
Irak'ta savaşan oğlunun ülkeye dönüşte kaybolduğu haberini alan bir babanın bir dedektif gibi iz sürmesini anlatan 'Tanrının Vadisinde', Amerika'nın Ortadoğu politikalarını sorgulayan son dönem anti-militarist yapımlardan biri. Film, vatansever babanın dönüşümünü yansıtmakta çok başarılı.
Vatandaşlık duyguları üst düzeyde Amerikalı babaların, kaybolan oğullarını arama serüveni devam ediyor. 1982'de Costa Gavras'ın filmi 'Missing'de Jack Lemmon, Şili'de faşist general Pinochet'nin Salvador Allende'ye karşı düzenlediği darbe esnasında ortadan yok olan solcu oğlunu arıyordu. Yıllar sonra 2000'lerin başında, bu kez Tommy Lee Jones'un canlandırdığı bir başka baba da, Irak'a demokrasi götürmeye giden birliklerin içinde yer alan oğlunu, Amerika'ya döndükten birkaç gün sonra kaybediyor.
Paul Haggis'in yazıp yönettiği 'Tanrının Vadisinde' (In the Valley of Elah), Irak'ın Amerika tarafından işgalinin beşinci yılını doldurduğu ve 4 binin üzerinde askerini yitirdiği bir dönemde, Bush yönetiminin Ortadoğu politikasını sorgulayan filmler dizisinin bizim yakaya uğrayan son halkası. 'Syriana', 'The Kingdom', 'Rendition', 'Redacted' gibi yapımların ardından gelen 'Tanrının Vadisinde', Mark Boal'un 2004'te Playboy'da yayımlanan 'Death and Dishonor' (Ölüm ve Onursuzluk' adlı makalesinden yola çıkılarak senaryolaştırılmış.
'Crash'la Oscar'a uzanan Paul Haggis, bilindiği gibi Clint Eastwood'un son üç filmi 'Milyonluk Bebek', 'Atalarımızın Bayrakları' ve 'Iwo Jima'dan Mektuplar'ın senaristi. Bu kalemi güçlü senarist-yönetmen, İncil'deki Davut-Golyat mücadelesine gerek ismiyle, gerekse öyküsündeki kimi detaylarla göndermelerde bulunduğu filminde, vatansever bir babanın acısını ve hikâyenin sonundaki değişimini başarıyla yansıtıyor.
Vietnam'da savaşan eski bir silahlı kuvvetler mensubu Hank Deerfield, iki oğlunu da ordunun hizmetine vermiştir. Ne yazık ki büyük oğlu David, 10 yıl kadar önce bir helikopter kazasında hayatını kaybetmiştir. Küçük oğlu Mike ise önce Bosna'da, ardından da Irak'ta görev yapmıştır. Ortadoğu seferi sonrası ülkesine dönen Mike'la irtibatı kesilen baba, durumu kolaçan etmek üzere oğlunun birliğinin bulunduğu New Mexico'daki Fort Rudd'a gider. Mike firari durumdadır ve birkaç gündür, üstleri de ondan haber alamamaktadır. Hank, çok geçmeden ıssız bir yerde bulunan ve parçalara ayrıldıktan sonra yakılan bir cesedin Mike'a ait olduğu haberini alır. İnanmaz ve bir anlamda soruşturmayı kendisi yürütmek ister. Askeri makamların yanı sıra yerel polis teşkilatının umursamaz tavırları da acılı babayı çileden çıkarır. Çaylak kadın dedektif Emily Sanders'la yolları giderek kesişen Hank, yaşanan trajedinin izlerini sürerken kendi önyargılarıyla da yüzleşmek zorunda kalacaktır.
Ters bayrağa dikkat...
'Tanrının Vadisinde', politik mesajını verirken senaryo aritmatiğini de başarıyla kuran bir film. Seyircinin ilgisini sadece Irak'tan dönenlerin gündelik hayattaki travmasına değil, Mike vakası etrafında gelişen bir polisiye örgüye de çekiyor. Haggis'in senaryosu taşıdığı esrarla, sonuna kadar izleniyor. Öte yandan beklenmedik bir şekilde Oscar'a uzanan bir önceki filmi 'Crash'ten daha derin ve daha derli toplu bir çalışma bu. Altmanvari bir üslupla çok karakterli bir yapıya sahip olan 'Crash', bazı yerlerinde 'mesaj da mesaj' tavrıyla sempatisini yitiriyordu. Buradaki temel sorunsa, galiba Amerika'ya bu yakadan bakarken, hazır konuya el atmışken Haggis'ten daha radikal bir film beklememiz. Ama sonuçta, o topraklarda yaşayan Haggis ve ne yazık ki, onun da öfkesinin sınırları var. Yine de filmdeki birkaç sembolik sahneden biri olan bayrağı ters açma meselesi, hele de finaldeki anlamıyla bence son derece kayda değer ve tarihi bir vurgu. Ama öte yandan filmi göklere çıkaran Amerikalı eleştirmenlerin yanı sıra mantıksız bulan ve bahsi olunan bayrağı ters asma sahnesini gülünç ve fazla saçma addedenler de yok değil. Doğrusu bu konuda karar sizin.
