
Kahramanlar da gün gelir eskir mi? ‘Batman: Kara Şövalye’ bu konuda ‘çelişkili’ açıklamalar yapan bir film. Hikâye, eskiyebileceğini, çünkü bu işin doğasının böyle olduğunu anlatmak istiyor, öte yandan film, ‘Batman’ serisinin modern zamanlarındaki altıncı adımı olarak ‘eskimeyeceğini’ kendi varlığıyla ortaya koyuyor. Hatırlanacağı gibi daha önce ‘Batman’e ilk olarak Tim Burton el atmış, nihilistik iki filmle ‘çift kişilikli’ kahramanı yeniden popüler kültürle buluşturmuştu. Daha sonra Joel Schumacher’in daha şen şakrak ve yan karakterlerin yoğun olduğu iki filmi gelmişti. Nihayetinde bağımsız sinema kökenli Christopher Nolan, beşinci adımda (ki filminin ismi ‘Batman Başlıyor’du), meselenin evveliyatına gitmiş ve Bruce Wayne’in, yarasa kostümleri giyip Gotham City’de adalet sağlamadaki ısrarının ‘Freudyen altyapısı’na eğilmişti.
Yine kamera arkasında Nolan’ın olduğu ve senaryoyu da kardeşi Jonathan’la birlikte kaleme aldıkları "Batman: Kara Şövalye" (The Dark Knight), ilginç bir seyirlik olmayı başarıyor. Lakin film, içerik ve anlatım bakımından hiç ilgisi olmasa da kötü karakteri The Joker’ın çok fazla ön plana çıkması nedeniyle Schumacher’in ‘Batman’lerini en azından kâğıt üzerinde hatırlatıyor.
‘Kara Şövalye’ aslında bir kötülük güzellemesi sayılabilir. Zaten bu filmden geride kalacak en derin iz de hem ‘Joker’ karakteri, hem de onu canlandıran ‘rahmetli’ Heath Ledger olacak herhalde.
Ama önce öykü... Gotham City’nin her derdine deva olmaktan yorulan Batman, artık kendisini geri plana atmak istemektedir. Şehir de bir anlamda onun kimliğinden rahatsızdır. Öte yandan palazlanan mafya, en tehlikeli güç olarak Gotham’ın başını ağrıtır. Yeni bölge savcısı Harvey Dent, bir nevi ‘sivil’ Batman olarak meseleleri hukuk yoluyla çözme niyetindedir. Öte yandan Dent’in asistanı, Batman’in (ve de Bruce Wayne’in bittabi) eski kız arkadaşı Rachel Dawes’tır ve ikili arasında, sonu evliliğe uzanacak yeni bir ilişki filizlenmektedir. Bu sırada mafya adına çalışmaya başlayan The Joker adlı yeni bir suçlu, ortalığı kan gölüne ve dehşete boğmaktadır. Batman, her ne kadar kendi yüzünü unutturmaya çalışsa da, Joker’la hesaplaşmak zorundadır. Nitekim hesaplaşır da...
Çizgi romanları küçükken sever ve ilk aşklar misali hayat boyu yanımızda taşırız. Onlar bize heyecan, aksiyon ve pür macera vaat eder. Biraz büyümeye ve hayatın diğer alanlarıyla da yüzgöz olmaya başladığımızda ise, onları yine severiz ama artık yeni bir ‘ricamız’ daha olur: Mümkünse biraz derinlik... Peki 1939’da yaratılan bir kahramanın, 2000’li yıllarda yaşaması mümkün mü? Christopher Nolan, bir önceki adım olan ‘Batman Başlıyor’da, işte böylesi bir hamleye soyunmuş, kahramanı ‘modernize’ ve ‘mantıkize’ etmişti. ‘Kara Şövalye’de de benzer bir tavır var. Film hem aksiyon, hem de felsefe vaat ediyor. Aksiyon, zaten her modern büyük stüdyo yapımında var; her yeni adımda ‘Nefesler nasıl daha fazla kesilir?’in versiyonları ve yeni hamleleriyle karşılaşıyoruz. Ya peki felsefe? Aslında bu da modern aksiyonların ilgi alanı. ‘Süpermen’, ‘Örümcek Adam’ ya da ‘Hulk’ gibi örnekler de, aynı zamanda ‘fikir teatisi’ne soyunuyordu. Peki ‘Kara Şövalye’nin erdemleri nerede?
Yaşasın kötülük!
Christopher, kardeşi Jonathan’la bu yoldaki bütün enerjisini galiba Joker karakterinde kullanmış. Batman’in kendisini geriye çekme düşüncesinden de yararlanan senaryo, ‘Gelin hep beraber kötülük üzerine düşünelim’ diyor. Joker, Batman’in eli ayağı konumundaki Alfred’in de tanımladığı gibi parada pulda gözü olan biri değil. O, dünyanın yanışını seyretmenin peşinde. Bütün derdi kurulu düzene çomak sokmak, kaos yaratmak. Kendisi de belirtiyor: “Anarşi istiyorum.” Ve filmin kilit sahnelerinin birinde, Batman eski gözdelerimizden Teks Willer gibi ‘Aman diyene’ vururken ve bütün bastırılmış duygularını Joker’e sille tokat girerek açığa çıkarırken, o oturduğu yerden çenesini konuşturuyor: “Farkında değil misin? Birbirimize ne kadar benziyoruz. İkimiz de ucubeyiz...” Joker’in planları yok, komplo teorileri yok, o spontane davranıyor, anında yaratıyor (film karakterine bunları söyletiyor ama adım başı daha önceden hazırladığı tuzakları izliyoruz; adam kaçırmalar, feribotlara bomba koymalar, mahsusçuktan içeri girmeler falan...)
Devamını okumak için tıklayın!
- AROG Bomba Gibi Geliyor!
- Türk sinemasında 'rekor' yılı
- İhtiyarlara yer yok aptallara var / Uğur Vardan/Radikal
- ‘Sinema olmasa kimse ölmez’ /Banu Uzpeder/ Radikal Genç
- Truman Capote'nin ruhu aramızda / Kaya Genç / Sabah
- Güneşin Oğlu'nun Sevgilisi / Elif Türkölmez / Radikal
- Sansür tartışması sürüyor
- 'A.R.O.G.' dünya çapında bir iş
- Zorunlu bir açıklama / Can Dündar / Milliyet
- Necla değil Fahriye Evcen / Elif Türkölmez /Radikal
- ‘Mustafa’nın güncesi / Can Dündar / Milliyet
- Darbe de yaparım, otomobil de... / Radikal
- "Üç Maymun": Güzel, yalnız ve suçlu... / Fatih Özgüven / Radikal
- Türk basınında "Üç Maymun"
- Yeşim Ustaoğlu filmini anlatıyor / Kerem Akça / Radikal


Tom Hanks’e En İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar ödülü getiren "Philadelphia", bir dönemin AIDS hastalığına hukuki ve toplumsal bakışını gözler önüne seriyor. Bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de yayınlanacak olan "Philadelphia" yı kaçırmayın!

Geçici güvenlik için özgürlükten vazgeçenler ne güvenliği, ne de özgürlüğü hak ederler.
Benjamin Franklin








Seanslar
Fragman

