
Evet yine nefes kesen aksiyon sekansları, yine gökdelen arasında salınmalar ve etkileyici görsel efektler var. İşin o büyüsünü yok etmenin de imkânı yok zaten. Ancak nedendir bilinmez Sam Raimi ve ekibi bu sefer "Örümcek-Adam"ı bize sevdiren kişisel sorunlar konusunda seyirciye ciddi bir çelme atıyor ve işi sadece uzun, pembe dizi tadında bir öyküyle bağlayarak bir anlamda kolaycılığa kaçıyor.
Fazla kalabalık bir hikâye
İlk iki filmde süper güçlerin getirdiği sorumluluk ve özel hayatı arasında sürekli bocalayan, bu sırada seyirciye bir süper kahramanın da ciddi anlamda sorunları olabildiğini gösteren Peter Parker bu sefer en ciddi sınavını vermeye hazırlanıyor. Ne var ki film, bu sınavı bize yeteri kadar iyi aktaramıyor. İki saati aşkın süresince bunu becerememesinin en önemli nedeni ise şüphesiz öykünün içerdiği aşırı kalabalık. Raimi ve ekibi, ortaya çıkardıkları karakter ve öykü sayısı konusunda kendilerini tutamayınca bu sefer daha önce çok iyi becerdikleri ana kahramanımızın iç dünyasını yansıtma işini yerine getiremiyorlar. Filmin en önemli konusu olan Peter'ın, uzaydan gelen bir simbiyotun etkisiyle, –bir nevi- karanlık tarafa geçme hikâyesi, onca kötü kahramanın üstüne bir de aşk meşk sorunlarıyla resmen arada kaynıyor.
İşin ilginci film bize bu 'karanlık' kısımları, ciddiye almamızı engelleyecek bir mizahla anlatıyor. Kibirli Peter Parker'ı gördüğümüz sırada karakterimizi önemsemek ya da onun için endişelenmek yerine kahkahalar atıyoruz. İşin ciddi kısımları gelince de bunları bir önceki filmde sunulan klasik gençlik bunalımları kadar bile ciddiye alamıyoruz. Bu mizah duygusunu ekibin bilinçli bir seçimi olarak görüp önemsemesek bile dönüşüm aşamaları inandırıcılığı zorluyor. Yine daha önceki filmlerde seyirciye karakterin içinde bulunduğu durumu anlaması için bolca materyal sunan ekip bu sefer neredeyse bir parmak şıklatma süresi içinde Peter'ın kararlarını vermesini sağlıyor.
Bu ani ve inandırıcı olmayan karakter dönüşümleri sadece Peter'la sınırlı kalmıyor. İlk filmden itibaren maceranın içinde yer alan ve kanımca öyküye çok hoş çatışmalar kazandıran Harry Osborn (James Franco) bu anlamda filmin en büyük falsosu durumunda. Harry'nin yaşadığı her gelişme adeta bir pembe dizi üslubunda anlatılıyor. İşin acı tarafı bunların klişe seviyesi film ilerledikçe daha da artıyor. En sonlarda uşağı Bernard'la olan sahnedeki absürdlüğe ise artık ister istemez gülüyorsunuz.
Filmin kötü adamlarının resmedilişinde de kimi sorunlar var. 'Kum adam'ın (Thomas Haden Church) beraberinde getirdiği bilgi tüm film boyunca gerilmenizi sağlıyor, ancak bu espri dışında karakterimizin bir görsel efekt gösterisi olmaktan öteye gidemediğini söyleyebiliriz. Genç kuşağın ciddi yetenek barındıran aktörlerinden birisi olduğunu düşündüğüm Topher Grace'in canlandırdığı Venom açısından baktığımızda ise çizgi romanın hayranlarına başka bir kötü haber vermek gerekiyor. Örümcek Adam'ın en azılı ve zorlayıcı düşmanı olarak gösterilen karakter maalesef filmde diğer kötü adamlardan daha fazla bir öneme sahip değil. Ve Peter'ın karşısına çıkardığı sorunların da daha önceki filmlerde gördüğümüz örneklerin yanında daha zorlayıcı olduğunu söyleyemeyiz.
Seleflerinin yanında, ezik bir popcorn filmi
"Örümcek-Adam 3"teki dağınıklık maalesef film hakkındaki bu yazıyı da etkiliyor. Hangi kısma dikkat çekip nereleri inceleyeceğinizi bilemiyorsunuz. Bu karmaşa filmin klasik öykü gidişinde (Mary Jane'in bu filmde de rehine alındığını söylemem herhalde kimseyi şaşırtmayacaktır) dağılmalara ve önceki filmlerin derli toplu anlatımlarına da yabancılaşmasını sağlıyor. Filmin sonlarında 'Örümcek adam ve arkadaşları' tadındaki muhabbet ve kötülerin işbirliği yaptığı sekanslar ise bana maalesef zamanında Tim Burton'ın başlattığı "Batman" serisinin üçüncü ve dördüncü filmlerde düştüğü ölümcül hataları hatırlattı.
"Örümcek-Adam" neye odaklandığını bilen bir seriyken birden bire nasıl oldu da bu amaçsız filmi doğurdu anlamak güç. Aslında sürekli olumsuz şeylerden bahsetsem de filmin genel olarak (en azından ilk yarısında) zevkli bir eğlence yarattığını da kabul etmeliyim. Sonuçta "Örümcek-Adam 3" günümüzdeki pek çok çizgi roman uyarlamasının yanında şüphesiz gayet iyi kalıyor. Senaryodaki karmaşa ve zayıflık ne derecede olursa olsun ilk iki filmin seyirci üzerinde attığı temelleri o kadar zedelemeyi de başaramıyor belki. Sonuçta yine Peter'ı en yakın dostunuz gibi önemsiyor, May Hâlâ'yı her görüşünüzde ona sarılmak istiyorsunuz. Hiçbiri ikinci filmdeki tren sekansı kadar olmasa da yine aksiyon anlarında çocuksu bir heyecana kapılıyorsunuz. Ancak maalesef film sizi daha öncekiler kadar etkileyemiyor. Eğer siz de benim gibi serinin hayranlarındansanız filmin içeriğindeki zayıflık ve ciddiye almamazlık durumu özellikle ikinci yarısından itibaren tadınızı kaçırıyor.
İnsan sevdiğini daha çok yerden yere vururmuş. Bu anlamda filmi, yazının neredeyse tamamında kötülemem daha da anlaşılabilir olacaktır. Ama pek çok karakteri bir filmde buluşturmak adına gösterilen çabalar serinin bu son halkasını, seleflerinin yanında ezik bir popcorn filmine dönüştürüyor. Sonuçta bu film "Daredevil"in bir devamı olsaydı, sınıf atlamış diye tanımlardık belki de. Ancak "Örümcek-Adam 2"nin ardından gelen film bu olmamalıydı.
Kimler İzlemeli:
Kimler İzlememeli:



Rob Schneider, William Forsythe, Eddie Griffin ve Arija Bareikis'in oynadığı "Erkek Jigolo" aslı komedi filmi bu akşam 22:00'da CNBC-e ekranlarında...

İftira karşısında gerçek, nefret karşısında sevgi, hakaret karşısında bağışlama ışıldar.






Seanslar
Fragman
