
Haneke ‘Ölümcül Oyunlar’ı, farklı oyuncularla Amerika’da kare kare yeniden çekti. Film, içeriğinden bir şey kaybetmemiş ama aynı meseleleri bir kez daha izlemek ne derece çekici?
‘Aydın işi sinema’nın en etkileyici ismi Michael Haneke, 1997’de çektiği ‘Ölümcül Oyunlar’ı (Funny Games), Amerikan topraklarında ilkiyle neredeyse kare kare aynı şekilde bir daha çekti.
‘Ne işe yaradığı’ yönetmenince kimi gerekçelere bağlansa da, aynı filmi farklı oyuncularla da olysa izlemenin, biz seyirciler açısından çok cazip olduğunu söylemek pek mümkün değil. Öte yandan Haneke’nin derdi de, onun sinemasını yakından takip edenler değil elbet, fikirlerinin ‘pazar payı’nı genişletmek ve günümüz Amerikan sinema seyircisine, o en çok sevdiği türü farklı bir bakış açısıyla dile getiren filmiyle buluşturmak.
Zaten Avusturyalı üstad da iyi biliyor ve filmografisinde gösteriyor ki, Avrupa’nın derdi bu aralar bireysel şiddet ya da burjuvazinin meseleleri değil, ‘yaşlı kıta’nın derdi, kendi köklerinde ‘Saklı’. Artık bir zamanlar evlerine aldıkları göçmen çocukları büyüdü ve onlar için, ‘çok kültürlülüğün’ problemleriyle boğulmak elzem oldu. ‘Cache’ bu açıdan tartışmayı doğru eksenlere oturtan bir çalışmaydı.
Ama madem bu kez önümüze ‘Ölümcül Oyunlar’ atılmış, önce ilkini izlemeyenler ya da konuyu unutanlar için bir hatırlatmada bulunalım. Üç kişilik bir burjuva ailesi, ‘malikanelerine’ döndüklerinde tuhaf görünümlü iki iyi aile çocuğu tarafından bir anlamda esir alınırlar. Davetsiz konuklar, “Sizde fazla yumurta var mı, yan evden istiyorlar” klişesiyle daldıkları özel hayatlara, kendilerince zulüm gösterip işi cinayete kadar vardıran zamane şiddetyenlerindir.
Haneke, korunaklı evlerin aynı sınıftan gelen zalimler tarafından nasıl tarumar edildiğini gösterirken bir anlamda o geniş ve birbirinden uzak malikaneler üzerinden burjuvazinin komşuluk ilişkilerine ve mülkiyet hassasiyetine de dokunduruyor. Daha amiyane tabirle, ‘O kadar uzak yerleşirseniz, sizi kestiklerinde kimse duymaz’ şeklinde bir sosyolojik okumaya soyunsak, çok mu basite kaçar acep? Peki bu film, Amerikalılara ‘gereken dersi’ verir mi? Tarantino’nun ‘plastik şiddet’ini seven ve yücelten bir topluma Haneke ne yapabilir ki? Başrollere Naomi Watts ve Tim Roth’u koysanız da sonuç değişmez; nasıl ki son dönemlerde ‘Ortadoğu’da bizim işlediğimiz günahlar’ başlıklı filmler, etkili sonuçlar vermediyse, Avrupalı bir yönetmenin de koca bir kıtanın fikrini değiştermeye gücü yetmez diye düşünüyorum.
Devamı için tıklayın!
- Yeşim Ustaoğlu filmini anlatıyor / Kerem Akça / Radikal
- Hellboy’lum, ‘Altın’ yazmalım / Uğur Vardan / Radikal
- Okulda defterime, sırama, ağaçlara... / Uğur Vardan
- Zaman düşmez ellerimden yere... / Uğur Vardan
- Sanat cinayet içindir / Uğur Vardan / Radikal
- Reklamın ömrü sinemada uzar / Uğur Vardan / Radikal
- Uyuyan imparator istemiyoruz!/ Uğur Vardan / Radikal
- Batman, ‘Joker’ hakkını kullanırsa... / Uğur Vardan / Radikal
- Malum, boyut değil işlevi önemli / Uğur Vardan / Radikal
- Metropolis 80 yaşında yeniden keşfedildi/Esin Küçüktepepınar
- Radikal'e uğramadan filme gitmeyin! / Uğur Vardan
- Basında A.R.O.G. Fırtınası
- Fakir ama onurlu bir yarışçı! / Uğur Vardan / Radikal
- 'Hulk'ız biz yeniden doğarız filmlerde... Uğur Vardan / Radikal
- ‘Pi sayısı’ yerine ‘21’in peşine düşünce... / Uğur Vardan / Radikal



Helen Mirren, Julie Walters, John Alderton, Linda Bassett, Annette Crosbie ve Philip Glenister'ın oynadığı "Takvim Kızları" adlı film bu akşam 20:45'te Fox ekranlarında...

Kendin olmak seni daha mutlu eder. Senin gibi olmayan insanlardan kabul görmek için neden uğraşıyorsun ?






Seanslar
Fragman
