Metropolis 80 yaşında yeniden keşfedildi/Esin Küçüktepepınar
Sinema.com 11 Temmuz 2008, Cuma 15:17
Steven Spielberg'e göre insanlar, Metropolis izleyenler ve izlemeyenler olarak ikiye ayrılıyor. Filmin ünlü "El ile beyin arasındaki uzlaşmanın yolu kalpten geçer," repliğine bakıldığında, masalcı ve çocuksu yönetmenin hayranlık nedeni anlaşılabilir.

Avusturya doğumlu Fritz Lang'ın bilimkurgu sinemasının temel taşı olarak kabul edilen filmi, aşk yoluyla bölünmüş toplumsal yapıyı uzlaştırmaya çalışsa da, kapitalist bir düzende işçiler ile işveren arasında yaşanan sosyal krizi anlatan bir distopya olarak, böyle romantik maksatları kat kat aşıyor.

Mitolojiden İncil'e, Marksist ideolojiden faşizmin ayak seslerine kadar sayısız okumanın da yapılabildiği, sonuçta ortayı bulmaya çalışarak sosyal demokrasi kıvamında bir adalet öneren bu görsel şaheser, sinemada devrim yaratan yapım tasarımı ve insanlığa dair mesajlarıyla da, hâlâ gün gibi taze. Esas gücü, modern çağımızın endişelerine tercüman olabilmesinde. Beğenirsiniz, beğenmezsiniz; ırkçılıktan yurtsuzlaşmaya muhtelif uyarılar var. Maksat siz bunlardan birine uyanmaya niyetlenin, olmadı sinemanın görselliğindeki anlatım gücüne hayran olun. Yani Metropolis misali karanlık bir gelecekle doğrudan işi olmadığı bilinse de, Spielberg sadece bir sinema fenomenini değil, kahince bir öngörüyle günümüzün hal ve gidişatını resmetme başarısını da takdir ediyor olmalı. Üstelik filmde mimarinin ve fotoğraf teknolojisinin kullanımına bakıldığında, günümüz özel efektlerine parmak ısırtıyor. Ne de ola niyeti ve öngörüsüyle herkesleri aşan bir hayalgücü var ortada. 21. yüzyıldaki (işe bakın ki günümüz!) dünyayı gelecekçi bir bakış açısıyla anlatan bu kara ütopyacı filmin geçmişten günümüze bilimkurgu türünü şekillendirdiği de biliniyor. Dolayısıyla kimlerin hayalgücünün tetiklemedi ki!

POPÜLER KÜLTÜRE YÖN VERDİ
Bu filmin Ridley Scott (Blade Runner/ Bıçak Sırtı), George Lucas (THX 1138) ve Jean-Luc Godard (Weekend) ile Terry Gilliam (Brazil) gibi nice sinemacının ufkunu açtığını bilsek de, Alfred Hitchcock ve Ingmar Bergman misali ustalara da ilham kaynağı olduğu anlaşılıyor.

Film ayrıca, Madonna'nın video kliplerinden Batman'in Gotham şehrine kadar, popüler kültürümüze yön vermiş durumda. Öyküsü de tüm zamanlara uygun bir klişe. Yeraltında makinelerle birlikte yaşayan işçi sınıfı (el) ve yukarıda konforlu bir yaşam süren yönetici sınıf (beyin) arasındaki gerilimde, Maria adında, Meryem Ana misali arabuluculuk yapan genç ve güzel bir kadın (kalp) ve ona olan aşkıyla, bu adaletsiz gidişata uyanıp, durumu Mesih gibi kurtarmaya kalkışan patronun oğlu.

Gerçi sonuçta filmi naif finaliyle eleştiriyoruz ama dön dolaş izlenilesi bir klasik karşımızdaki. Zaten bu filmi pek yakında izlemeyen de kalmayacak. Metropolis son teknoloji örneği Blu-Ray DVD biçimi ile gelecek yıl tüm dünyada satışa sunuluyor. Ne de olsa doğum günü bahane, 80 yaşını devirdi! Üstelik üç beş gün önce gelen müjdeli bir haber belli ki ömrünü uzatacak. Malum, 1927 yılındaki ilk vizyonunun ardından önce Alman yapımcı sonra da Amerikalı dağıtımcılar tarafından paramparça edilerek kısaltılan film, yaklaşık üç buçuk saatlik orijinalinin yarısından da az süresi ve bol çizikli yıpranmış kopyasıyla izlenmişti yıllarca.

Yazının devamı için tıklayın!

Henüz kimse yorum yapmamış.
TV'de bugün
Philadelphia (01 Aralık 2008 Cnbc-e, 22:00)

Tom Hanks’e En İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar ödülü getiren "Philadelphia", bir dönemin AIDS hastalığına hukuki ve toplumsal bakışını gözler önüne seriyor. Bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de yayınlanacak olan "Philadelphia" yı kaçırmayın!

Replik
Temmuz'da
Hayattaki en güzel şeyler bedavadır!
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com