
Şarkın afakını sarmışsa şiddet dolu duvar...
Rus sözcüğünün çağrıştırdığı şeyler ilk elde neler olabilir? Çar, Lenin, komünizm, Dostoyevski ya da (ne yazık ki) 'Nataşalar' mı?... Hangisi? Kim bilir belki de 'matruşka'... İç içe geçmiş bebekler de hatırlatmaz mı kuzey komşumuzu?..
David Cronenberg'in Londra'da geçen ama öyküsünün kökleri, neredeyse Urallar'a kadar uzanan son filmi 'Şark Vaatleri'nde (Eastern Promises) de bir bebek var ve içinden başka bebekler değil ama ilginç ilişkiler ağı çıkıyor. Londra'daki bir hastanede ebelik yapan Anna, çocuğunu doğurduktan sonra ölen 14 yaşındaki göçmen Tatyana'nın geride bıraktığı günlükteki izleri sürmeye kalkıyor. Lakin Kirilce'yi çözemediği için de, etraftaki Rus cemaatinden yardım istiyor. Ne var ki kapısını çaldığı kişi bir Rus lokantasının işletmecisi olan yaşlı Semyon, onun için doğru adres değildir. Çünkü huzur verici lokantanın perde arkasında huzursuz edici dolaplar dönmektedir. Sorunlu oğlu Kirill ve şoförleri Nikolay'la da tanışmak durumunda olan Anna, yavaş yavaş Londra'daki Rus mafyasının ağlarına takılıyor. Üstüne üstlük ebeveynleri de Rus göçmeni olan genç kadın için artık ailesi tehdit altındadır.
Filmin Türkçe adı olan "Şark Vaatleri", öykünün dertlerini tam olarak yansıtabiliyor mu bilmiyorum ama Cronenberg galiba 'şark'a özgü'lükle, 'garp'ın bu durum karşısındaki konumu üzerine zihin jimnastiğine soyunuyor sinemadaki son adımında. İşin içine kuşkusuz polisiye de giriyor; keza son zamanların favori serileri "Testere" ve "Hostel" örnekleri nezdinde, şiddetin, kesip biçmenin sınırlarını yeniden çizme de... Stephen Frears'ın bir Türk göçmen kızı olan Şenay'ın Londra'da yaşadıklarını anlattığı "Kirli Tatlı Şeyler"in senaristi Steven Knight'ın kaleme aldığı metinden çekilen film, nedense fazla Frears kokuyor. Tıpkı onun hem "Kirli Tatlı Şeyler"inde, hem de "Benim Güzel Çamaşırhanem"de resmettiği ve hissettirdiği az karakterli, kara, kasvetli ve hoş olmayan bir Londra var burada ve "Nothing Hill" türü Amerikanvarı romantizmden ya da "About A Boy" türü çocuk ruhlu erkek hâkimiyetindeki şehirden eser yok. Kuşkusuz herkesin Londra'sı farklı. Ne var ki, daha önce de "Spider"la uğradığı bu kentte Cronenberg, bir anlamda beyazperdedeki bir önceki adımı olan "Şiddetin Tarihçesi"nin izinini de sürüyor aynı zamanda.
Kanada kökenli yönetmene ait eski tanımlara, aslında bayağı bir süredir uzağız. Ne tuhaf yaratıkların tuhaf sevişmelerine, ne giderek sineğe dönüşen kahramanlara, ne de bedenden bedene taşınan virüslere rastlıyoruz artık Cronenberg onun filmlerinde. Ama yine de burada da bir bedeni seyretmekten kendimizi alıkoyamıyoruz. Viggo Mortensen'in dövmelere bulanmış vücudunu hem Vory V Zakone adlı gizli suç örgütü için yemin ederken, hem de Türk hamamında Çeçen haydutlar tarafından tuzağa düşürüldüğünde gözümüze sokuyor Cronenberg.
