
Önceki gün Türk basınının yaşlı-genç birçok köşelemecisi, SİYAD'ın seçimlerine dair öfkelerini kusmuşlardı sütunlarında. Yer onların, görüş onların, yapacak bir şey yok, saygı duyuyorum. Öte yandan genç olanlardan bir tanesi, ödüllerinin ezici bir çoğunlukla 'Yumurta'ya gitmesine içerleyip "Ben sinema yazarlarının bu kadar lobici olmasına, sadece entelektüel filmlere prim vermesine şiddetle itiraz ediyorum" yorumunda bulunmuş.
Hay Allah, ben de yıllardır aynı duygularla Akademi jürisinin lobici olup popüler filmlere prim vermesine şiddetle itiraz ediyordum: Lakin görüyorum ki bu kez onlar cephe değiştirmiş. Ama benim onlara itirazım değişmedi. Çünkü bu yıl da Coen biraderlerin entelektüel alemlerde göklere çıkarılan filmi 'İhtiyarlara Yer Yok'u (No Country for Old Man) ödüllendirmelerine bozuldum. Neden mi?...
Önce bugün vizyona giren bu yapıma ilişkin kısa bir özet: Yıl 1980... Çıktığı bir ceylan avı sırasında sonu kanlı biten bir uyuşturucu pazarlığından arta kalanlara rastlayan Teksaslı eski Vietnam gazisi Llewelyn Moss, olay mahalinde bulduğu içi iki milyon dolarla dolu çantayı yanına alır. Hesaplaşma sonucu hayatta kalan tek Meksikalının "Nolur bir yudum su" isteğine ise karşılık vermez. Ama eve döndüğünde bunu bir vicdan sorunu haline getirir ve tekrar çatışma alanına gelir. Lakin bu kez başka bir gruba rastlar. Ne yazık ki elini belli etmiştir. Paranın peşinde olanlar, Moss'un arkasına tuhaf bir kiralık katili takarlar. Anton Chigurh adlı bu katil, Moss'un peşinden iz sürecek, arada da yoluna çıkanları temizleyecektir. Civarın yaşlı şerifi Ed Tom Bell ise, Moss'un olaydan kazasız belasız çıkması için karısı Carla Jean'i uyarır ama iş işten geçmiştir...
Çok muhteşem olmasa da iyi bir gerilim filmi övgüsünü belli ölçülerde hak eden 'Kuzuların Sessizliği', sinemaya çok kötü bir miras armağan etti: Hannibal Lecter... Güneş altında yeni söz bulmakta zorlananlar için biraz da işin kolayına kaçmaktı Lecter. Bundan böyle, öykülerini anlatım ve de karakterler düzeyinde zenginleştiremeyenler, biçimci bir anlayışla aralara hep Lecter varyasyonlarını attılar. Artık 'tuhaf, mantık dışı, duygusuz, mümkünse zeki bir seri katil' prototipi ve onun Freudyen öyküsü, hikâyenin en önemli motifi haline dönüşüverdi. Yeni sinema seyircisi bu karakterizasyonu sevip kutsadıkça ve neredeyse her gerilim filminde aradıkça da, 'yaratıcı kanat'ın süngüsü düştü, 'katil güzellemeleri' ön plana çıkmaya başladı. Şimdilik bu meseleyi bir nokta koyup, Coen kardeşlerin son çalışmasındaki diğer temaya göz atalım diyorum.
Yazının devamı için:tıklayın!
- Radikal'e uğramadan filme gitmeyin! / Uğur Vardan
- Basında A.R.O.G. Fırtınası
- Fakir ama onurlu bir yarışçı! / Uğur Vardan / Radikal
- 'Hulk'ız biz yeniden doğarız filmlerde... Uğur Vardan / Radikal
- ‘Pi sayısı’ yerine ‘21’in peşine düşünce... / Uğur Vardan / Radikal
- Aynı suda, Amerika’da olsa bile yıkanamazsınız / Uğur Vardan
- Erkek kral’ın erkek oğlu olmayınca... / Radikal / Uğur Vardan
- Onlar zaten doğuştan ‘darbe’li / Uğur Vardan / Radikal
- Kızları bölmeyin efendiler... / Uğur Vardan
- Evlat acısı hiçbir şeye benzemez / Radikal / Uğur Vardan
- Festivale yeni vizyon katkısı / Uğur Vardan / Radikal
- Vadim o kadar 'kayıp'tı ki... / Uğur VARDAN / Radikal
- SİYAD'a festivalde şike yapıldı / Kemal Yılmaz-Radikal
- Bu da bir başka 'imparatorun yürüyüşü' / Uğur Vardan
- 'Panayır canlı bir organizma gibiydi' Bahar Çuhadar / Radikal


Kanal'1 de bu akşam saat 21:20'de Jackie Chan'den soluk soluğa izleyeceğiniz bir macera Altın Yumruk İstanbul'da ekrana geliyor.

Bir korsan için bugünlerde ayakta kalmanın tek yolu diğer korsanlara ihanet etmek.
Kaptan Barbossa