Ama filmin hakkının verilmesi gereken bir yer var; o da eski bir gazi olan ve çalışma teknikleriyle, dedektif Sanders'a "1967'de, Vietnam'da değilsin" dedirten Hank'in kişisel dönüşümünü son derece başarıyla vermesi. Hispanik askere "Si... göçmenleri, hep bıçak çekersiniz" diye bağırarak içindeki ırkçılığı kolayca dışarıya yansıtan yaşlı adamın, oğlunun ve belki de ülkesinin gerçek yüzünü gördükçe, kendi önyargılarıyla hesaplaşması, Haggis'in senaryosunun belki de en iyi yanı. Bunda kuşkusuz Tommy Lee Jones'un, Oscar'a aday gösterilmesini de sağlayan dokunaklı performansının da payı var.
Maço bir dünyada ayakta durmaya çabalayan ve Hank'in öyküsüne, biraz da kendi oğluyla paralellik kurarak dahil olan derektif Sanders'ta Charlize Theron, acılı anne rolünde Susan Sarandon ve soruşturmanın askeri kanadında görev yapan teğmen Kirkland'da da Jason Patric, başarılı 'casting'in filmdeki uzantıları. Filmin görüntü yönetmeni ise, Coen'lerin 'İhtiyarlara Yer Yok'unda da kadrajlarına rastladığımız Roger Deakins.
Amerika'da hem 'Redacted', hem de bu film dolayısıyla yönetmenleri Brian De Palma ve Paul Haggis, savaşın başında konuyla hiç ilgilenmeyip 'anti-militarist' trenin vagonlarına son anda atlayarak en önde yer kapmaya çalışmakla eleştirilmişti. De Palma için böylesi bir yargıda bulunmak bence çok acımasız ve haksızca bir tutum. Haggis ise liberal aydın tavrını, hem önceki filminde, hem de senaryolarında göstermiş bir isim. Ama onu da belki şu konuda eleştirebiliriz: İnsan, 'Tanrının Vadisinde'den sonra gidip bir Bond filmine senaryo yazar mı? Kimbilir, belki onun da bu travmatik öykünün ardından bir aksiyona ihtiyacı vardır...
Babası, oğlu, bir de annesi...
'Babam Romulus'u minik oyuncu Kodi Smit-McPhee sürüklüyor.
Haftanın gündeminde babalar ve oğulları var. 60'ların başında geleceğini Avustralya'da arayan Rumen kökenli Romulus Gaita, tutkuyla sevdiği Alman kökenli karısı Christina'yla sorunlu bir ilişki yaşamaktadır. Genç kadın, sevdiği bir başka Rumen olan Mitru'yla da birlikte olmakta, istediği zaman kocasının yanına dönmektedir. Bu durum 11 yaşındaki oğulları Raimond'un ruhunda kapanmayan acılara neden olur.
Devamını okumak için: tıklayın!
- Sanat cinayet içindir / Uğur Vardan / Radikal
- Reklamın ömrü sinemada uzar / Uğur Vardan / Radikal
- Uyuyan imparator istemiyoruz!/ Uğur Vardan / Radikal
- Batman, ‘Joker’ hakkını kullanırsa... / Uğur Vardan / Radikal
- Malum, boyut değil işlevi önemli / Uğur Vardan / Radikal
- Metropolis 80 yaşında yeniden keşfedildi/Esin Küçüktepepınar
- Radikal'e uğramadan filme gitmeyin! / Uğur Vardan
- Basında A.R.O.G. Fırtınası
- Fakir ama onurlu bir yarışçı! / Uğur Vardan / Radikal
- 'Hulk'ız biz yeniden doğarız filmlerde... Uğur Vardan / Radikal
- ‘Pi sayısı’ yerine ‘21’in peşine düşünce... / Uğur Vardan / Radikal
- Aynı suda, Amerika’da olsa bile yıkanamazsınız / Uğur Vardan
- Erkek kral’ın erkek oğlu olmayınca... / Radikal / Uğur Vardan
- Onlar zaten doğuştan ‘darbe’li / Uğur Vardan / Radikal
- Kızları bölmeyin efendiler... / Uğur Vardan



Fox'da bu akşam 23:00'da başrollerini Robert Redford, James Gandolfini ve Mark Ruffalo'nun paylaştıkları Son Kale (The Last Castle 2001) adlı film ekrana geliyor.

Hayattaki en güzel şeyler bedavadır!






Seanslar
Fragman