'Ben çoktan ölmüşüm'
"Şark Vaatleri", şiddetin içinde yüzmeye alışmış bir adamla (Nikolay, 'Yemin seremonisi'nde "Ben çoktan ölmüşüm, hem de 15 yaşından beri" diyor), bebeğin bakımını üstlenirken ve talihsiz annesinin bir anlamda intikamını alırken şiddetle yüzleşmek zorunda kalan bir kadının hikâyelerini kesiştiriyor. Bu kesişimden ne çıkar? Muhtemelen bir aşk hikâyesi. Nitekim ebe, şoföre ilgi duyuyor, şoför de ebeye... Bu yüzeydeki meselelerin geri planında ise kişiden kişiye farklı yorumlanmaya açık bir konu var: Şark ve garp, akabinde de medeniyetler çatışması (ya da ittifakı). Doğu, meselelerini hep şiddetle hallediyor; Rus, Çeçen, Kürt kökenli Türk fark etmiyor; ister berber salonunda, ister (eski) Highbury Stadı'nın çevresindeki maç kalabalığı içinde, isterse bir hamamın mermer zemini üzerinde; silah da bir tür namertliğin ve Doğu usulü acımasızlığın simgesi olan bıçak. Peki Batı ne yapıyor? Kökenleri Doğulu da olsa, kendinden bellediğine, kuralcılığı ve şüpheciliği öğretiyor. Anna, hep kanunlardan yana, hep şüpheci (günlüğün kendisini değil, fotokopisini veriyor mesela). Batı'nın saflığını ve bir anlamda 'demokrasi'ye olan inancını üzerinde taşıyor. Cronenberg'i farkında olarak ya da olmadan, iflah olmaz Batıcı konumuna taşımak ve onu bu nokta üzerinden yargılamak belki haksızlık olur ama yine de "Şark Vaatleri"ni (eğer isterseniz) bu açıdan okumak da mümkün.
Filmi sevdiren öğelerin başında ise Viggo Mortensen'in muhteşem performansı geliyor. Usta oyuncu, Yeşilçam'daki 'baba kötü adam' motifine denk düşen bir karakteri, herkes için inandırıcı bir figüre dönüştürüyor. Sadece seyirci için değil, Vory V Zakone üyeleri için de...
Keza Armin-Mueller Stahl de, tıpkı 'Müzik Kutusu'nda olduğu gibi geçmişi fazlasıyla kirli bir babada yine akılda kalıcı bir portreye imza atıyor. Naomi Watts da sarışınlığının yanı sıra kırılgan ama aynı zamanda da inatçılığıyla gerçek bir 'Batılı' olup çıkıveriyor. Anna'nın annesinde ise Sinead Cusack'a, amcası Stepan'da da Polonyalı ünlü yönetmen Jerzy Skolimowski'ye rastlıyoruz.
Hamama giren terler
Şark'ın vaatleri bitmez ama filmin vaatlerinden dolayı değil de, kimi mantık hatalarından dolayı inandırıcılığını kaybettiği sahneler var. Özellikle bir tanesi çok zorlama; söyleyerek seyir zevkinizin üzerine limon sıkmak istemem ama 'bebek'li bölümlere dikkat diyerek ipucu vereyim. Şiddet sahnelerine gelince; parmak kesmek de dahil, seyirci ruhumuzda 'Testere' ya da 'Hostel'vari etkiler yapmıyor ama yine de insanın sinirlerini zorluyor. Şiddetin ağababası olarak nitelenmeyi hak eden hamamdaki kapışma sahnesi ise, filmin unutulmaz anları arasında. Üstelik, o Türk atasözünde olduğu gibi burada da 'Hamama giren (herkes) terliyor'. Hem karakterler, hem de seyirciler...
Devamını okumak için tıklayın!
- Radikal'e uğramadan filme gitmeyin! / Uğur Vardan
- Basında A.R.O.G. Fırtınası
- Fakir ama onurlu bir yarışçı! / Uğur Vardan / Radikal
- 'Hulk'ız biz yeniden doğarız filmlerde... Uğur Vardan / Radikal
- ‘Pi sayısı’ yerine ‘21’in peşine düşünce... / Uğur Vardan / Radikal
- Aynı suda, Amerika’da olsa bile yıkanamazsınız / Uğur Vardan
- Erkek kral’ın erkek oğlu olmayınca... / Radikal / Uğur Vardan
- Onlar zaten doğuştan ‘darbe’li / Uğur Vardan / Radikal
- Kızları bölmeyin efendiler... / Uğur Vardan
- Evlat acısı hiçbir şeye benzemez / Radikal / Uğur Vardan
- Festivale yeni vizyon katkısı / Uğur Vardan / Radikal
- Vadim o kadar 'kayıp'tı ki... / Uğur VARDAN / Radikal
- SİYAD'a festivalde şike yapıldı / Kemal Yılmaz-Radikal
- Bu da bir başka 'imparatorun yürüyüşü' / Uğur Vardan
- Aslında ihtiyarlara yer çok da... / Uğur Vardan-Radikal


Radha Mitchell, Sean Bean ve Laurie Holden'ın oynadığı Sessiz Tepe adlı korku filmi bu akşam Kanal 1 ekranlarında...

"İtalya’da 30 yıl boyunca Borjiyalar vardı. Yani savaş kıyım, cinayet... Ama Michelangelo, Leonardo ve Rönesans aynı dönemde var oldular. Oysa İsviçre'de kardeşlik, 500 yıllık demokrasi ve barış vardı. Ama ne yaratabildiler? Sadece guguklu saat!..."











