Bu da bir başka 'imparatorun yürüyüşü' / Uğur Vardan
Sinema.com 14 Mart 2008, Cuma 14:08

Sergei Bodrov'un üçlemesinin ilk filmi olan 'Cengiz Han', Moğol imparatorunu çocukluk yıllarından alarak ilk büyük zaferine kadar olan süreci anlatıyor. Görkemli savaş sahneleriyle dikkat çeken yapım, acımasızlığıyla ünlü Cengiz Han'ı sevdiği kadının ardından giden bir adam olarak ele almış.

O uçsuz bucaksız ve de verimsiz steplerde bir kadının ayakta durmasının ne kadar zor olduğunu 'Tuya'nın Evliliği'nde görmüştük. Peki ya aynı güzergâhta bir cihan imparatorunun yürüyüşü nasıl olurdu? Ya da nasıl olmuş? Bu sorunun cevabını da, bir üçlemenin ilk adımı olan 'Cengiz Han'da (Mongol) eni konu bulabiliyoruz.

Bizde daha çok 'Dağların Mahkûmu' adıyla gösterilen 'Kavkazskiy plennik'le tanınan Rus yönetmen Sergei Bodrov'un imzasını taşıyan film, geçen ay içinde dağıtılan Oscar'larda 'En iyi yabancı film' dalındaki beş adaydan biriydi.

Kazakistan adına boy gösterdiği Oscar yarışından eli boş dönen çalışma, Moğol hükümdarı Cengiz Han'ın hayatına çocukluğundan itibaren eşlik ediyor ve kazandığı ilk büyük savaşa kadar yolculuğunu sürdürüyor. 120 dakikalık yapımda Bodrov, ele aldığı karakterin hayatındaki kimi köşe taşlarını aktarırken son derece sade, ama iş savaş sahnelerine gelince de epik bir anlatım tutturmuş.

Film 1162 doğumlu Cengiz Han'ı, dokuz yaş civarında küçük bir çocukken karşımıza getirerek başlıyor hikâyesine. Küçük bir Moğol kabilesinin lideri olan Esugui'nin oğlu Timuçin, gelenekler gereği ileride evleneceği kadını henüz o yaşlarda seçmek durumundadır. Zeki ve biraz da başına buyruk bir çocuk olan Timuçin, henüz yolun çok başındayken kendi kaderini kendi tayin eder. Babasının, Merkitlerle olan eski hesaptan dolayı bir Merkit kızıyla evlenmesini istemesine rağmen o, mola verdikleri yerde beğendiği Börte'ye vurulur.

Tarkan misali...
Kendisinden bir yaş büyük olan bu minik kıza "Bekle beni, bir gün gelip seni alacağım" sözünü veren Timuçin, bir anlamda hayatı boyunca hep bu sözü gerçekleştirmek için uğraş verir. Babasının Tatarlar tarafından zehirlenmesinin ardından kendi kabilesinde yaşanan küçük çaplı iktidar savaşında Targutai'ye karşı ilk raundu kaybeden minik Timuçin, hem iklimin, hem de insan ilişkilerinin son derece sert estiği bir coğrafyada, ileride koca ordulara hükmedeceği kişiliğini kazanmaya başlar. Her mücadele, her çarpışma onun için yeni bir adımdır. Targutai'nin esaretinden kaçar, dağlarda tek başına büyür (aslında bir kurtun gözetiminde diyebiliriz; bu da ister istemez aklımıza Sezgin Burak imzalı 'Tarkan'ı getirdi film boyunca). Gençlik dönemine gelince de önce gider Börte'yi bulur ve yanına alır, sonra da savaşımına başlar...

Geleneklerine başkaldırıyor
Bugünden bakıldığında Cengiz Han nasıl bir kişilik; eldeki veriler hâlâ net bir profile ulaştırmıyor bizleri. Batı kültürü açısından ona 'barbar' nitelemesinde bulunulduğunu biliyoruz. Keza Irak, İran gibi ülkelerin yeraldığı bir kültür ikliminde de Cengiz'e bugün iyi gözle bakılmıyor. Sergei Bodrov'un, geçmişte de birçok işe beraber imza attıkları senaristi Arif Aliyev'le birlikte kaleme aldıkları senaryo ise, bütün bu tartışmaları en azından bu film boyutunda görmezlikten gelip yalnız ve kararlı bir adamın mücadelesine ve yükselişine eğilmeyi uygun görmüş.

Örneğin yakın zaman önce NTV'de izlediğimiz ama Cengiz Han'ın hayatına bütünüyle bakan belgeseldeki yaklaşımın izlerini en azından 'üçleme'nin bu ilk adımında göremiyoruz. Bodrov'un filmindeki Cengiz, ne acımasız bir komutan, ne de önüne geleni yakıp yıkan bir barbar. Aksine o geleneklere başkaldıran, Moğol kültürü içinde çok da önemsenmeyen kadınlara çok özel bir değer atfeden, hatta ve hatta aşkı için herşeyi göze alan bir adam. Öyle ki, daha sonra Merkitler tarafından kaçırılan ve muhtemelen hamile bırakılan eşine tekrar kavuştuğunda sonsuz bir mutluluk duyan bu adam, Börte'nin karnında taşıdığı çocuğun kimden olduğunu sorgulamaksızın kendi velayetine alıyor ve ileride onu iktidarının bir parçası haline getiriyor.

Öte yandan hayat hikâyesi içinde son derece önemli bir figür olan ve bazı kaynaklara göre aralarında eşcinsel bir ilişkinin bulunulduğu kankardeşi Camoka'yla olan dostluğu ve savaşı da, filmde gayet dengeli ve mesafeli ele alınmış. Bu arada, Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla birlikte yeniden eski efsanelerine kavuşan ve resmi paralarından uluslararası havalimanlarına kadar birçok yerde Cengiz Han motifini öne çıkaran günümüzün Moğolları ise bu filmden rahatsız olmuş.

Rahatsızlığın nedeni de filmin tarihi gerçekleri saptırması ve Moğolları aşağılamasıymış. Bu yakadan bakıldığında böyle bir sonuca varmak elbette zor ama özellikle Timuçin'in karısı Börte'nin art arda gelen ihanetlerin ardından kocasına Moğollara güvenmemesi konusunda verdiği öğütler ve ait oldukları topluluğun yağmacı özelliklerine yapılan vurgu, kuşkusuz 'torunları' üzmüştür. Bu arada Cengiz Han'ın ele geçirilen yerlerdeki ganimetin askerler arasındaki adaletli paylaşımına ilişkin yaptığı açıklamaların yanı sıra kanunları da, filmin tarihi gerçeklerle örtüştüğü yerler olsa gerek.

Devamını okumak için: tıklayın!

Henüz kimse yorum yapmamış.
Haftanın Filmi
Hancock
Hancock
7.4/10
TV'de bugün
Altın Yumruk İstanbul'da (6 Temmuz2008 21:20 Kanal 1)
Kanal'1 de bu akşam saat 21:20'de Jackie Chan'den soluk soluğa izleyeceğiniz bir macera Altın Yumruk İstanbul'da ekrana geliyor.
Replik
Dövüş Klübü
Bizim neslimiz Büyük Depresyon'u ya da Büyük Savaş’ı yaşamadı. Bizim savaşımız ruhsal bir savaş. Bizim depresyonumuz kendi hayatlarımız...

Tyler Durden

« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com