Süper kahramanların en kadını...

'İyilik ve şükran sunan, parlak kişi' anlamına gelen ismini Budist babasından alan Uma Thurman kültürel açıdan zengin, hümanist bir ortamda yetişti. Ne de olsa annesi bir psikoterapistti, babası ise Amerika'da doğup keşiş olan ilk Budist ünvanına sahipti. Babası, "Dalai Lama'ya özgürlük" sloganları atarken Uma henüz kendisini bulamamış, kendi deyimiyle "güçsüz ve hırçın" bir genç kızdı. Budistlere olan baskılar arttıkça, genç Uma'nın yaşamı da düzensizleşiyor, Woodstock'tan Massachusetts'e, Amherst'ten New York'a uzanan yolculuklar, uyumsuzluk ve sorunlar peşini bırakmıyordu.
Bu arada oyunculuğa merak saran Thurman, lisede çeşitli tiyatro oyunlarında figüranlık yaptı. Sonunda büyüdüğü ortamın kültürel zenginliğiyle Thurman'ın çekingenliğinin yarattığı karşıtlık o kadar belirginleşti ki, genç sanatçı ailesini geride bırakıp New York'a yerleşmeye karar verdi. Ancak hayat şartları, hayallerin gerçekleştiği şehir olarak lanse edilen Yeni Dünya başkentinde de zorluydu; Thurman'ın kariyeri tesadüfler üzerinde büyüyüp gelişecekti. New York'un en fakir bölgelerinden Hell's Kitchen'da (Cehennemin Mutfağı) bir ev tutan Thurman, bulaşıkçılık yapmaya ve model ajanslarının kapısını aşındırmaya başladı. Tıpkı İsveç'ten Amerika'ya göçen ve gençliğinde ülkesinde modellik yaparak para kazanmaya çalışan annesi gibi hayatın gerçek yüzüyle karşılaşan Thurman'ın şansı bir süre sonra açıldı ve sanatçı Click isimli bir dergiye verdiği pozlarla ismini duyurdu. Fotoğrafların ilgi çekmesi üzerine Thurman'a 1986 yılında Peter Huemer'in "Kiss Daddy Good Night" filminde başrol oynaması için teklif geldi. Steve Buscemi'nin de rol aldığı bu bağımsız film pek başarılı olamadı. 1988 yılında çevirdiği "Johnny Be Good" da ilk filmiyle aynı kaderi paylaştı; Thurman modellikten farklı bir iş yapmıyor, sadece 'rol kesiyordu'.
Tehlikeli Uma Stephen Frears'ın karmaşık bir senaryoyu gerilim dolu bir anlatımla görselleştirdiği "Tehlikeli İlişkiler" ("Dangerous Liaisons", 1988), sadece yönetmeni Stephan Frears'ın değil, Thurman'ın kariyerinde de bir dönüm noktası oldu. Medya Thurman'ı biraz da filmdeki erotik sahnelerin etkisiyle göklere çıkarttı, genç sanatçının fotoğrafları, dergi kapaklarını süsler oldu. Filmde canlandırdığı saf ve masum kız ile medyanın kendisine yakıştırdığı ünvanların aykırılığını gören ve yeni bir seks yıldızı olarak lanse edilmekten rahatsızlık duyan sanatçı, İngiltere'ye yerleşti. Ancak Hollywood, bu masum genç kızı ikna etmekte gecikmedi ve yeniden kendi çarklarına dönmesini sağladı.. Henry Miller'ın yaşamını anlatan "Henry & June"da (1990) sanatçının karısını oynayan Thurman'ın karizmatik, soğuk ve kontrollü performansı, "Tehlikeli İlişkiler"in masum kızının doğru yolda olduğunu kanıtlıyordu adeta. Artık saf bir model değil, gelişmeye açık bir oyuncu olmuştu. Filmin özellikle 18 yaşından küçüklere yasaklanması ve bunun Amerikan medyasında yarattığı tartışmalar sayesinde Thurman yeniden manşetlere taşındı; cinsel bir objeden çok, iyi bir oyuncu muamelesi görmeye başlamıştı sonunda… Sahneyi dolduran güzellik Sanatçının sonraki filmleri ne yazık ki beklendiği gibi olmadı. Mimiklerini ve güzelliğini iyi kullanıyordu, ancak "Henry & June"dan sonraki "Final Analysis" (1992), "Jennifer Eight" (1992) ve "Mad Dog And Glory" (1993), filmlerinde oyunculuk namına hiçbir ilerleme kaydedememişti. Güzeldi, çekiciydi ancak ilk başlardaki isteğini kaybetmişe benziyordu. Ancak bu olayların, Hollywood'un süper kahramanlara her zamankinden çok ihtiyaç duyduğu bir dönemde, 90'ların başlarında gerçekleştiğini de unutmamak gerekiyordu... Endüstri çözüm arıyor, eskiyen yüzlerle ne yapacağını düşünüyordu.
