"Kabadayı": Kurşundan ölenler
Övgü Gökçe 14 Aralık 2007, Cuma 00:00
Ömer Vargı, son filmi "Kabadayı"da Yavuz Turgul'un senaryosunu güçlü bir oyuncu kadrosuyla bir araya getiriyor. Özellikle Kenan İmirzalıoğlu'na dikkat!
Ömer Vargı'nın uzun süredir merakla beklenen son filmi, eski usul kabadayı dünyasıyla bugünün mafya ortamını bir aşk hikâyesi çevresinde bir araya getiriyor. Ali Osman (Şener Şen) silahını tövbe edip bırakmış, sakin hayatını sürdüren bir ağır adam. Devran (Kenan İmirzalıoğlu) basamaklarını teker teker çıktığı mafya dünyasında ne yapıp edip ele geçirmek istediği Karaca için her türlü raconu alaşağı edecek kadar gözü dönmüş bir 'deli' kanlı. Ali Osman'ın yıllar sonra varlığından haberdar olduğu oğlu Murat'ın hayatına dahil olma çabası, Murat'ın sevgilisine kafayı fena halde takmış Devran'ın bu uğurda herkesi harcamayı göze aldığı bir çatışmada zorunlu bir taraf olmasını beraberinde getiriyor. Peşi sıra gelişen olaylar dizisinde iki tarafın da kaderi, haklı ve haksızı eşitleyen ölüm oluyor. Kurşundan ölüyorlar.

Duygu sorunu

"Kabadayı", üzerine konuşma isteği uyandıran bir film. Öncelikle Ömer Vargı'nın filmde farklı nesillerden iyi oyuncuları bir araya getirme konusunda gösterdiği başarının ve filmin bütününde mekân kullanımı ve sanat yönetimine sinen özenin hakkını teslim etmek gerekiyor. Gelgelelim, filmin olay örgüsündeki hemen hemen bütün taşları yerli yerine oturtan başarılı dramatik yapısına karşın, işle(ye)meyen bir duygusu var. Sorunun tam olarak nereden kaynaklandığını tespit etmek kolay değil. Çok karakterli ve olaylı bir hikâye anlatırken matematiksel olarak paylaştırılmaya çalışılan derinlik, uzun bir film zamanı içinde eşit dağılmıyor. Belki de bu yüzden, dramatik açıdan çok kuvvetli olan pek çok nokta, tırmandırıldığı sahnelerde beklendiği etkiyi yaratamıyor. Bunların en önemlisi Ali Osman ve hayatı boyunca haberdar bile olmadığı oğlu Murat arasındaki ilişki. İkisini zorunlu olarak bir araya getiren ve Murat'ın bütün inkarlarına rağmen onu Ali Osman'a, Ali Osman'ı da ettiği tövbeyi bozmaya ve eline silah almaya mecbur eden koşullar ne kadar iyi ele alınırsa alsın, bu olay örgüsü içinde geliştirilmeye çalışılan baba-oğul ilişkisi kifayetsiz kalıyor. İlk defa teke tek kaldıkları ve iyi diyaloglarla ilerleyen 'ahbaplık'ları, sığındıkları çiftliğin pastoral ve rastlantısal görüntü kurgusu içinde kayboluyor. Oysa iki iyi oyuncunun yalnızca seslerinden değil yüzlerinden de faydalanmak ve içinde bulundukları keşmekeş içinde birbirlerini baba ve oğul kılma çabalarını gündelik hayatın önemsiz gibi görünen anlarına –mesela bir yemek sofrasında geçen ufak bir çatışmaya- yaymak belki de daha iyi bir sonuç verebilirdi. Bu baba-oğul ilişkisi bizim için yeterince derinleşebilseydi, filmin vurucu finalinde beklenen etkiyi yaratabilirdi.
Benzer bir durum Ali Osman ve eski silah arkadaşları arasındaki ilişki için de geçerli. Filme adını veren ve artık emekliye ayrılmış bir dünyayı ve değerler sistemini temsil eden bu eski tüfek grup, seyirciyi hikâyeyle tanıştırma faslında önemli bir işlev üstleniyor; hatta bu ekibi, Türk sineması içinde benzerine rastlanmayacak türde ve kendi başına bir filmi taşımaya yetebilecek derecede yaratıcı ve matrak bir öğe olarak düşünmek mümkün. Ne var ki, zor bir seçimle karşı karşıya kaldıklarında ununu elemiş eleğini asmış, görmüş geçirmiş ve çok geniş imkânlara sahip bu kadar adamın olay örgüsü açısından etkili olacağı varsayılan bir ihanete kapılmaları inandırıcı olmuyor. Filmin bu gibi temel noktalarda yaşadığı duygu sorunu, bütününde iyi halledilmiş sahnelerin ya da karakterlerin aslında ihtiyaç duyulmayan tekrarlar yüzünden sekteye uğramasıyla da kendini gösteriyor. Eşcinsel Sürmeli karakterinin temsili sırasındaki bazı diyaloglar ya da bar baskınının geriye dönüşle seyirciye gösterildiği sahne, zaten anlatılmış olana yeni bir şey katmayan ve filmin zamanında ve duygusunda sarkmaya sebep olan birkaç örnek. Film müziğinin anlam ve duygu yaratmak konusunda yetersiz kaldığını da eklemek gerek.

Sonuçta, "Kabadayı"yı izlediğinize pişman olmazsınız. Olsa olsa salondan daha iyi bir film olabilirdi, diye yazıklanarak çıkarsınız.

Kimler İzlemeli:

  • Şener Şen'i özleyenler ve Kenan İmirzalıoğlu'nun en iyi performansını görmek isteyenler.
  • 'Racon' mevzusuna gönül verenler…

    Kimler izlememeli:

  • Her türlü yerli filmde karşımıza çıkan erkek mitolojisi kotalarını doldurmuş olanlar.
  • Şırıl şırıl ağlayacakları hafif bir hikâyeyle karşılaşmayı bekleyenler.
  • Toplam 7 yorum yapılmış. Yorumları görmek için tıklayın.
    TV'de bugün
    Philadelphia (01 Aralık 2008 Cnbc-e, 22:00)

    Tom Hanks’e En İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar ödülü getiren "Philadelphia", bir dönemin AIDS hastalığına hukuki ve toplumsal bakışını gözler önüne seriyor. Bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de yayınlanacak olan "Philadelphia" yı kaçırmayın!

    Replik
    Arizona Rüyası
    Bir balık asla düşünmez çünkü balıklar herşeyi bilir.
    « »
    Copyright © 1998-2008 Sinema.com