'Hulk'ız biz yeniden doğarız filmlerde... Uğur Vardan / Radikal
Sinema.com 13 Haziran 2008, Cuma 10:12

Çizgiroman karakteri Hulk, bu kez Edward Norton’la sinemaseverlerin huzurunda. İlk filmi yöneten Ang Lee’nin yerine kamera arkasına geçen Louis Leterrier, ‘Yeşil Dev’in bu serüveninde daha çok aksiyona ağırlık vermiş.

Kuşağımın, lisedeki coğrafya derslerinden geriye kalan en hoş klişelerinden biri ‘Yazları sıcak ve kurak’ ifadesiydi. Şimdiki kuşakların, geleceğe bırakacağı ‘miras’ cümle ise ‘Yazları sıcak ve aksiyonlu’ olacak sanırım. Bir süredir, global sinema pazarında yer alan Türkiye’de, Batı’yla aynı anda film görme mutluluğunun yansıması olarak ‘Dev bütçeli ve süper kahramanlı aksiyonları’, belki üretildiği yerde olduğu gibi araba içinde değil ama huzurlu ve de klimalı salonlarımızda izliyoruz. Bu yazın ilk hamlesi ‘Iron Man’i savuşturduk, sırada ‘The Incredible Hulk’ var.

‘Halk arasında, ‘Yeşil dev’ olarak da bilinen bu antikahramanın hikâyesi çok eskilere, TRT zamanında gösterilen bir diziye kadar uzanıyor malumunuz. Lakin modern zamanlardaki ‘Hulk’, 2003 tarihli Ang Lee imzalı filmle popüler kültürün huzuruna çıkmıştı. Eric Bana’nın, bu varoluşsal sorunlar yaşayan kahramanı canlandırdığı film, aksiyondan çok felsefeye sırtını dayamış ve eleştirmenlerin de beğenisini kazanmıştı. Lakin bu esnada o klasik denklem devreye girmiş, ‘Eleştirmenin beğendiğini halk beğenmez’ işlemiş, Ang Lee’nin filmi, gişede yüksek yapım maliyetlerini ancak karşılar bir hasılatı toplayabilmişti.
Bu da şu demekti, bir sonraki devam filmi için Lee’nin kapısı çalınmayacak...

Nitekim, yapımcı kanat ikinci film için Louis Leterrier’yi tercih etmiş. Fransız yönetmeni sinemaseverler, Jason Statham’lı ‘Transporter’ serisi ve ‘Unleashed’ gibi çalışmalarıyla hatırlıyor. Leterrier, bu yapımlarda aksiyona olan hâkimiyetini yeterince göstermişti. Ama değişiklik sadece kamera arkasında olmamış, oyuncu kadrosu da baştan aşağıya yenilenmiş; Eric Bana Edward Norton’la, Jennifer Connoly Liv Tyler’la, Sam Elliot da Willam Hurt’la forma değişimine gitmişler. Senaryo kısmındaki değişiklik de James Schamus’la Zak Penn arasında olmuş.


Futbol ve dizi cenneti
Peki ya ortaya çıkan sonuç? Bu konuda fikir beyan etmeden önce galiba öyküden bahsetmek gerekiyor. Leterrier’nin filmi, yeni oyuncuların hikâyeyi çok kısa bir şekilde özetlemesiyle başlıyor; bilim insanı Bruce Banner, gama ışınlarına maruz kalınca öfkelendiğinde dev bir mahlukata dönüşür. Sevgilisi Betty Ross ise, babası David’den bu yana Banner’ların düşmanı olan General Thaddeus ‘Thunderbolt’ Ross’un kızıdır. Generalden kaçıp gizlenen ve huzuru Brezilya varoşlarındaki sakin hayatta arayan Banner, burada bir meşrubat fabrikasında teknikerlik yapmaktadır. Boş zamanlarını ise dizi ve futbol (tam yeridir çünkü burası) yayımlayan televizyon karşısında geçirir. Film başladığı anda Banner için olaysız gün sayısı 158’dir. Lakin, bir tamir sırasında akan kanı, meşrubata karışıp bu meşrubat da Amerika’daki bir yaşlıyı (heyhat bu adamcağızı da çizgiromanın yaratıcısı Stan Lee canlandırıyor) öldürünce, General ve ekibi uyanır.

Thaddeus Ross, Banner’ı yakalamak için giriştiği operasyona bu kez Rusya doğumlu deneyimli İngiliz asker Emil Bronsky’yi de katar. Banner, baskından kurtulur. Daha sonra da Guetamala ve Meksika üzerinden, evine döner. Burada da kaldığı yerden mücadelesine devam eder, önce Betty’yle karşılaşır, sonra da babası ve komutasındakilerle savaşır.
Stan Lee, ‘Hulk’ı Frankenstein’la ‘Dr. Jekyll and Mr. Hyde’dan ilham alarak yaratmıştı. İzlediğimiz ikinci adımın yapımcılarından Gale Ann Hurd, yaratığı tanımlarken Frankenstein’a ‘Notre Dame’ın Kamburu’nu da ekliyor.

Nasıl tarif ederseniz edin, kendisinin dışında bambaşka bir şekle bürünen ve bu gerçekle yaşamak zorunda olan biri var huzurlarımızda. Ama, çizgiromanların derinliği ve karakterinin psikolojisi de bir yere kadar; çünkü eğer sinema bir çizgi kahramana el atmışsa bilin ki işin felsefesi için değil, aksiyonu içindir. Nitekim ikinci adımda, evet Bruce Banner, içindeki kötülükle uğraşmak istiyor ama karşı tarafın bitmez tükenmez hamleleri, doğasıyla sık sık buluşmasına ve “Kızarsam çok kötü olur” cümlesini fazlaca kurmasına neden oluyor. Leterrier’nin filmi, doğrusu aksiyonun hakkını bir noktaya kadar iyi veriyor; özellikle Hulk’ın açık alanda General’in adamlarıyla ve Bronsky’yle savaşı oldukça sürükleyici. Hele ki, Bronsky’nin devi kızdırarak sıkı bir darbe yediği sahne var ki, ayrıca içerdiği mizahla belki de filmin en keyifli bölümü burası.

Devamı için tıklayın!

Henüz kimse yorum yapmamış.
TV'de bugün
Philadelphia (01 Aralık 2008 Cnbc-e, 22:00)

Tom Hanks’e En İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar ödülü getiren "Philadelphia", bir dönemin AIDS hastalığına hukuki ve toplumsal bakışını gözler önüne seriyor. Bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de yayınlanacak olan "Philadelphia" yı kaçırmayın!

Replik
Karayip Korsanları: Siyah İnci'nin Laneti
Bir korsan için bugünlerde ayakta kalmanın tek yolu diğer korsanlara ihanet etmek.
Kaptan Barbossa
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com