en güzeli Neyse ki Tyler’ın bu masumiyet kaybı çok da uzun sürmedi. Biz genç Liv'in “Onunla Bir Gece” öncesi masum ama kaygısız halini hafızalarımızın bir köşesine nakşetmiştik etmesine; ama Peter Jackson’ın efsanevi üçlemesinde, bu kadar saf, bu kadar masum, bu kadar aşık ve aşkı için her şeyi göze alan bir karakter olarak beyazperdeye arz-ı endam etmesini pek de beklediğimizi söyleyemeyiz. Her ne kadar, büyüleyiciliği sayesinde, Tolkien’in kitaplarında pek de önemli bir karakter olmayan Arwen’in beyazperdedeki rolünü epey arttırması, “Yüzüklerin Efendisi”nin bazı fanatiklerince tepkiyle karşılansa da, onu dev perdede çılgın gibi at sürerken gören herkes, susup koltuğuna gömülmek durumunda kaldı. Bu hafta da “Babasının Kızı”nda Ben Affleck’i kurtarırken izleyeceğimiz Tyler, masum karakterlere geri dönmekten hoşnut gibi gözüküyor. Önce eşini, sonra da işini kaybeden ve sonunda çareyi küçük kızını da yanına alarak babasının yanına taşınmakta bulan Ollie karakterinin (Affleck)yaşama tutunmasını sağlayan Maya rolünde izleyeceğimiz güzel aktris, bu rolün de altından başarıyla kalkıyor. İstesek de istemesek de “Şişman”ın o küçük güzelinin özellikle “Yüzüklerin Efendisi” üçlemesinden sonra kelimenin hem gerçek hem de mecazi anlamında yetişkinliğe tam bir geçiş yaptığını kabul etmemiz gerekiyor. Ne kadar yetişirse yetişsin, gözümüz hep Liv'i dikkatle izliyor olacak… 

Henüz kimse yorum yapmamış.

TV'de bugün
Philadelphia (01 Aralık 2008 Cnbc-e, 22:00)

Tom Hanks’e En İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar ödülü getiren "Philadelphia", bir dönemin AIDS hastalığına hukuki ve toplumsal bakışını gözler önüne seriyor. Bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de yayınlanacak olan "Philadelphia" yı kaçırmayın!

Replik
Elektra
Bazı dersler öğretilemiyor Elektra. Onların anlaşılması için yaşanması gerekiyor.
(Stick)
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com