Huzursuz seyirlerin yönetmeni…

“Sizlere Huzursuz Seyirler Dilerim” sözü iyi biliniyor. Bu gözlüklü, beyaz saçlı, sakallı, muzır herifin kim olduğunu merak eden çok. Ama merak edenlerin merakını gidermek, Türkiye'de çok da zor olmadı. Üç yıl önceki festivalde bir Haneke toplu gösterimi düzenlendi ve “Yedinci Kıta”dan “Tesadüfi bir Kronolonin Yetmiş Bir Parçası”na birçok Haneke filmini görme şansına eriştik. Ayrıca, Juliette Binoche'lu “Bilinmeyen Kod”la, yine iki yıl önce sene şehri şöyle bir salladı. Biz, yine, bambaşka bir şeye hazırlamıştık kendimizi ve geçtiğimiz yıl Isabelle Huppert’ten iliğine, kemiğine dek yararlandığı “Piyanist”le çıktı karşımıza. Bach'ın melodileri, Adorno'dan alıntılar, ve bir kendini-yok-etme-hikâyesi... Banyoda Huppert'in bacaklarının arasına giren bir jilet ve kana bulanan beyaz bir küvet hafızaları tazelemek için yeterli olur herhalde. Bu hafta vizyona giren “Kurdun Günü”nde bu denli tüyler ürpertici sahneler olmasa da, yine anlamsız yere birbirlerini öldüren insanlar ve bir atın kesilen gırtlağından oluk oluk akan kan yine mevcut. Haneke rahat koltuklarından ahkâm kesen bizlere huzursuz seyirler dilemeye devam ediyor: Bizse huzursuz oldukça gidişatımıza dair bilgileniyor, bilgilendikçe aydınlanıyoruz. Bizi huzursuz etmek için bu denli istekli olan bu yönetmenle aramızda adeta mazoşist bir ilişki kuruluyor.
Sizlere Huzursuz Seyirler Dilerim
Michael Haneke, filmlerinde seyircisini eğlendirmeyi değil, sarsmayı amaçlıyor. Onların rahatını bozmaktan hiç rahatsız olmuyor. Yazının başında bahsettiğimiz, Londra'daki Orta Avrupa Kültürü Festivali'nde gösterilen beş filmlik retrospektifini izleyen seyircilere filmlerini “Size huzursuz seyirler dilerim!” diyerek sunmuştu. Viyana Üniversitesi'nde felsefe eğitimi görmüş olan yönetmen, filmlerinden söz ederken de anlaşılması zor kavramlara başvuruyor: "Kendi kendine yabancılaşmak, duygusal buzlaşma, gerçeklik duygusunu yitiren gerçeklik" gibi. Oysa Haneke'nin filmleri, basit olmamakla birlikte, seyircinin kolayca ulaşabileceği, anlaşılabilir filmler. Michael Haneke, artık sevmesini, hatta nefret etmesini bile bilmeyen bir toplumu anlatıyor. Amacı ise çevremizdeki dünyaya karşı duygu ve tepkilerimizi bilemek, çünkü özellikle medyanın onları kütleştirdiğine inanıyor. Zamanlama, gerilimi tırmandırma ve mantıklı bir olay örgüsü kurma gibi standartları reddediyor; izleyicilerini sıkmak, kızdırmak ya da hayal kırıklığına uğratmaktan çekinmiyor. Haneke bizi kendi sinema dünyasının içine çektikten sonra birden geri çekiliyor ve hem aldatılıp kandırıldığımızı, hem de bunu yapanlarla suç ortaklığı ettiğimizi gösteriyor. Medya çağının bir yönetmeni için hayli sıradışı bir yaklaşım. Duygusal buzlaşma Avusturyalı yönetmenin sinemaya girişi de sıradışı olmuştu zaten. 1974'ten beri TV senaryoları yazmakta olan Haneke, sinemaya ve yönetmenliğe ilk kez 20. Uluslararası İstanbul Film Festivali'nde de izlediğimiz "Duygusal Buzlaşma" üçlemesinin ilk filmi “Yedinci Kıta”yla (“Der Siebente Kontinent”) 1989'da başladı.
Filmi gerçek bir öyküye, orta sınıftan Viyanalı bir ailenin intiharına dayanıyordu. Üçleme 1992 yapımı “Benny'nin Videosu” (“Benny's Video”) ve Haneke'nin iki yıl sonra çektiği “Tesadüfi Bir Kronolojinin 71 Parçası” (“71 Fragmente einer Chronologie des Zufalls”) ile tamamlandı. Bunlar, tutkudan tamamen yoksun filmlerdi. İnsanlar, hiç kastetmedikleri özürleri monoton bir şekilde mırıldanıyorlardı : Sözde karısına "seni seviyorum" diyen erkek aslında bira bardağına bakıyordu ve bir baba bir kızı öldürmüş olan oğlunu, sanki sıradan bir kabahat işlemiş gibi azarlıyordu. Ama Haneke ısrarla iyimser olduğunu söylüyordu: "Kötümser olanlar, eğlencelik filmleri yapanlar" diyordu. "İyimser kişi, insanları sarsıp