Sert bir dönüş Cevap Hollywood'un dışından, o güne kadar yeraltı sineması, bağımsız sinema gibi sıfatlar yakıştırılmış bir cepheden geldi. İlk filmiyle 'Rezervuar Köpekleri'nin yaşamlarını anlatan Quentin Tarantino yeni filminde Thurman'a çok merkezi bir rol verdi. Siyah ojeli tırnakları, salaş gömleği ve meraklı bakışlarıyla "Ucuz Roman"ın ("Pulp Fiction", 1994) Mia'sı oluvermişti. Tarantino'nun daha sonra izlediğinde "sinema tarihinin en iyi sekansını çekmişim" dediği aşırı doz sekansının başrolündeydi Thurman; hem yeni bir moda yaratmış hem de performansıyla bağımsız kadın oyuncuların gözdelerinden birisi haline gelmişti. Çapkın bir çocuk bakıcısını canlandırdığı "A Month By The Lake" (1995) gişede tam bir başarısızlığa uğradı. Ted Damme'in "Beatiful Girls"ünde küçük bir rol alan Thurman, nispeten başarılı bir oyunculuk çıkardı. Bu arada 1990 yılında evlendiği Gary Oldman'la iki yıllık bir evlilik gerçekleştirdi. Birkaç yıl yalnız takıldıktan sonra 1997 yılında, genetik çalışmalarla ilgili öngörü sahibi bir bilimkurgu olan "Gattaca" filminde birlikte rol aldığı yakışıklı aktör Ethan Hawke'la,1 Mayıs 1998'de dünya evine girdi. Yeniden evlenmenin Thurman'a yaradığını söyleyebiliriz. 1998'i, Bille August imzalı "Sefiller" ("Les Misérables") ve Ralph Fiennes, Sean Connery gibi usta oyuncularla birlikte rol aldığı "Tatlı Sert"le ("The Avengers") kapattıktan sonra, 1999'da usta yönetmen Woody Allen'ın "Sweet and Lowdown"unda çıktı karşımıza. 2000 yılında, biraz rötarlı olarak ülkemizde vizyona giren "Vatel"de Gérard Depardieu ve Tim Roth'la birlikte rol alan güzel aktris, aynı yıl çevirdiği bir James Ivory draması olan "Altın Kap"la ("The Golden Bowl") yeniden sinemalarımızdaydı. Amerikan sinemasının yeni bağımsız kanlarından Richard Linklater'ın tek odel odasında geçen filmi "Kaset'te (Tape, 2001) Ethan Hawke ve Robert Sean Leonard'la birlikte rol alan Thurman, aynı yıl eşi Hawke'ın ilk kez yönetmen koltuğuna oturduğu "Chealsea Walls"da da yanındaydı. Hamileliği nedeniyle kariyerini bir süre askıya almak zorunda kalan Thurman, 15 Ocak 2002'de ikinci oğlu Roan'ı doğurduktan sonra, söz verdiği üzere, Tarantino ustanın yeni filmi "Kill Bill" için kamera karşısına geçti. Yakın dönemde kendisini herkesi kesip biçen 'Gelin' ('The Bride') karakterinde kariyerinde belki bir daha aşamayacağı kadar devleştiği "Kill Bill"in birinci ve ikinci bölümünde izlediğimiz karizmatik yıldız, iki filmin arasında kendisini özletmemek için John Woo'nun son filmi "Hesaplaşma"yla vizyonumuza konuk olmuştu. Sonrasında, "Sakin Ol"da ("Be Cool") Thurman, biraz nostalji yaptığı bir rolle karşımıza çıktı. "Tut Şu Bücürü"nün ("Get Shorty") devamı niteliğindeki filmde, müzik sektörüne atılan çılgın film yapımcısı Charlie Palmer'ın ortağı Edie'yi canlandıran Thurman, aynı zamanda, "Ucuz Roman" filmini hatırlatırcasına, Travolta'yla yeniden dans pistine çıktı.
Tüm bu işlerle 'süper yıldız'lığını çoktan kanıtlamış olan güzel yıldız, bununla yetinmedi ve beyazperdede süper kahraman olmaya da soyundu. "Eski Süper Sevgilim"de ("My Super Ex-Girlfriend") 'süper kız' G Girl'ü canlandıran Thurman, adeta kadınların süper olsalar da üzerlerine yapıştırılan klişelerden kurtulamayacaklarını kanıtlıyor ve karizma açısından en az süper olduğu rollerinden birine imza atıyor. Yine de 'Thurman Şov'un, "Kill Bill"lerden sonra da devam ettiği ve edeceği aşikâr. Tüm bu filmlerden sonra hâlâ karizmatik yıldıza doyamadığını iddia eden olursa, kendisine biraz şüpheyle yaklaşacağımızı şimdiden söyleyelim...


Tom Hanks’e En İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar ödülü getiren "Philadelphia", bir dönemin AIDS hastalığına hukuki ve toplumsal bakışını gözler önüne seriyor. Bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de yayınlanacak olan "Philadelphia" yı kaçırmayın!









Seanslar
Fragman

