Sanat cinayet içindir / Uğur Vardan / Radikal
Sinema.com 5 Eylül 2008, Cuma 17:05

Amerikan sinemasında ‘Seri katil’ filmleri tükenmiyor. Türünün son örneği olarak karşımıza gelen ‘Anamorph’, sanatçı ruhlu bir katille, onun peşindeki dedektifin mücadelesini anlatıyor.

Biz ‘suç mahali’ne son noktayı ‘Zodiac’ın koyduğunu sanmıştık, yanılmışız. ‘Seri katil’ temasını seven, konuya ilişkin neredeyse her açıdan baktığını düşündüğümüz Amerikan sineması, bugün gösterime giren ‘Anamorph’la ‘Durun bitmedi, bir iki atımlık barutumuz daha kaldı” diyor. Henry Miller’ın yönettiği film, 70’lerde özellikle televizyonlarda boy gösteren huzursuz, mutsuz, pejmürde dedektif karakterlerinden birini perdeye taşıyor (aslında filmin bir zamansızlık derdi de var, hikâye boyunca günümüze ait önemli bir veriyle karşılaşmıyoruz; mesela hiç bir cep telefonu kullanılmıyor, sadece ev telefonundaki mesaj kutusu belirgin bir figür).

Öykü, bu Columbo sakilliğindeki (farklı olarak alkolik aynı zamanda) Stan Aubrey adlı New York Polis Departmanı üyesi dedektifin bir seri katille bitmemiş hesabı vardır. Daha doğrusu, böyle bir hesap olduğunu bizim gibi tıpkı o da sonradan fark eder. Beş yıl önce ‘Eddie Amca’ lakaplı bir katilin peşindeyken, bir baskın sırasında şüpheli olduğu düşünülen kişiyi yanlışlıkla öldürüp olay basına da intikal edince, kötü bir şöhret edinen Stan, yakasını geçmişinden kurtarmak istemektedir. Böylesi bir ruh durumuyla meslek hayatını zar zor sürdürürken bu kez de, ‘sanatçı bir stil’e sahip yeni bir katil daha ortaya çıkar. Vakalar, birer şahaser niteliğindedir ve bu tür hikâyelerin en temel meselesinin devreye girme vaktidir; elbette ki gönderilmek istenen gizemli mesajların hedefi bu işin peşindeki dedektiftir.

Gerçeğin tanımı üzerine
Katil, kurbanlarını filme de adına veren ‘Anamorph’ tekniği etrafında biçimlenen sanatsal üslubun birer nesnesi haline dönüştürmektedir. Kelime anlamı Yunanca, ‘yeniden biçimleniş’i tarif etse de sanat literatürü açısından ‘Anamorph’, ‘farklı perspektifler, farklı görüntü yaratır’ı ifade ediyor. Bu fikriyatın filmdeki karşılığı ise, bir tür hayat dersi: Gerçek durduğun yere göre değişir.

Bu ‘afili’ tanımın filmin geneline olan yaygınlığına gelince; doğrusu tam başarılamamış bir yapıtla karşı karşıyayız. Bir kere hikâye fazla gizemli. Tamam, kolaycılığa alıştırıldık, biraz çaba isteyen yapıtlarda bile afallayabiliyoruz ama önümüzdeki, fikirlerini kendine saklamakta ısrar eden filmlerden. Sonra, özellikle finale doğru, olaylar çözülerken, bu kez hikâye bizi fazlasıyla aptal yerine koyuyor ve karakterler kadar meselelere vâkıf olmakta zorlanıyoruz. Mesela, öykü boyunca Stan’ın yerinde gözü olduğuna dair bakışlar fırlatan ve cümleler sarf eden partneri Carl, sanat eleştirmenlerine bile yol gösterecek bir yöntemle, Anamorph tekniğini bir nescafe bardağı (mug yani) yüzeyindeki yansımalar vasıtasıyla çözebiliyor. Yine sonlara doğru, ‘seri katil’ şüphelisi, olaya nasıl dahil oluyor, mantık kuralları bunu açıklayamıyor; keza bu dahil oluş öykü zarafetini zedeler bir biçimde cereyan ediyor. Ayrıca şüphelinin, hikâyedeki ilk ortaya çıkışı da tuhaf.

Yazının devamını okumak için tıklayın!


Henüz kimse yorum yapmamış.
TV'de bugün
Philadelphia (01 Aralık 2008 Cnbc-e, 22:00)

Tom Hanks’e En İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar ödülü getiren "Philadelphia", bir dönemin AIDS hastalığına hukuki ve toplumsal bakışını gözler önüne seriyor. Bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de yayınlanacak olan "Philadelphia" yı kaçırmayın!

Replik
Raydan Çıkanlar
Bazıları sahip oldukları şeyin değerini bilmez.
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com