kayıtsızlıktan kurtarmaya çalışır." Ölümcül oyunlar… Yönetmenin filmografisinde, Kafka uyarlaması bir TV filmi olan “Şato” (“Das Schloss”) da var. Haneke, edebi uyarlamalara alışkın biri, varoluşçu yanı da filmlerinde kendini hemen belli ediyor. Buna rağmen eleştirmenler, “Şato” filmiyle onun farklı bir yöne gittiğini düşündüler. Ama zamanında ülkemizde “Ölümcül Oyunlar” adıyla izlediğimiz “Funny Games” (1997) bütün kuşkuları sildi. Michael Haneke, formunun zirvesindeydi. Temiz yüzlü iki delikanlı sayfiyedeki bir ailenin evine ödünç yumurta istemeye gelip onları esir alıyordu. Delikanlılar esir aldıkları aileyle oyunlar oynarken Haneke de bizimle gönlünü eğliyordu. Seyircisini rahat sinema koltuğunda rahatsız ederek, aslında filmin kahramanlarının, kanın akmasını başlatan kişilerin bizler olduğumuzu hatırlatıyordu. Şiddete gerçek özelliklerini kazandırıyor, onu sinemasal taklitlerden uzaklaştırıyordu. Bazı ülkelerde sansür, Haneke'nin şiddeti eleştirmek için şiddet kullanmasına karşı çıktı ama, yönetmen başka bir yol olmadığı görüşünde.. Ona göre, Wim Wenders'in filmi “Şiddetin Sonu” (“The End of Violence”) yeterince etkili değil, çünkü o filmde sadece konuşuluyor. ”Mesele, neyi gösterebileceğimde değil. Daha çok, seyirciye var olanın yerine neler gösterildiğini fark etme fırsatı verip vermemekte. Özellikle şiddet konusunda mesele, şiddeti nasıl gösterdiğimde değil. Mesele, seyirciye şiddet ve şiddetin anlatılması konusunda kendi konumunu nasıl gösterdiğim…
Bol ödüllü yönetmen
Michael Haneke 1942'de Almanya'nın Münih kentinde doğdu. Viyana'da felsefe, psikoloji ve tiyatro eğitimi gördü. Mezun olduktan sonra 1967-70 arasında Südwestfunk Theater Company ile çalıştı, Alman televizyonuna senaryolar yazdı. Birçok oyun da sahneledi. 1970 yılından beri, hem sinema, hem de televizyon için yönetmen ve senarist olarak çalışıyor. 1989 yılında “Yedinci Kıta” ile Locarno Uluslararası Film Festivali'nde Ernest Artaria Ödülü'ne layık görülmesinin ardından, çeşitli festivallerde yine yönetmen ve senarist olarak ödüller aldı. Bunların arasında “Yedinci Kıta”yla 1989 Locarno Uluslararası Film Festivali'nde aldığı Bronz Leopar; “Benny'nin Videosu” (1992) ile 1993 Avrupa Film Ödülleri'nde kendisine verilen FIPRESCI Ödülü; “Tesadüfi Bir Kronolojisinin 71 Parçası” (1994) için 1994 Katalonya Uluslararası Film Festivali'nde kazandığı En İyi Film ve En İyi Senaryo ödülleri, Katalan Senaristler, Eleştirmenler ve Yazarlar Birliği Ödülü; “Ölümcül Oyunlar”ın (1997) layık bulunduğu 1998 Fantasporto Festivali Eleştirmenler Ödülü, Uluslararası Fantastik Film Özel Jüri Ödülü, Flanders Uluslararası Film Festivali FIPRESCI Ödülü, 1997 Chicago Uluslararası Film Festivali Gümüş Hugo - En İyi Yönetmen Ödülü, 2000 Cannes Film Festivali'nde “Bilinmeyen Kod” (2000) ile aldığı Hıristiyan Birliği ödülü ve ödül anlamında en başarılı filmi olduğunu söyleyebileceğimiz “Piyanist”le aldığı Cannes Film Festivali Jüri Büyük Ödülü var.
- Penelo Cruz: İspanyol esintisi...
- Bizi hep güldür Adam Sandler!
- Jack Nicholson: Beyazperdenin göz bebeği…
- Meryl Streep: Yaşayan bir Efsane
- Eddie Murphy Şimdi de bir uzay aracı...
- Will Smith ve eklektik yaşam arayışı...
- Mustafa Altıoklar Farklı türlerin faal yönetmeni
- Sinemanın küçük kızı büyüdü...
- Mark Wahlberg: Boston serseriliğinden beyazperdeye...
- Al Pacino: Efsaneleşen bir "Baba"nın öyküsü...
- Harrison Ford: 65 yaşında, 20 yıl aradan sonra tekrar Jones...
- İdealist, zeki, iflah olmaz bir romantik: Ewan McGregor
- Jet Li: Hollywood'la Çin arasında...
- Michel Gondry
- Giovanna Mezzogiorno: İtalya'nın kara meleği!



Sean Penn, Naomi Watts, Danny Huston ve Carly Nahon'ın oynadığı "21"Grram" adlı film bu akşam 20:45'te Tv8 ekranlarında...







Seanslar
Fragman
